Doğumsal kalp hastalıkları tedaviye yanıt veriyor

Sık rastlanan doğumsal organ anomalilerinden biri olan kalp hastalıkları, erken tanı ve etkili tedavi ile sorun olmaktan çıkabiliyor. Ancak bunun için ailesinde risk faktörü olanlar başta olmak üzere, tüm anne adaylarının gebelikten itibaren düzenli takipte olması büyük önem taşıyor.

Hazırlayan: Ayşegül Uyanık Örnekal

Her 120 canlı doğumda bir görülen doğumsal kalp hastalıkları, en sık rastlanan doğumsal organ anomalisi olarak belirtiliyor. Sebepleri arasında ailesel, genetik ve çevresel faktörlerin bir arada rol aldığı düşünüldüğü için çoklu nedenlerden söz edilmesi gerektiğini belirten Pediatrik-Doğumsal Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alpay Çeliker, “Son yıllarda bazı genetik mutasyonların da bu rahatsızlığa neden olabileceği yönünde araştırmalar arttı. Ancak çok iyi tanımlanmış genetik veriler bulunmuyor” diyor.

Her üfürüm hastalığa işaret etmiyor
Yaklaşık 40 civarında doğumsal kalp hastalığı tipi bulunuyor. En sık, kalbin solundan sağına kan geçişine neden olan kalp bölmeleri arasındaki duvarlarda ortaya çıkan deliklere rastlanıyor. Bunun yanı sıra kalp kapaklarında doğumsal darlıklar da görülüyor. Kan oksijeninin düşük olmasıyla karakterize olan morluklarla ilerleyen hastalıklar diğer büyük grubu oluşturuyor. Kalp karıncıkları arasında yer alan bölmede gözlenen delikler (ventriküler septum defekti-VSD) yüzde 35 oranla en sık görülen problemi oluşturuyor. Bunu kalp kulakçıkları arasındaki bölgede oluşan açıklık yani atrial septal defekti (ASD) izliyor. Prof. Dr. Çeliker, morarmayla ilerleyen doğumsal kalp hastalıklarının toplam sıklığının da yüzde 15 civarında olduğunu söyleyerek, bu hastalıkların belirtilerine ilişkin şu bilgileri veriyor: “Küçük çocuklarda morarma, beslenme problemleri, aşırı terleme, sık soluk alma ve kilo almada sorun gibi belirtiler görülüyor. Daha büyük çocuklarda ise efor sırasında erken yorulmaya sık rastlanıyor. Steteskop ile göğsün dinlenmesi sırasında saptanan anormal kalp seslerine üfürüm deniliyor. Özellikle küçük çocuklarda sıkça üfürüm duyuluyor. Ancak bunlar incelendiğinde kalpte bir problem saptanmıyor. Bu türe ‘masum üfürüm’ deniliyor. Herhangi bir kalp hastalığı olmaması nedeniyle yeniden muayeneye de gerek duyulmuyor.”

Üç farklı tedavi yöntemi uygulanıyor
Doğumsal kalp hastalıklarının tanısında fizik muayene dışında en çok kullanılan yöntem kardiyak ekokardiyografik inceleme oluyor. Bu sayede kalp hastalığının tipi tüm detaylarıyla belirlenebiliyor. Belirtilerin erken fark edilmesi ve bebeğin düzenli olarak kontrol muayenesine götürülmesiyle erken dönemde tanı konulabiliyor. Özellikle yakın aile üyelerinde ve akrabalarda doğumsal kalp hastalığı varlığında bu oran daha yüksek olacağından, erken dönemde muayene öneriliyor. Bu hastalık grubunun tedavisinde üç yöntem öne çıkıyor. İlaç tedavisi bazı hastaların genel durumunu düzeltmek için oldukça etkili olabilirken, girişimsel veya kateter yoluyla tedavi özellikle 1990’lı yıllardan bu yana sıkça uygulanıyor. Göğüs kafesinde bir kesi olmadan yapılan kateterle tedavide; kalp deliklerinin şemsiyelerle kapatılmasının, kapak darlıklarının da balonla giderilmesinin oldukça etkili bir şekilde yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Çeliker, “Bu tedavi şekli bir hayli popüler olmasına karşın birçok doğumsal kalp hastalığında cerrahi tedavi önemini koruyor. Cerrahi, küçük çocuklarda görülen ciddi ve karmaşık kalp hastalıklarında sıklıkla tercih ediliyor” diyor.

Tam tedavi de sağlanabiliyor
Uygulanan tedavi sonrası, hastaların takip sıklıkları rahatsızlığın tipine ve ağırlığına bağlı olarak değişiyor. Küçük bir delikte veya hafif bir darlıkta bir yıl gibi uzun takip aralığı uygun iken özellikle küçük bebeklerde görülen ciddi kalp sorunlarında izlem periyotları günler, haftalar gibi kısa sürelere inebiliyor. Hastalarda bir sorun olmasa da kateterle veya cerrahi olarak tedavi edilen hastaların önerilen aralıklarda takipleri büyük önem taşıyor. Bazı sorunların zamanında saptanmaması ve uygun bir şekilde tedavi edilmemesi ise kalp ve dolaşım sisteminde geri dönüşümü olmayan hasarlara neden olabiliyor. Tedavinin ardından üç sonuç ortaya çıkıyor. Kalp delikleri ve kapak darlıklarında hastalar tam olarak tedavi edilebiliyor. Bu hastaların yaşam süresi ve kalitesi normal popülasyonla büyük oranda benzerlik gösteriyor. Bir grup kalp hastalığında ise cerrahi tedavinin ancak tamir edici olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Çeliker, “Bu hastalar, çocukluk ve erken erişkinlikte normale yakın bir performans gösteriyor. Ancak orta yaş ve ilerisinde kalp yetersizliği ya da ritim bozuklukları gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Son grupta yer alan hastalarda ise tedavi ancak geçici süre etki ediyor. Dolayısıyla sürekli takipte kalması gereken bu kişilerin uzun dönem izlemlerinde sıklıkla ciddi kalp sorunlarına rastlanabiliyor” diyor.

Kalp hastalıklarının tanısı anne karnında konulabiliyor
Günümüzde teknolojik gelişmeler tıp alanında önemli faydalar sağlıyor. Bunlardan biri de fetal ekokardiyografi cihazının kullanımı… Anne karnındaki bebeklerde doğumsal kalp hastalıklarının saptanması ve yönetiminde rol alan çok önemli bir bilim dalı olan fetal kardiyoloji sayesinde, gebeliğin yaklaşık 20. haftası civarında fetal ekokardiyografi yapılabiliyor. Özellikle aile öyküsü pozitif olan hamilelerin fetal ultrasonografik incelemesinde anormal belirtilerin saptandığı durumlarda veya kromozom anormallikleri saptanan anne adaylarında bu yöntemin kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Alpay Çelikler, “Bu inceleme ile tanı konulabiliyor. Hastalık saptandıktan sonra aileye rahatsızlığın seyri, olası problemler ve çözümüyle ilgili bilgi veriliyor. Özellikle ciddi sorunların saptandığı anne adaylarında, doğum uygun bir merkezde planlanıyor. Böylece doğum sonrası bebeğin tedavisi başarılı bir şekilde yapılabiliyor” diye bilgi veriyor.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here