10 soruda a’dan z’ye diyabet

diyabbtt

Vücuttaki insülin metabolizmasının bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan diyabet, varlığıyla tüm vücudu etkisi altına alabiliyor. Kilo kontrolü, sağlıklı beslenme biçimi ve düzenli egzersiz ise bu hastalıktan korunmada önem taşıyor.

 

 

 

 

1921’de insülini bularak diyabet hastası milyonlarca kişinin tedavisini mümkün kılan Fredrick Bantig’in doğum yıldönümü anısına, her yıl 14 Kasım tarihi Diyabet Günü olarak çeşitli etkinliklere sahne oluyor. Tüm dünyada ve ülkemizde toplumun diyabet konusundaki farkındalığının artması amacıyla paneller, söyleşiler ve kampanyalar düzenleniyor. Çağımızın en önemli hastalıklarından biri olarak kabul edilen diyabet hakkındaki sorularımızı Medical Park Antalya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Şanlı Sayın yanıtladı.

DİYABET NEDİR?
Pankreas bezinden insülin salgısının azalmasıyla, kandaki şeker düzeyinin artış göstermesi diyabet, halk arasındaki yaygın kullanımıyla şeker hastalığı olarak tanımlanıyor. Bu hastalık ülkemizdeki toplam nüfusun yaklaşık yüzde 14’ünde görülüyor. Diyabet, yaşamın her döneminde ortaya çıkabildiği gibi, tedavi edilmediği takdirde ciddi organ hasarlarına neden olabiliyor. 21. yüzyılda tüm ülkelerin gündeminde toplum sağlığını tehdit eden en ciddi kronik hastalıklardan biri olarak adlandırılıyor. Öte yandan, diyabet günümüzde birçok ülkede yaşam kaybına neden olan ilk beş hastalık içinde yer alıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun yaptığı çalışmalar sonucu dünyada 240 milyonun üstünde diyabetli hasta olduğu biliniyor. Bu rakam her yıl artmaya devam ediyor. Hastalığın hızla yayılmasındaki en önemli etken ise içinde bulunduğumuz çağda hızla gelişen teknolojinin, insan hayatına getirdiği değişiklikler sonucu oluşan yeni yaşam tarzı olarak belirtiliyor.

TÜRLERİ NELER?
Çocukluk çağında insülin hormonunun eksikliğine ya da yokluğuna bağlı Tip 1 diyabet görülüyor. Erişkinlikte ise insülin hormonuna direnç ya da insülin hormonunun cevap vermemesi Tip 2 diyabet şeklinde ortaya çıkıyor. Obezitenin çocuklar arasında yaygınlaşması, bu grupta Tip 2 diyabetin görülmesine de yol açıyor. Diğer diyabet türleri ise gebelik, ilaç ve pankreas hastalıklarına bağlı diyabet olarak sıralanıyor.

GİZLİ ŞEKER NEDİR?
Gizli şeker adıyla, bilimsel bir kavram bulunmuyor. Ancak 75 gram oral glikoz tolerans testi yani şeker yüklemesiyle ortaya çıkan diyabet türüne gizli şeker adı veriliyor.

HASTALIĞIN ORTAYA ÇIKMASINDAKİ RİSKLİ GRUPLAR HANGİLERİ?
Ailede diyabet öyküsü olan kişiler, kilolu bireyler, gebelikte şeker tanısı alanlar, 4,5 kilo üzerinde doğum yapanlar riskli grupta yer alıyor. Sedanter (hareketsiz) hayat tarzı sürdüren ve polikistik over sendromu olan kişiler de diyabet açısından risk taşıyor.

NASIL BELİRTİ VERİYOR?
Hastalık genelde belirti vermiyor. Ama çok su içme, aşırı idrara çıkma, ağız kuruluğu, kilo kaybı, halsizlik ve yorgunluk en sık görülen diyabet belirtileri arasında yer alıyor.

TANI NASIL KONUYOR?
Kanda bakılan akış değeri 126 mg/dl, 75 gram şeker yükleme testinden iki saat sonra kan şekeri 200 mg/dl veya rastgele bakılan kan şekeri değeri 200 mg/dl’nin üzerindeyse kişi diyabet tanısı alıyor.

HANGİ YÖNTEMLERLE TEDAVİ EDİLİYOR?
Diyabetin risk faktörleri arasında, fiziksel aktivitenin azlığı ve obezite (şişmanlık) önemli yer tutuyor. Bu nedenle tüm diyabet hastalarının, hatta diyabet riski taşıyanların da yaş, fizik kapasitesi ve eşlik eden sağlık sorunları göz önünde bulundurularak düzenli egzersiz programı uygulaması gerekiyor. Diyabet tanısı alan herkesin yaşına, kilosuna, fiziksel aktivitesine uygun bir beslenme programı sürdürmesi de önem taşıyor. Diyabet tedavisinde egzersiz ve diyet tedavisine rağmen kan şekeri halen yüksek seyrediyorsa, şeker düşürücü ilaçlarla medikal tedavi uygulanıyor. Farklı etkileri ve kullanım şekilleri bulunan çeşitli şeker düşürücü ilaçlardan uygun olanı, hastayı takip eden doktor tarafından seçilerek tedaviye ekleniyor. İlaç tedavisinde diyabet hastasının ilaçlarını zamanında ve doktorun uygun gördüğü dozda kullanması önem taşıyor. Tip 1 diyabet tedavisinde şeker düşürücü ilaç yerine, doğrudan insülin tedavisi uygulanıyor. Tip 2 diyabet tedavisinde ise kan şekeri regülasyonu, diyet, egzersiz ve şeker düşürücü ilaçlarla sağlanamıyorsa insülin tedavisine gerek duyuluyor.

BU HASTALIKTAN KORUNMAK MÜMKÜN MÜ?
Diyabetin en önemli nedenlerinden biri obezite. Bu nedenle kilo kontrolü diyabete karşı alınabilecek önlemler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Şeker hastalığından korunmak için mümkün olduğunca fazla hareket edilmesi gerekiyor. Çünkü hareket etmek vücut hücrelerindeki insüline duyarlı maddeleri artırıyor. Böylece insülin vücutta daha verimli kullanılıyor. Düzenli olarak tahıl tüketilmesi de kan şekerini düzenlemeye yardımcı oluyor. Fast food beslenme tarzının diyabete davetiye çıkardığının da unutulmaması gerekiyor. Öte yandan stres kan şekerini yükselten en önemli faktörlerden biri olduğu için kişilerin stres kontrolü sağlaması önem taşıyor.

BU HASTALIĞIN ORTAYA ÇIKIŞINDA GENETİK YA DA ÇEVRESEL FAKTÖRLER ETKİLİ Mİ?
Özellikle Tip 2 diyabet gelişiminde genetik yatkınlığın önemli etkisi var. Çevresel faktörlerin rolü olduğu bilinse de bugün için diyabet hastalığının nedeni henüz tam olarak anlaşılamıyor.

DİYABETİN NEDEN OLDUĞU YA DA SEMPTOMLARINI ARTIRDIĞI RAHATSIZLIKLAR VAR MI?
Bu hastalık uzun dönemde organlara zarar veriyor. Başta göz ve böbrek olmak üzere kalp-damar, sinir sistemi üzerine olumsuz etkileri oluyor.

Diyabet hastalığının ortaya çıkış sıklığı göz önüne alındığında kadınlar ile erkekler arasında anlamlı bir fark bulunmuyor. Ama bazı durumlar kadınların aleyhine işleyebiliyor. Özellikle gebelik, kadınların diyabetle olan ilişkisinde önemli bir dönem oluyor.

Toplumda diyabet hastası kadınların gebe kalmasının zor ya da mümkün olmadığına dair birtakım inanışlar var. Dr. Esin Şanlı Sayın diyabet hastalarının gebe kalmadan önce kan şekeri seviyelerinin istenilen düzeyde olması gerekliliğini belirterek, süreci şu sözlerle anlatıyor: “Gebelikten önce insülin tedavisine başlanıp, gebelik boyunca da devam ediliyor. Diyabetik gebelerin 40 haftalık süreçte sık sık kan şekeri ölçümü ve kontrolü yapılıyor.”

YÜKSEK DOĞUM KİLOSUNA DİKKAT!

Daha önce diyabet hastası olmayan kadınlarda, gebelik süresinde gebelik diyabeti görülebiliyor. Özellikle gebeliğin ikinci yarısında plasentadan salgılanan hormonların etkisiyle insülin hormonuna karşı hücrelerin duyarlılığı azalıyor. Bu durum da insülin direncine, dolayısıyla hiperglisemiye yol açıyor. Diyabetik olmayan gebelerde insülin direncindeki bu artış, insülin üretimindeki artış ile kolaylıkla karşılanabiliyor. Fakat sınırlı ya da hiç insülin rezervi olmayan diyabetik gebelerde, insülin direnci gebelik ilerledikçe artıp, kan şekerinin giderek yükselmesine yol açıyor.

Overt diyabetli annelerin bebeklerinde ciddi doğumsal anormallik görülme ihtimalinin yüzde 6-12 arasında olduğunu belirten Dr. Sayın, “Bu genel popülasyonun 6-7 katıdır. Bütün diyabetik gebeliklerde annede hipertansiyon, açıklanamayan düşükler, sık tekrarlayan idrar yolu ve vajinal enfeksiyon, iri bebek ve buna bağlı olarak artmış zor doğum ya da doğum travması ile sezaryen oranları ve bebeğin su miktarında artış, anne karnında gelişme geriliği, erken doğum ve doğum sonrası sarılık görülme ihtimalleri artıyor. Gebelik diyabeti, genellikle doğumu takip eden günlerde normale dönüyor. Kadınların yüzde 10’unda ise diyabet kalıcı olabiliyor. Ancak gebelikte diyabet tanısı alan kişilerde, ileriki yaşlarda bu hastalığın görülme ihtimalinin yüksek olabildiğinin unutulmaması gerekiyor” diyor.

CİNSEL HAYATI ETKİLEYEBİLİYOR
Diyabet vücuttaki birçok sistemin yanı sıra cinsel fonksiyonları da etkileyebiliyor. Hastalık erkeklerde erektil disfonksiyona sebep olurken, kadınlarda da birtakım cinsel sorunlar ortaya çıkabiliyor. En sık cinsel isteksizlik, vajina kuruluğu, cinsellikten alınan hazzın giderek azalması gibi sorunlara rastlanıyor. Daha da ilerlemiş vakalarda cinsel ilişki sırasında ağrı hissi de görülebiliyor. 

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

Dr. Esin Şanlı Sayın, toplumda diyabete ilişkin birçok ön yargı ve yanlış inanış bulunduğunu belirterek, bunların en öne çıkanlarını anlattı:

• Tip 2 diyabetin sadece yetişkinlerde görüldüğü şeklinde yanlış bir kanı var. Oysa son yıllarda obeziteye çocukluk çağında da sık rastlanması Tip 2 diyabetin bu grupta görülme oranını artırıyor.

• Çok şeker yiyen kişilerin şeker hastası olduğu düşüncesi gerçeği yansıtmıyor. Dolayısıyla fazla miktarda şeker tüketmek diyabete yol açmıyor.

• Toplumda “İnsülin bağımlılık yapar” şeklinde çok yaygın bir inanış var ama bu doğru değil. Diyabet çoğunlukla insülin üretilmediği için oluşuyor. Dolayısıyla insüline başlandığında bırakılamaz diye bir durum bulunmuyor.

• Sanılanın aksine diyabet hastalarının spor yapmasında bir engel yok. Tek yapılması gereken spor öncesi ve sonrasında şeker ölçümünün ihmal edilmemesi. Öte yandan sabah aç karnına spor yapmak, hipoglisemi riskini doğuracağından bu saatler genellikle tavsiye edilmiyor.

Ayşegül Uyanık Örnekal
Formsanté 2015 – Kasım sayısı

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here