Aşk acısı yaz tatilinizi karartmasın

13082014 askacisi1

Daha ne kadar onun için gözyaşı dökeceksiniz? Şöyle düşünün; bu yaz geri gelmeyecek ve dönüp baktığınızda pişman olacaksınız. Şimdi içinizdeki duyguları dönüştürme ve kendinizi keyifle serin sulara bırakma zamanı…

Hava günlük güneşlik, sahiller dolup taşıyor, sokaklar cıvıl cıvıl, vitrinler rengarenk…  Şarkılar, reklamlar ve hatta raflara yeni çıkan romanlar yaz coşkusunu, güneşi, aşkı anlatıp duruyor. Dış dünyada işler böyle yürürken sizin içiniz karşılıksız bir aşk ya da ayrılık acısı yüzünden kapkaranlık ise hiçbir şey size bir anlam ifade etmeyecektir. Yaşam Tasarım Merkezi’nin kurucusu, Eğitmen ve Danışman Ebru Demirhan’a aşk acısını dönüştürüp yazın tadını çıkarmanın yollarını sorduk. 

Karşılıksız aşk insanda değersizlik hissi uyandırıyor. “Ben değerli değil miyim, benim verdiğim sevgi niye görülmüyor, sevgimi boşa mı harcıyorum?” gibi sorular soruluyor. Duygunuzu ifade ettiyseniz ya da fark edildiyse ama karşı taraftan negatif yanıt geldiyse “Yeterince güzel değil miyim?” gibi fiziksel özelliklerden dolayı yetersizlik hissi de gündeme gelebiliyor. Danışman Ebru Demirhan, bir ilişki bittikten sonra aşk acısı çekilirken ise en çok haksızlık duygusunun geliştiğini söylüyor. Yeni bir ayrılık yaşayan kişi, “Ben onun için şunları şunları yaptım ama sonuç ortada” diye şikayet edebiliyor. Bunun yanı sıra bir süredir devam edip biten ya da karşılıksız kalan aşk nedeniyle zaman kaybetmekten şikayet eden, “Yaşım kaç oldu, bu ilişkiden sonuç alamadım, zamanım gitti, hayat bitti” gibi umutsuz konuşmalar yapanlar da oluyor. Bir de bu hikayelerden “kadınlara ya da erkeklere güvenilmez” diye çıkarım yapıp güven problemi yaşayanlar var. Hele ki kazanılmamış bir karşılığı baştan kaybetmiş olmak ağır bir travma yaratabiliyor. Demirhan, “Beni de dinlerken en çok üzen bu. Belki de hiç kazanamayacağı insana kontrol edemediği bir sevgiyi veriyor ve karşılık gelmeyeceğini biliyor. Bu çok kolay kaldırılabilecek bir duygu değil ve çaresine bakmak gerekiyor” diyor.

Acının dönüşmesi için zamana ihtiyaç var

Demirhan sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ayrılıkta elinizde sadece acı varsa, ‘Ne olursa olsun bu ilişki bitsin istemiyordum’ diyorsanız bu acının dönüşmesi için biraz zamana ihtiyacınız vardır ve acı aslında çoğunlukla alışkanlıktan ileri geliyordur. Bir alışkanlığı bırakmanın en kolay yolu ise yerine bir şey koymaktan geçiyor. Ama yerine konulan şeyin de alışkanlığa dönmemesine dikkat etmelisiniz.”

Ayrılık acısının ortaya çıkışında beklentiler çok önemli; bir beklenti varsa ayrılık da acı veriyor. Kişinin bu beklentinin dışsal değil, içsel olduğunu fark etmesi gerekiyor. Demirhan, “Ayrılıkta en büyük acı neydi? Örneğin beğenilmemek ya da yetersiz kalmak… Hep ona ihtiyacınız vardı, tamamlanamadınız, ilişki bitti… Bunu kişi kendi içinde tamamlayamadığı sürece dışarıdaki hiçbir şey bunu tamamlayamaz. Bir kadın ya da erkek kendi içinde güven sorunu yaşıyorsa bunun anlamını ilişkisinde bulacaktır. Bir güvensizlikle ayrılma söz konusu ise demek ki kendi içinde kendine güvenle ilgili düşük bir durum var. Önce konuyu doğru tahlil edip bunun üzerine gitmek gerekiyor. Biraz kendi içinde acı yaşanırken tarafsız davranılamaz ve bu acının hafiflemesini beklemek ya da üçüncü bir kişiden yardım istemek gerekiyor” diyor.

Beklenti arttıkça acı da artıyor

Her ayrılık ya da karşılıksız aşk herkeste aynı duyguyu yaratmıyor. Beklentiler ayrılığın yıkıcı olma ihtimalini her zaman çok artırıyor. Ne kadar çok beklenti varsa o kadar çok “hemen olsun” ihtiyacımız bulunuyor. Bir aşk karşılıksızsa ve karşılıklı olmayacağı kesinse beklenti arttıkça acı ve hüzün daha fazla oluyor. Demirhan, bir danışanının geçmişte kalmış bir karşılıksız aşkından bahsederken “Onu o kadar güzel seviyordum ve sevgimi ona o kadar güzel aktarıyordum ki hiçbir beklentim yoktu. O kadar güzel hatırlıyorum ki o günleri… ” dediğini anlatarak şöyle devam ediyor: “Onu kendi için sevmiş. İçinde büyük bir sevgi varmış ve onu bir yere yönlendirmek için bir insana vermiş, o insanı sevmenin kendisine ne kadar iyi geldiğini fark etmiş. Böyle ise bunda bir sorun yok. Ama hem beklentilerimiz var, hem aşk acımız var, diğer taraftan güzel, yakışıklı, iyi, güvenilir insan olma gibi bir sürü ihtiyacımız varken ve bunlar karşılanmıyorsa tabii ki hüsran da oluyor.”

Bu yaza hüzünle mi başladınız?

Haklısınız, yaza, tatile aşk acısı ile girmek kolay değil. Ama bu duruma zor bir süreç gibi bakmayın. Şöyle bir durup geriye dönün ve bakın, nice zor zamanlar geçirdiniz ve hepsini unuttunuz. Bunu da unutacaksınız. Örneğin doğdunuz… Doğumunuz sizin için de anneniz için de çok sancılı bir durumdu ama geldi geçti ve kimse o sancıları hatırlamıyor. Nice sınavlardan geçtiniz, nice haksızlıklara, iftiralara uğradınız… Unuttunuz gitti. Şu an çektiğiniz acı size çok önemli geliyor olabilir ama yarın bunun da önemi kalmayacak. Günü gelince unutacağınızı kabul edin ve bu acıya bu kadar yüksek değeri verip vermeyeceğinizi de kendinize bir sorun. Evet, şu an kalbiniz kırık ama yarın hatırlamayacağınız bir acıyı bu kadar harlı yaşamaya da aslında hiç gerek yok.

13082014 askacisi2Negatif duyguları denize bırakın

Ebru Demirhan, içlerindeki aşk acısından kurtulmak isteyenlere bazı önerilerde bulunuyor. Örneğin “Güneşle konuşun” diyor: “Güne başlarken sadece 30 saniyenizi alacak şekilde içinizden sessiz ve sakince ‘Her ışının içimi temizliyor, bu acıyı dönüştürüyor’ diyebilirsiniz. Atmak değil dönüştürmek diyoruz çünkü acıyı atmak bir çözüm değil. Evren boşlukları sevmiyor ve mutlaka dolduruyor. Negatif duyguyu atıyorsak onun yerine biz bir şey doldurmak zorundayız. Bir yıkama ve dönüştürme; hüznü neşeye, melankoliyi sevince dönüştürecektir. Denizden bol bol faydalanın. Ne kadar çok denizin; o dönüşümün, o canlılığın içinde olursanız o kadar çok arınırsınız. Denizde duygularınızın arınmasına izin verin. Denizden bunu isteyebilirsiniz. Ayrıca kendi kendinize ‘Şimdi denizde, attığım her kulaçta negatif tüm duygularımın dönüşmesine izin veriyorum’ demek gerçekten çok iyi hissettiriyor.”

Kelime oyunu oynayın 

Aşk acısı çeken biri için özellikle yazın el ele, kol kola gezen, birbirlerinin gözünün içine aşkla bakan diğer çiftleri görmek kolay değil. Böyle anlarla başa çıkmak için Ebru Demirhan’ın ilginç bir önerisi var: “Böyle bir anda ilgisiz bir kelime söyleyin içinizden. Örneğin zımba teli, çöp torbası ya da kurşun kalem deyin. Onlara atfetmiyorsunuz bu kelimeyi. Sadece o anki durumun içinde olmayan tamamen ilgisiz bir kelime. Her seferinde başka bir kelime söyleyin. Oradaki akışı kesin… Böylece durum birkaç gün içerisinde anlamını kaybedecektir çünkü zihin düşünerek, kurgulayarak ve geçmişi hatırlayarak onu sürekli canlı tutuyor. Bu canlılığın birbirinin etrafında dönen çarklar gibi bir işlem akışı var. Ama zımba teli deyince o işlem akışı duruyor ve örneğin birden aklınıza işyerindeki bir dosya geliyor. İkinci, üçüncü, dördüncü derken artık ifadesi değişmeye başlıyor. Bu kilo konusunda takıntılı insanlarda da etkili bir yöntemdir. ‘Şunu yedim kilo alacağım’ deyince ilgisiz bir kelime ile konuyu dağıtmalarını istiyoruz çünkü bütün negatif enerjiyi kiloya verirseniz kilo büyümek zorunda kalıyor. İlişki de böyle. ‘Aşk acısı yaşıyorum’ deyip gördüğünüz her çifte ağıt yakarsanız yaydığınız negatif enerji karşılığını bulmak zorunda kalır. Siz onu gönderdikçe lastik etkisi ile geri gelir ve o zaman acı daha fazlalaşır.”

Kendinize şöyle bir tepeden bakın

“Deniz kenarındasınız… Güzel bir müzik, denizin sesi, insanların neeli kahkahaları… Arkadaşlarınız denize girmek için elinizden çekiştiriyor, ı-ıh diyorsunuz, elinizdeki acılı aşk romanına gömülüyorsunuz. Böyle bir durumdaysanız kendinize yukarıdan bir bakın ve şu ortamda bu durumda olmayı gerçekten seviyor musunuz diye bir düşünün. Seviyorsanız dibine kadar yaayın. Ama şunu da düşünün; altı ay sonra bugüne dönüp keşke o gün o tatilin tadını çıkarsaydım diyecekseniz bunu hemen yapın. Bir yıl sonra geriye dönüp bakınca ‘Koca yazı heba ettim, ben nasıl bir insanım’ diyecekseniz kitabı bırakıp koşa koşa denize girin.” Ebru Demirhan böyle diyor ve devam ediyor: “Yanınızda  o kişi olsaydı etrafın güzelliğini görecektiniz oysa yalnız olunca etrafta bir ey değmiyor ki… Her şey aynı; deniz aynı deniz, güneş aynı güneş, kum aynı kum… Yanınızda elinizden tutan bir insan olduğunda dünya o kadar değiyor, o el bırakılınca dünya bu karanlık oluyorsa o zaman bir sorun vardır, kendi kendinize yapamadığınız bir şey vardır. Bunun için de an şimdi… Şimdi başlayın… Zorla da olsa gülümseyin. Denize bakıp, görmeseniz bile gülümseyin. Bu alışkanlık olur…”

13082014 askacisi3Aşk acısına reçeteler

– Acı varken kendiniz gibi insanlardan ziyade daha neşeli insanlarla hatta günde yarım saat bile olsa çocuklarla vakit geçirin.  

İlla ki acınızı yaşamak istiyorsanız da diğer insanlardan uzak durun. Herkesin içine karışıp bu zehri yaymayın çünkü toplanarak geri gelir ve sizi daha da zorlar. Üstelik öğrenme sürecini tamamlamamış olduğunuz için sistem benzer bir erkeği sizin karşınıza çıkarmak için hazırlanıyor.

Dertleşmenin bir sınırı var. Her gün aynı insanlara aynı hikayeyi anlatmayın. Bu davranış kimin için sağlıklı olabilir ki? Çevrenizdeki insanlar bir süre sonra sizi geçiştirmeye başlar ve bu arkadaşlığınıza da zarar verir. Tabii ki duygularınızı paylaşın ama sürekli aynı şeyden bahsetmeyin.  

Aşkın ilk günlerinde aynı kişiden sürekli pozitif şekilde bahsettiğinizi hatırlayın. Aslında aynı insandan bahsediyorsunuz. Bir zaman onu göklere çıkardınız şimdi yerlere indiriyorsunuz. Bu aslında o kişinin kendi değerinden bağımsız oluyor, bunu da fark etmenizde fayda var.

Mevsimlere farklı anlamlar yüklüyoruz

Yazın sıcaklarla arası iyi olan insanların çok daha neşeli, dışa dönük, hareketli olduğu bir gerçek… Ama aslında her mevsimin kendine ait güzellikleri, değerleri anlamları var. Konumuz her ne kadar yaz olsa da Ebru Demirhan’a sırada bekleyen diğer mevsimleri de sorduk: 

“SONBAHAR yazın bitimi ve yeniden kendimize, ailelerimize döndüğümüz, büyük sosyalleşmeden biraz daha derlenip toplandığımız zamanın habercisidir. Yazlıktan dönülmüştür, okullar açılır, biraz telaş vardır. Kimi ayrılıyor üzülüyordur, kimi kavuşuyor seviniyordur.

KIŞ kapalıdır, soğuktur, çok giyiniriz ama diğer yandan evlerimizde ailemizle oluruz, birliğe beraberliğe daha fazla ihtiyaç duyarız. Yazın yakınlarımıza sıcaktan dolayı biraz uzakta durmalarını söylerken kışın daha sıkı sıkı sarılırız onlara. İnsanlarla teması kışın daha çok severiz. Kış, hane içlerini birbirine daha çok başlayan bir mevsimdir. Eskiyi düşünürsek bir soba, etrafında büyük bir aile, bir şeyler anlatılır, konuşulur, dinlenir… Daha masalsı bir imajı vardır. Kış, dışarının karmaşasından soğuğundan kendimizi eve attığımız bir mevsimdir. Bunun hazzı da bir başkadır.

İLKBAHAR bizim yenilendiğimiz, değiştiğimiz, dönüştüğümüz, temizlenmeye bir adım daha yakın olduğumuz, içimizdekileri havalandırdığımız bir mevsim. Bunun yanı sıra polenlerin, böceklerin ortaya çıkması ve hava değişimi ile çok da hasta olduğumuz bir dönem… Her ne kadar baharı çok sevsek, iyileşiriz, güzelleşiriz desek de son dönemlerde sentetiğin de daha çok kullanılır olduğu günümüzde bahar biraz da hastalık anlamına geliyor. Özellikle alerjileri olanlar için zor bir dönem ki zaten alerji değişime dirençtir ve dolayısıyla bahar dönemlerinde kendi doğalarında değişime direnç olduğu için alerjileri de ortaya çıkar.

YAZ ise bizim gibi Akdeniz kanı taıyan ülkelerde işler biraz yavalar. Deniz, kum, güneş, yeni aşkların pıtır pıtır ortaya çıktığı zamanlar. Bir taraftan da aşk acılarını onarmak için en güzel zaman. Vücudumuzun en çok ihtiyaç duyduğu D vitaminini en kolay ve doğal yoldan alabildiğimiz günler… Deniz de arınma konusunda çok kıymetli imkanlar sunar. Bu nedenle yazın anlamı hep rahat, kolay, esnek ve tatili içeren bir dönemdir.”

Yaprak ÇETİNKAYA

Formsanté Dergisi Temmuz 2014 sayısı

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here