A’dan Z’ye gastrit, ülser ve reflü

Midede yanma, şişkinlik ve ağrı… Hatalı beslenme, kötü alışkanlıklar ve çevresel etkenler nedeniyle oluşan mide sorunlarından şikayet etmeyen yok gibi. Çoğumuz midemizin alarm sinyallerini görmezden geliyor, geçici yöntemlerle çözüm bulmaya çalışıyoruz. Oysa, gün geçtikçe görülme sıklığı artan bu hastalıklar tedavi edilmezlerse ciddi tablolara dönüşebiliyor; örneğin mide kanaması veya delinmesi gibi!

Ayaküstü beslenme alışkanlığı, gelişigüzel alınan ilaçlar, aşırı tüketilen sigara ve alkol ve stres… Gündelik yaşam alışkanlıklarımız gittikçe olumsuz yönde değişiyor. Bu karamsar tablodan en fazla payını alanlardan biri midemiz. Ağrılar, ekşime, şişkinlik ve kramplarla aslında bize tepkisini anlatmaya çalışıyor! Ülser, gastrit ve reflü… Çok değil, bundan 10 yıl öncesine dek orta yaş hastalığı olarak görülen bu hastalıklar, günümüzde gençleri, hatta okul çağındaki çocukları bile etkisi altına alabiliyor. Çoğumuz midemizdeki yakınmaları hafife alıyor, elimizin altında bulunan ağrı kesicilerden medet umuyoruz. Görüşlerine başvurduğumuz uzmanlar ise mide sorunlarının kesinlikle göz ardı edilmemeleri gerektiğini vurguluyor. Çünkü, bu hastalıklar tedavi edilmediklerinde midede darlık, kanama ya da delinmeye neden olarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor, hatta uzun dönemde mide kanserine bile dönüşebiliyor! Biz de bu ay en sık görülen mide hastalıkları olan ülser, gastrit ve reflüyü mercek altına aldık. Şikayetlerinizden kurtulmanız için etkili bir rehber hazırladık.

REFLÜ Halk arasında “reflü” olarak bilinen “Gastro Özofageal Reflü” hastalığı, mide içeriğinin yemek borusuna kaçması olarak tanımlanıyor. Reflü, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sık görülüyor. Yapılan çalışmalar, her 5 erişkinden 1’inin çeşitli derecelerde reflü şikayetleri olduğunu ortaya koyuyor. Reflü hastalığının kökeninde, yemek borusunun uzun süre ve fazla miktarda mide asidik içeriği ile teması yatıyor. Mide asidik içeriğinin yemek borusuyla uzun süreli temas etmesi de bu bölgede hasara yol açıyor ve yanma hissine neden oluyor. Yemek borusunun arkasında oluşan yanmanın yanı sıra, ağza gıdaların ve acı suyun gelmesi kişiyi oldukça rahatsız ediyor. Anadolu Sağlık Merkezi”nden İç Hastalıkları ve Gastroentereloji Uzmanı Dr. Aysun Bozbaş, reflünün mutlaka teşhis ve tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu, aksi halde ciddi sorunların ortaya çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Örneğin yemek borusunda ülser, kanama ve darlık oluşabiliyor. Bunların yanı sıra, sürekli aside maruz kalmayla birlikte, yemek borusunda ve yemek borusunun özellikle alt kısmında zaman içinde reflüye bağlı hücresel değişiklikler gelişebiliyor. Bu hücresel değişiklikler, kanser gelişme riski taşıyan önemli bir sorun.

NASIL BELİRTİ VERİYOR?

Reflü, herkeste zaman zaman görülebiliyor. Ancak yemeklerden sonra ortaya çıkan ve günde 10-15 kez tekrarlayan bu durum, kişiyi rahatsız edecek boyutlara ulaştığında hastalık olarak kabul ediliyor. Hastalar, sıklıkla mide yanması şikayetiyle doktora başvuruyor. Bunun yanı sıra; göğüste yanma ve ekşime, boğaza doğru acı su gelmesi, ağız kokusu gibi yakınmalar gelişiyor. Dr. Aysun Bozbaş, reflünün her zaman bu tür tipik belirtilerle ortaya çıkmadığına, farklı yakınmalarla da seyredebildiğine dikkat çekiyor. Reflü bazen nefes alma güçlüğü yüzünden astımla karıştırılıyor, bazen göğüs ağrısı yapıp, “kalp” endişesi yaşatıyor. Özellikle yemeklerden sonra ve tok karnına yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, geğirme ve boğulma, göğüste takılma ve sıkışma hissiyle birlikte kalbe baskı ve çarpıntı hissedilebiliyor, derin nefes almada güçlük çekilebiliyor. Reflü; diş minesi kaybı, ses kalınlaşması, kronik sinüzit, larenjit, hatta astım gibi değişik tablolarla da ortaya çıkabiliyor.

NEDENİ Reflü, özellikle fazla yemek yedikten sonra fizyolojik olarak hemen herkeste görülebiliyor. Ancak sağlıklı bireylerde reflü, koruyucu bariyerler sayesinde yakınmalara neden olmuyor. Normal olarak yemek borusunun alt ucundaki “alt özofagus sfinkteri” denilen, kastan oluşmuş kapak benzeri bir yapı var. Bu yapı, asidin yemek borusuna geri kaçmasını önleyerek midenin içinde kalmasını sağlıyor. Reflü hastalığında ise bu “kapak”, sık aralıklarla gevşiyor ve mide asidik içeriği yemek borusuna kaçıyor. Reflünün oluşumundaki en sık rastlanan etken ise mide fıtığı. Reflü hastalarının büyük bir çoğunluğunda mide fıtığı görülüyor. Ancak her mide fıtığında reflü hastalığı olacak diye de bir kural yok

TANI NASIL KONUYOR?

Doktorunuz reflü tanısını koyarken birtakım testlere ihtiyaç duyabiliyor. Endoskopik muayene, baryumlu pasaj grafisi, manometri ve PH Metri yöntemleri, tanı konmasına sağlıyor. Endoskopik muayene: Sıklıkla kullanılan ve en fazla bilgiyi sağlayan yöntem. Dr. Aysun Bozbaş, her hastada mutlaka endoskopik muayene yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü bu muayene ile yemek borusuyla ilgili tahriş miktarını, mide kapağındaki gevşekliği, mide fıtığını, ayırıcı tanıya giren gastrit ve ülser gibi yakınmaların olup olmadığı kesin olarak teşhis ediliyor. Baryumlu Pasaj Grafisi: Bu yöntemle ilaçlı bir film çekiliyor ve yemek borsundan bu ilacın geçiş paterni gösteriliyor. Böylece yemek borusunun hareketleriyle ilgili bir sorun olup almadığı ortaya konuyor. Manometri: Yemek borusunun hareket paternini gösteriyor. Bu yöntemle burundan yerleştirilen bir kateter aracılığıyla yemek borusunun hareketi inceleniyor. PH Metri: Burundan yerleştirilen bir kateter aracılığıyla yemek borusunun en son kısmındaki asit ve alkali reflüsü 24 saat süreyle ölçülüyor ve izleniyor.

NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?

Reflü tedavisinde 4 yöntem bulunuyor. Bu yöntemler reflünün şiddetine ve ilerlemesine göre doktorunuz tarafından belirleniyor. Yaşam tarzı değişiklikleri, ilaç tedavisi, cerrahi tedavi ve endoskopi yöntemi reflünün tedavi seçeneklerinden. Dr. Aysun Bozbaş, reflü tedavisinin bireysel olarak yapılması gerektiğini söylüyor.
Yaşam alışkanlıkları değiştiriliyor: Eğer kişi şişmansa ve özellikle karın çevresindeki kilolar fazlaysa, öncelikle kilo vermesi sağlanıyor. Beslenme alışkanlıkları düzeltilerek sigara ve alkol kullanımı, kahve, gazlı içecekler ve yağlı besinlerin tüketimi azaltılıyor. Hastaya yatak başını yükseltmesi, yatmadan önce yemek yememesi, sıkı korse ve kemerli pantolon kullanmaları öneriliyor. İlaç tedavisine başvuruluyor: Reflü yakınması olan hastalarda ilaç tedavisi çok önemli bir yer tutuyor. İlaç tedavisi yemek borusunu koruyarak mide asiditesini bastırıyor. Böylece hastaların çoğunda, refünün yarattığı şikayetler önlenebiliyor. Ancak başlangıçta mutlaka uygulanan ilaç tedavisi, reflü şikayeti olanların yüzde 80’ini rahatlatmakla birlikte, hastalığın kökeni olan mekanik bozukluğu ortadan kaldırmıyor ve tamamen tedavi etmiyor. Son çare cerrahi tedavi: Medikal tedavi ile hastaların şikayetleri geçmiyorsa ya da kanama ve darlık gibi komplekasyonlar varsa, cerrahi tedaviye başvuruluyor. Reflü, özellikle mide fıtığıyla birlikte görüldüğünde yaşam kalitesini çok etkiliyor. Cerrahi tedavi, reflünün mekanik kökenini ortadan kaldıran tek yöntem.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here