Anne ben maraton koştum!

20160313 150617

“Evet, ben elbette büyük bir koşucu değilim. Fakat bu hiç sorun değil. Dünkü kendimi biraz olsun geçebilmek; önemli olan işte bu.” Haruki Murakami.

 

 

 

 

 

 

Nisan sayısıyla beraber Formsanté’deki bir yılımı tamamlamanın mutluluğunu bu yazımla yaşıyorum. Dört yılı aşkın süredir editörlük yapıyorum ve küçüklüğümden beri sporla iç içeyim. Bu satırlarda ise koşmayla arası bir zamanlar hiç olmayan ama daha sonra maraton koşmaya karar vermiş Editör Elif’in Zürich Barselona Maraton deneyimine şahit olacaksınız… Hazırsanız başlayalım!

Yıl 2013. Bir spor markasının düzenlediği koşu etkinliğine katıldım. O güne kadar koşuyla aramızda pek samimi bir ilişki yoktu. Etrafımda koşanlar vardı, beni de teşvik etmeye çalışıyorlardı ama nedenini bilmediğim bir şekilde istemiyordum. Bu koşuya da bir değişiklik yapayım, yeni bir şey deneyeyim diye kayıt oldum. Az antrenmanlı olmama bağlı olarak biraz fazla yorulmuş şekilde tamamlasam da sonuçtan manevi olarak çok memnundum. Daha sonra belli aralıklarla ve arkadaş grubumla koşmaya devam ettim. En fazla 10K koşuyor, fazlasına gerek duymuyordum. Bu rakamın üstüne çıkmak gibi bir iddiam yoktu, ta ki Aralık 2015’te Rundiamo koşu grubuyla karşılaşıp, bir süre yaşadığım Barselona’da maratona katılacaklarını duyana kadar… Barselona’yı sevmeyen birini daha görmedim. Yemeği, eğlencesi, sokakları, müziği, grafitileri, sokak sanatçıları, mis havası, denizi, sanatı, 

“Barselona’da katılacağım maratondan bir hafta önce Runatolia’da da koştum. Koşu bitip evin yolunu tuttuğumuzda, havaalanında tesadüfen tanıştığım bir koşucuyla kısa bir muhabbete başladık. ‘Gelecek hafta ben de 42K için Barselona’da olacağım’ dediğimde, Haruki Murakami’nin o efsanevi kitabı olan ‘Koşmasaydım Yazmazdım’ı uzatarak destek verdi. Kitabı zaten okumuştum ama Barselona’ya gidene kadar biraz da olsa üstünden geçmek hiç fena olmadı.” 

güleryüzlü ve sıcakkanlı insanları, yakışıklı erkekleri, güzel kızları derken bir anda sizi içine doğru çekiyor. 2010’da kısa dönem bir eğitim için gidip sekiz ay boyunca tadını çıkarmıştım. İyisiyle kötüsüyle kendimce unutulmaz bir deneyim edindim. İşte bu yüzden, “Bir maraton koşacaksam, Barselona’da koşmalıyım” dedim. Sonra kendimi koşuya kayıt olup, uçak bileti ve otel rezervasyonu yaparken buldum. Etrafımdakiler bu kadar kısa süre içinde nasıl hazırlanacağımı merak ederek, “Nasıl bitireceksin, tamamlayabilecek misin?” sorularıyla bombardımana tutuyordu. Her defasında amacımın sadece bitiş çizgisini görmek olduğunu, gerekirse zaman zaman yürüyeceğimi ama ne olursa olsun bitirmek için gideceğimi söyledim usanmadan. Birkaç aylık hazırlık süresinden geçerek maratonu bitirmek için elverişli koşullara sahip olmaya çalışıyordum. İş güç derken programıma uyamadığım zamanlar da oldu. Ama zihnim vücudumdan çok daha hazırdı. Bu yıl İstanbul Maratonu’nda koşmuş bir arkadaşım yarı maratondan sonra zihnimle koşacağımı söyledi. Bu yüzden vücudumun hazır olması kadar motivasyonumun da çok iyi olması gerektiğinin altını çizdi. Sapasağlam bir bedenim, doğru düşünebilen bir aklım olduğunu ve kimseden eksik bir yanım olmadığını düşünerek “Yapacağım” dedim. 

BİTİRECEĞİM!

O büyük gün geldi çattı. Hazırdım. Kimsenin bir şeyi yapamayacağımı ve başaramayacağımı söylemesine izin vermeyecektim. Yolculuk başlıyordu. Uçakta arkadaşımın yanında oturan tatlı amca (sanki ihtiyacım olduğunu biliyormuş gibi) hurma ikram etti. Her ne kadar hurma gibi enerji veren gıdalar tüketmiş ve yanımda bulundurmuş olsam da hurmanın yeri tabii ki ayrıydı! Bir tanesini yedim, kalan iki tanesini ise koşudan önceki yarım saate sakladım. Koşuya saatler kalmıştı, o geceyi nasıl atlatacağımı ve nasıl uykuya dalacağımı merak ediyordum. Koşu sabahı erkenden uyanarak afyonum erken patlasın diye moda girmeye başlayacaktım. Gece ara ara uyandım, sonra “Hadi Elif uyuman lazım, yarın mükemmel olacak” deyip zorladım kendimi. Sabah gözlerimi açtığımda o günün benim için çok farklı olacağını ve hayatımda unutulmaz bir anı olarak kalacağını hissederek uyandım. 

Yerimi aldım, artık koşmaya hazırdım. Güzel dileklerimi dileyerek sağ salim bitirebilmeyi istedim. Yarı maratona kadar her şey mükemmeldi. Nabzım sabit, şişmeden, ağrısız acısız ilerliyordum. Ben koşarken müzikten yardım alanlardanım. Müzik olmazsa bir doz motivasyonum hep eksik oluyor. Çünkü vücudumu dinlemeye başlıyorum ve bu da beni aşağı çekebiliyor. 21K sonrasında telefonum kapandı. Haliyle müziğim de gitti. Çıkışta beni bekleyen destekçi arkadaşım Aslıhan’ı bulabileyim, iletişimi sağlayabileyim diye şarjımı da bitirmemeye çalıştım, tekrar açmadım telefonumu. Başka şeyler düşünerek koşmaya devam ettim ama böylesi bir koşuda benim için oldukça zorlayıcıydı. 

DUVARA ÇARPMAK…

21’inci km’den 30’a kadar bir şekilde tempoyu düşürerek ve yorulmamaya çalışarak ilerledim. Ancak 30’dan sonra acı gerçek olan “duvar çarpması”ndan kaçamadım. Teslim olmadım ama, direndim. Kendimce iyi hissedeceğim şeyler düşündüm. Bitişe kadar üç Türk ve bir İspanyol ile tanıştım. Yer yer birbirimizi motive ettik, bazen de tempo düşürdük. İtiraf ediyorum, benim için zordu. Hatta öyle anlar yaşadım ki “Acaba ben niye maratona katıldım, bir daha mı? Asla!” dediğim bile oldu. O an çektiğiniz yorgunluk ve acı onu söyletiyor. 

35’i gördüm, 40’ı gördüm derken sürekli motive olma halindeydim. İlk maraton deneyimim, yerdeki maviş 42K’yı göreyim de başka bir şey istemem, altı saat sonunda da olsa, gerekirse kolu bacağı bırakayım dedim. Tek amacım bitirmek, “Ben maraton koştum” diyebilmekti. Yan taraftan trafik akıyor. “Şurdan bir taksi çevirsem de bıraksam mı?” diye şeytan acıtarak cimciriyor. Ama yok! Ben o kadar yolu güzelim eski memleketime pes etmek için gelmedim. Üç Türk, bir İspanyol tabiri caizse el ele verdik. Amaç buydu ya; destek, bitiş çizgisi, arkadaşlık, dostluk, yardım… 

Yanımdaki gıdalar artık etkisini göstermemeye başladığında maraton boyunca destekleyen İspanyollar en güzel desteği verdi. Genci yaşlısı elini uzatmış beşlik çakmamı bekliyor. Kimi göğüs numaramdan ismime bakıp, “Vamos Elif, si puedes” (Haydi Elif, yapabilirsin) diyor. İşte orada musluklar açılmaya yüz tutuyor. Ama gözlerimin yaşarmasına engel olamıyorum. “Şimdi sırası değil, bitirdiğinde ağlarsın!” diye azarlıyorum kendimi. Çizgiye yaklaştım, son düzlüğe girdim… Son çırpınışlar, bitiyor dedim. Son kilometreleri birlikte koştuğum Türk arkadaşımla birlikte çizgiyi hedef aldık ve bastık gaza. İşte oradaydı. Çizgi, 42K, insanlar… Bitmişti. Ben de bitmiştim. İşte şimdi akmasın, zamanı değil dediğim musluklarımı açmanın tam zamanıydı. Yapacağıma, başaracağıma inanan, manevi desteğiyle arayıp soran, motivasyonunu esirgemeyen herkese teşekkür borçluyum. 

Formsanté 2016 – Nisan sayısı
Elif Gürsoy

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here