Ana Sayfa Psikoloji Bana bağırma!

Bana bağırma!

 

19112014 psikoloji02Günlük yaşantımızda nasıl “mola” verebiliriz?

Tartışmalarda çok yükselince sağlıklı diyalog kurma şansını da yitiriyorsunuz. Bunu fark ettiğinizde ara verip, gerekirse ortamdan biraz uzaklaşmak işe yarayabiliyor. Aile ve iş ortamında bunu yapmak çok kolay. Gerekirse karşı tarafa açıkça belirterek, ortamı terk edebilirsiniz. Böyle durumlarda insanların sakinleşmek için kendilerine biraz zaman tanımaya ihtiyacı oluyor.

Danışanlarıma bu tür durumlarda hangi konularda öfkelendiklerini tespit etmelerini öneriyorum. Çünkü insanlar normalde farklı alanlarda öfkelenebiliyor. Aile ortamında, iş yerinde ya da sosyal hayatta… Eğer sizi öfkelendiren şeylerin ortak özelliklerini belirleyebilirseniz, bu sorunu çözmek daha da kolay olabiliyor.

 

Bu, kişinin sorunlarını tek başına çözmesine yardımcı olabilir mi?

Biz bunu terapi sürecinde yapıyoruz. Öfkenin nedenlerini belirleyip, bunların temellerine iniyoruz. Bireyler kendi başına da öfkelenmelerine neden olan olayları ve durumları belirleyip, üzerine düşünebiliyor. Ama sorunun kökenine inmek, geçmişten gelen yüzleşmesi gereken durumlar için bir uzman desteğine ihtiyaç duyuluyor. Çünkü kişi kendi başına iç muhakemesini yapamıyor. Bir yandan çok yoğun duygularla boğuşurken diğer yandan çözüme odaklanamıyor.

 

Peki bu tür duygu patlamaları yaşamamak için neler yapılabilir?

Bir kere günlük hayatta yıprandığımız gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Bunun için de mutlaka kendimize gün içinde nefes alma molaları yaratmalıyız. Çünkü ister işte ister başka bir ortamda, kişi gün içinde ne kadar yıprandığını fark etmiyor. Ta ki işten ya da bulunduğu yerden çıkıp, başka bir yere gidene dek… Yorgunluğunuzu o anda fark ediyorsunuz ve tartışmalar, gerginlikler de genellikle akşam saatlerinde ortaya çıkıyor çünkü tükeniyorsunuz. Oysa bu noktaya gelmeden önce kendinize ufak molalar verebilirsiniz. Bu herkes için değişse de, kendinizi şımartacak, dinlendirecek, iyi hissettirecek şeyler olabilir. Belki çay, kahve içmek, belki ufak bir atıştırmalık yemek, belki de açık havada kısa bir yürüyüş yapmak… Bu davranışı günlük yaşama yaymak ise kişiyi bağırmaya iten olumsuz durumların önlenmesine yardımcı oluyor.

 

Depresyona sürükleyebiliyor

Bağırmakla sonuçlanan öfke nöbetleri yaşayan insanlar zaman içinde yalnız kalabiliyor. İş ya da özel ilişkileri bozulan, ailesinde sorunlar olan bu kişiler içinde bulundukları döngüden çıkamadıkları gibi, yaşadıkları bu duruma daha da öfkelenebiliyor. Yaşadıkları çaresizlik hissi, düzeltmeye çalışsalar da sürekli geri tepen durumlar ve bir türlü kendisiyle baş edememek gibi… Bu tarz sıkıntılar yaşayan kişiler ise sonuçta bıkkınlık duygusu hissediyor, hatta daha ileri boyutta depresyona girebiliyor.

 

En büyük görev ebeveynlerin

Toplumun temeli ailede atılıyor. Anne-babaların da sağlıklı bireyler yetiştirebilmesi için öncelikle çocuklarına alan açmaları, sabırlı olmaları gerekiyor. Psikolog Sinem Gül Şahin, ebeveynlere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Günümüz şehir hayatı çok koşturmalı ve hızlı. Birçok anne çocuğuna oturup sabırla bir şey anlatacak vakti bulamıyor. Çünkü onun önceliği, çocuğun bir an önce yemeğini yiyip, okula yetişmesi oluyor. O an çocuk yemek istemiyorsa, anne bunun nedeniyle ilgilenmiyor. Ancak biraz daha sanki olup, çocuklarla geçirilecek, onları dinleyecek verimli, geniş bir alan yaratmak gerekiyor. Ama o alanda sabırlı olmak da önem taşıyor. Neden yemek istemediğini, uykuya direncinin nedenini ya da ödev yapmama sebeplerini öğrenmek, çocuğun kendini ifade etmesine imkan yaratmak gerekiyor. Tabii bunun için de çocuğun içinde bulunduğu durumu tanımlayabilmesi önem taşıyor.”

 

Ayşegül Uyanık ÖRNEKAL

Formsanté Dergisi Ekim 2014 sayısı

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here