Psikolog Derin Karademir Polat

Bağlı mısın? Bağımlı mı?

0
baglı-mısın-bagımlı-mı

Bu çok zor bir soru ve çok ince bir çizgi çünkü bağlı olmak istenen bir şeyken; bağımlı olmak kendi hapishaneni yaratmak, gardiyan olarak yine kendini atamak gibi…

Hazırlayan: Irmak Yaşar

Onsuz (her kimse ya da her neyse) hayat cehennem mi? Onun olmadığı bir evrende nefes alman mümkün değil mi? O senin elin, kolun, kanadın… Ne diyorsun? Bağımlı olmak böyle bir şey; devamlı bir onay alma, onunla olma çaban olur. Kahveyle ilgili bile bu böyle. Eğer bir insan “Kahvemi içmeden şunu yapamam” gibi bir cümle kuruyorsa oradaki “kahvem” ve “yapamam” kelimeleri bağımlılık sinyalleri verir. Bu cümle şöyle bağlılığa dönüşür: “Kahve içmeyi severim. Bu kadar!”

Bağımlılık konfor alanından çıkmayı engeller, gelişmenin önündeki temel engellerden biridir. Ve ne yazık ki bağımlılık güvenilir de değildir, bağımlı olduğun şey senden gidebilir. Her neye çok bağlanırsan kendinden daha da uzağa gidersin. Ama sevdiğin her ne ise sevmeye devam eder ve onunla ilişkini makul boyutlara taşır, sakinleşirsen arandaki güven bağı daha da kuvvetlenir. İlişki çok daha güzel hale gelir. Bağımlılık tüketir; bağlılık geliştirir, iyileştirir.

Dijital sağlık girişimi olan Kidolog uzmanlarından Psikolog Derin Karademir Polat, bağımlılık ve bağlılık arasındaki farkı anlamamıza, önce kendimize güvenli bağlanmamıza yardım etmek için sorularımızı yanıtladı.

Bağımlı karakter ne demek?
Bağımlı karakterden ziyade belki sadece bağımlılık ve yarattığı etkiler üzerinden gidilebilir. Bağımlılık aslında hangi açıdan ele alınırsa alınsın tabi olma, bağımlı kalma, belki fazlaca aidiyet, içinde bulunma gibi değerlendirilebilir. Bağımlı karakter diye anlatılmak istenen durum ise zaman zaman kişinin konfor alanından çıkmakta aşırı direnç göstermesi, zaman zaman da ona iyi hissettirenle birlikte kalması ya da materyalin kullanımına devam edilmesi (madde kullanımı, yeme bozuklukları gibi) olarak açıklanabilir.

Bağımlı bir karakter olup olmadığını nasıl anlarsın?
Kesin çizgilerle ayırmak çok doğru olmaz ancak ana hatlarıyla belirlemek gerekirse, onay arayışının yoğunluğu, iyi hissettiren davranışları (faydazarar gözetilmeksizin) tekrarlamak ve iyi hissettiren kişilerle (zaman zaman doğru yargılayamayarak, bu yüzden de farkında olmadan suistimal edilerek ya da ederek) dirsek temasını koparmamak, haz ertelemede zorlanmak gibi durumları bu listede üst sıralara taşıyabiliriz.

Bağlılık ile bağımlılık arasında ne tür farklar var?
Doğum anından hatta daha da geriye gidersek hamilelik süreci ile başlayan ve insan hayatında çok önemli rol oynayan bağlanma süreçleri bulunuyor. Bağlanmadan kısaca bahsetmek gerekirse; bebek, dünyanın güvenli bir yer olup olmadığını anlamak ister. Bu mesajı alabileceği kişi temel bakımvereni. Temel bakımveren doğumdan sonraki ilk aylar başta olmak üzere çocuğun ihtiyaçlarını zamanında karşılayabilir ve “İçine doğduğun bu dünyada ihtiyaç duyduğun an ben senin yanındayım ve burası güvenli bir yer” mesajını gerek ihtiyaç karşılama süresinin kısalığıyla, gerek tensel temas, gerek ses tonu, gerek bakış, gerek sıcak bir gülümseme ile verebilirse bebek ile temel bakımveren arasında güvenli bağlanma ilişkisinin temelleri atılır. Ancak bu süreç sekteye uğrarsa (temel bakımverenin kaybı, soğuk yaklaşım, evdeki çatışmalar, ihmal, istismar gibi) ve farkına varılmazsa ya da tamir edilmezse, bu durum ilerleyen dönemlerde farklı patolojiler olarak karşımıza çıkabilir. Bunlardan biri de temel bakımverene olan yoğun “bağımlılık” olabilir. Ebeveyn/bakımveren ile çocuk arasında bir bağ kurulmalı ama önemli olan onun bağımlılığa dönüşmemesi. Bunun da en temel ayrımı; kişinin kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi, bir adım atarken dış onay aramaması ve verdiği kararları sonuçları ile birlikte kabul edebilmesidir diyebiliriz.

Bağımlı karakter yapısında olmak kişisel hayatında ne gibi sorunlara yol açabilir?
Genel olarak bağımlılığı aslında sağ ve sol ayak bağcıklarının birbirine bağlanması gibi düşünebiliriz. Biri elinizden tutmadığı sürece adım atamazsınız ve ilk denemede düşersiniz. O bağcıkların birbirine değil, kendi içlerinde “bağlı” olması gerekir. Birbirlerinden ayrı iki bağ ama yine de birer “bağ”. Bu olmadığında romantik ilişkilerin uzun süreli devam edememesi, aile ve arkadaş ilişkilerine olması gerekenden çok vakit ayırma, dış onayın yoğunlukla aranması, haz ertelemenin neredeyse mümkün olmaması, tek başına karar vermede zorluk gibi durumların yaşanması muhtemeldir.

Senin ya da karşındaki insanın böyle olduğunu fark ettiğinde sağlıklı ilişkiler kurabilmek için neler yapman gerekiyor?
Bunun için ne yazık ki “Şu elimde görmüş olduğunuz sihirli değnek buna iyi gelecek” diyemiyorum. Bir sürü parametre göz önünde bulundurulmalı. İlk parametre olarak yaşı alabiliriz. Yaş ilerledikçe, davranış örüntüleri kalıplaştıkça değişim zorlaşır. Hiçbir zaman imkansız değil ama yaş aldıkça değişim de zaman alıyor. Ufak birkaç şey söylemek gerekirse, mümkünse uzman desteği ile haz ertelemeye yönelik çalışmalar, kişiyi sonuçlarını da yaşayacağı kararlar almaya mecbur bırakmak, onu “bağımlı” yapan unsuru bulup yerine daha sağlıklı bir alternatif koymak, tabii ki en güzeli; kişiyi kendi ayakları üzerinde durmaya teşvik etmek hatta bazen güvenli ama zor koşullar yaratıp, o durumdaki problem çözme becerilerini geliştirmeye destek olmak gibi birçok alternatif sunulabiliyor. Bunlar her koşula ve kişiye uygun olmayabiliyor. Mutlaka yaşa, koşullara ve öyküye göre uyarlanması gerekiyor.

Bağımlılık davranışlarını aşmak için neler yapabilirsin?
Öncelikli olanı ve bence en kıymetlisi “farkına varmak”. Sonraki en sağlıklı adım ise tabii ki uzman desteği almak. Bunun farkına varmayı sağlayan unsur genelde daha “normal” görünen hayatları gözlemlemek olabiliyor. Daha bilinen ve kabul gören mutluluk kalıplarını görüyor olmak, “Bende bir tuhaflık mı var?” sorusunu beraberinde getiriyor. Kişi bu soruyu deşmeye hazırsa farkındalık da peşi sıra takip ediyor.

En çok hangi ilişkilerde (aile, sevgili, dostluk, evlilik) bağımlı davranışlar görürüz?
Genelde aile ilişkilerinde bağımlı ilişkilerin temeli atılır. Romantik ilişkiler sadece “Neden benim ilişkilerim hiç X aydan uzun sürmüyor?” sorusu ile değerlendirilir ve gerçekleşebilirse evliliklerde de büyük çatışmaların ardından patlaklar görülebilir. Ama şöyle de bir durum var: Nesrin Hisli Şahin hocam, kulakları çınlasın, derslerinde hep derdi ki; “Patoloji patolojiyi çeker”. İşte böyle bir durum gerçekleştiğinde çatışmalar büyür ya da evlilik sonlandırılır. Taraflardan biri güvenli bağlanma örüntüsüne sahip ise diğer tarafı kendine çekmesi de muhtemeldir, ki bu tablo en tatlı olanı.

BAĞIMLI KARAKTER YAPISINA SAHİP OLMAKLA BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU AYNI ŞEYLER Mİ? HANGİ DURUMLARDA BU KONUDA KENDİ YAPABİLECEKLERİMİZİN ÖTESİNDE UZMAN YARDIMI ALMAK GEREKİYOR?

Bağımlı karakter yapısı ve bağımlı kişilik bozukluğu kavramları literatürde tam olarak karşılığı bulunan kavramlar değil. Bağlanma süreçleri sağlıklı yönetilememiş ve desteğe ihtiyaç duyan bireylerden bahsedilebilir -ki bu daha doğru olur. Bu durumda da elbette ki en iyisi bir uzmandan destek almak. Bunun kararını verirken öncelikli olarak durumun, kişinin günlük akışını etkileyip etkilemediği değerlendirilebiliyor. Hayatın akışının bozulduğu fark ediliyorsa (buna kişinin gün içinde yoğun olarak huzursuz hissetmesini de dahil edebiliriz), o noktada daha fazla ertelemeden, geç kalınmadan destek almak en iyisi oluyor.

İLGİLİ İÇERİKLER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here