Aret Vartanyan: “Sadece inandıkların gerçek olur”

11042014 aretvartanyan1

Aret Vartanyan… Kişisel gelişim furyasından hoşlanmıyor; edebiyat, psikoloji, müzik, felsefe altyapısı olmadan gelişim olamayacağını söylüyor ve son kitabı ile bize ayna tutarak şöyle soruyor: Gerçekten yaşıyor musun yoksa sadece nefes mi alıyorsun?

İstiklal Caddesi 163 numaranın önündeyiz. 108 yıllık Mısır Apartmanı’ndan içeri giriyor, yapının ruhunu hissederek üçüncü kata çıkıyoruz. Aret Vartanyan’ın Yaşam Atölyesi, koridordaki dev gazete kupürleri ile bizi karşılıyor. Görüyoruz ki Aret aslında yıllardır meslektaşlarımıza sevmeyi, gülümsemeyi, inanmayı, gerçekten yaşamayı, kendin olmayı anlatmış. Olsun, biz bir kez daha soracağız çünkü hepimiz bazı kalıplara o kadar saplanmışız ki değişmekte, yaşamakta, mutlu ve huzurlu olmakta, gülümsemekte, olduğumuz gibi görünmekte, olduğu gibi yaşayabilen çocuklar yetiştirmekte zorlanıyoruz. Son kitabı ile insanları, kendi deyimi ile “dürtmeye” çalışan Aret, her zamanki içten gülümsemesi ile bizi karşılıyor ve başlıyoruz. Söz kendisinde…

 

Üst düzey yöneticiydiniz şimdi Yaşam Atölyeniz var. Ferrari’sini satan bilge misiniz?

Değilim. Yedi yaşından beri hayatı sorguluyorum, dokuz yaşından beri felsefeyle ilgileniyorum. Sekiz yaşında zımbalayıp sattığım kitaplardan kazandığım para ile klasikleri alıyordum. Dokuz yaşında Nietzsche okumaya başladım. Büluğ çağında Uzakdoğu maceraları başladı. Ardından Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdim. Yüksek lisanstan sonra burs aldım, Oxford’da iki sene Batı felsefesi ve teoloji okudum. Türkiye’ye aslında “Yaşam Atölyesi” projesi ile döndüm fakat çalışmam gerekiyordu. Kurumsal hayata reklamcılık ile başladım, çabuk ilerledim. Hayatımda zaten her şey çabuk ilerliyor çünkü buna inanıyorum. Burada dört yıldır 200 bin kişide gördüğüm tek şey net olarak şu: “Hayatta çözülemeyecek bir şey yok.” Ölüm dışında şu an çözülemeyecek bir sorunla karşılaşmadım. Ölüm de bir sorun değil zaten. 

Türkiye’ye gelir gelmez www.aretvartanyan.com’u kurup yazılarımı paylaşmaya başladım. Çok hızlı yayıldı. 2008’de bir yayınevi kitap önerisi ile geldi, “Sen ve Ben” doğdu. İçimdeki her şeyi döktüğüm bir sohbetti. Kitap bir anda patladı. Böyle olunca Yaşam Atölyesi projesi erkene alındı. O zaman çalışıyordum. Asmalımescit’te bir yer kiraladım. Her gün sabah işe gidiyordum. İşten çıkıp atölyeye geliyordum. Derken atölye büyümeye başladı. Yani gelgitleri çok genç yaşta yaşadım ve sonra ne istediğimi bilerek ilerledim.

 

“Kendi ışığını yakan insanın başkalarının ışığını yakması çok önemli. Ben anlattıkça, paylaştıkça değişiyorum. Dört yıl önceki Aret ile bugünkü Aret arasında çok büyük fark var. Ve değişim hep devam ediyor.” 

 

Kişisel dönüşüm uzmanı olarak anılıyorsunuz. Bu tanımı kabul ediyor musunuz?

Kaçınılmaz olarak bir unvan koymak zorundasınız. Yurt dışında da ofisler açmaya başlayınca buna ihtiyaç oldu. O nedenle kişisel dönüşüm danışmanı dedik. Yoksa ben hayatı paylaşıyorum, bu sadece orada durmak zorunda olan bir unvan. 

 

Kişisel gelişim kavramına neden karşısınız?

Değilim… Açayım bu konuyu… Niye dönüşüm diyorum? Çünkü içeriyi halletmeden dışarıda bulabileceğim hiçbir şey yok. Ben daha kendimle kavga ediyorken, ne yaşadığımı, nereye gittiğimi bilmiyorken ne anlatacağım, ne vereceğim? Daha kendimi sevmiyorken kimi seveceğim? Daha kendimle barışık değilken kiminle barışık olacağım? Dolayısıyla önce içeriyi halletmem lazım. Gelişim ise edebiyat, felsefe, psikoloji olmadan, yaşam olmadan, müzik olmadan olmuyor. Kişisel gelişim için önce Dostoyevski okuyun, klasikleri okuyun. Ondan sonra başlarsınız insanlardan formüller almaya… Ama ilk önce insan olmanız lazım. Metroya bindiğim zaman tanımadığım insanlara, “Günaydın bugün niye suratın asık?” diyorum. Bana yankesiciymişim gibi bakıyorlar ya da bu hale gelmek için ne kullandığımı merak ediyorlar herhalde. 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here