Ana Sayfa Röportaj “Doktorlara saygım o kadar büyüdü ki ortaya bu kitap çıktı”

“Doktorlara saygım o kadar büyüdü ki ortaya bu kitap çıktı”

doktorlara-saygim

21 yıldır sağlık sektöründe yöneticilik yapan Meri İstiroti Bahar, alanlarında tanınmış 43 doktora unutamadıkları anılarını sordu ve bunları “Son Söz Doktorların” adlı kitapta topladı. Kimi göz yaşartan kimi güldüren bu anılar sektörün mutfağına küçük bir adım atmamızı sağlıyor.

Masrafları ödememek için çocuğunu bırakan baba
Doktorların ilginç anıları olduğu gibi sağlık yöneticilerinin de var tabii. Meri İstiroti Bahar da özellikle mesleğinin ilk yıllarında yaşadığı bazı olayları unutamıyor. İşte onlardan biri: “1997 yılında özel bir hastanede işletme koordinatörü olarak çalışıyordum. Karadeniz’deki bir aşiretten 7-8 yaşlarında bir erkek çocuğu yüksekten düşme sonucu hastanemize geldi. Hastayı helikopter ile aldırdık ve 3 ay boyunca kendi çocuğumuz gibi baktık. Neredeyse bütün aşiret de hastane koridorunda bekledi. Baba ise birkaç günde bir uğruyordu. Bu gelişlerinde kendisine giderler hakkında bilgi veriyor ve ara avanslarımızı talep ediyorduk. Bize hep ‘Ben buradayım merak etmeyin’ diye güvence veriyordu. Öncelikli amacımız çocuğu bir sakatlık kalmadan iyileştirmekti ve bunu başardık. Taburcu kararı verildi ancak baba ortada yok. Anne ve çocuk 3 gün daha hastanede konakladılar. Sonunda baba geldi, babacan bir tavırla ‘Ben bunu ödemeyeceğim. Evde 9 tane daha var, alın bu çocuk da sizin olsun’ dedi ve gitti. Önce yanlış duyduğumu sandım. Kendime geldikten sonra arkasından koşmaya başladım. Sonradan bir ortak noktada buluştuk ama yaşadığım ilk şoku unutamıyorum.”

son-soz-doktorlarinBu kitabın ilhamını nerede aldınız?
20 yılı aşkın süredir sağlık sektöründe çalıştığım için hekimlerle çok yoğun mesaim oldu. Hastaların ve hasta yakınlarının gördükleri resim ile işin mutfağında yaşananların çok farklı olduğunu gördüm. Tıp kökenli olmadığım için doktorlara çok sıradan gelen olayları ben de bazen hayretle izliyorum. Bu mutfağın kapısını aralamanın hoş olacağını düşündüm.

Meslek hayatınız boyunca doktorlara bakış açınız değişti mi?
Özetle söylemem gerekirse, dışarıdan daha üstün birer insan olarak düşünürken, sektöre girince onların da insan olduğunu görüyorsunuz. Çok riskli kararlar alıyorlar, çok farklı bir tempoda çalışıyorlar. Gecesi, gündüzü, acili ile 24 saat boyunca üstlerine yapışmış bir kıyafeti andıran meslekleri var. Ama neticede onların da her insan gibi duyguları var. Doktorlara 21 yıl önceki gibi bakamıyorum ama bu süreçte saygım o kadar büyüdü ki, böyle bir kitap çıktı ortaya…

Meri İstiroti Bahar
Meri İstiroti Bahar
Meri İstiroti Bahar kimdir?
Meri İstiroti Bahar, Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji eğitimi aldı. Klinik psikoloji yüksek lisans hakkı kazanan iki öğrenciden biri oldu. Bu esnada henüz 22 yaşındayken International Hospital’dan yöneticilik teklifi aldı. Yüksek lisansını bir yıl dondurup yöneticiliğe başladı. Ancak işine çok bağlandı ve klinik psikoloji yerine İstanbul Üniversitesi Sağlık Yönetim Programı’na devam etti. International Hospital’da 8,5 yıl boyunca önce halkla ilişkiler müdürü, ardından işletme koordinatörü olarak çalıştı. 1998-1999 arası Bayındır Grubu’nun Yaşamkent Projesi’nde çalışan Bahar, 1999- 2010 yılları arasında Acıbadem Sağlık Grubu’nda görev aldı. Meri İstiroti Bahar, halen Bozlu Holding’te Sağlık İşletmeleri ve Pazarlama Koordinatörü olarak çalışıyor.

Takside gelen, sedyede doğan bebek
Kitaba anılarıyla renk katanlardan biri de Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Teksen Çamlıbel… 1989 yılında, İstanbul’da yaşadığı bir anısını Çamlıbel şöyle anlatıyor: “Çok zor bir çabadan sonra gebe kalmış bir anne adayım vardı. Muayenehaneme kontrole geldi. Fakat bir baktım ki 10 cm açıklığı var. Hemen hastaneye götürmek üzere harekete koyuldum. Önce kendi arabamla götüreyim dedim ama düşündüm ki elim kolum serbest kalmalıydı. Sonunda bir taksiye bindik fakat akşam saat altı civarlarında olduğu için trafik kilitlendi. Anne uzun uğraşlardan sonra gebe kalabilmişti. Her şeye ek olarak bir de bu nedenle bebek çok kıymetliydi. Tam sahra koşullarında gibiydik. Hep hastanelerde doğum yaptırmıştık. Bu kez doğum takside olacak gibiydi. Şoföre kadın rahatsız olabilir diye arkasına bakmaması gerektiğini söyledim. Anneye ıkınması ve sabretmesi gerektiğini söyledim. Neden sonra tam hastanenin kapısına geldik taksiyle. Anne adayını sedyeye koyduk ve sedyede doğum oldu. O bebek şimdi yirmili yaşlarında bir genç… Taksi şoförünün çabasını da unutamıyorum, durumu da çok zordu. Adam sağa sola taklalar atıyordu adeta, bizi hastaneye yetiştirmek için . Bebek takside doğmuş kadar oldu.”

Doktorların “sırtı yere gelmez”
sanıldığını ifade ediyorsunuz… Doktorların yüksek gelirli ve yüksek eğitim grubuna dahil olduğu düşünülüyor. Eğitimi nedeniyle farklı vizyonlara sahip olmakla beraber, çok meşakkatli çalışma tempoları var. Geliri ne olursa olsun onların da kendilerini belli bir seviyede tutabilmeleri için eğitimleri hiç sona ermiyor. Çünkü tıp bilişim hızında ilerliyor. Her yıl araştırmalara göre tedavi yöntemleri değişiyor. Buna ayak uydurmak çok zor bir iş. Bir yandan hastalara hizmet verecek, bir yandan ailenizi geçindirip onlara vakit ayıracak, diğer yandan yayınları takip edip hatta yayın yapacaksınız. Kolay bir şey değil. Mesleğin bu yönünü onların anıları ile anlatmak istedim.

Neden “son söz” doktorların?
Eskiden doktor patron gibiydi. O tedaviyi dikte eder, hasta ve yakınları kabul ederse hemen uygulamaya başlardı. Artık tedavi seçenekleri fazlalaştı. Bir hastalığın tedavi yöntemlerinden hangisini seçebileceğini hekimler hastalara söylüyor, kararı paylaşıyor. Ama bu paylaşım sırasında eğitimli olan karşı taraf değil. Birtakım detayları ve neyin neyi tetiklediğini anlayacak bilgiye sahip olan yine doktor. Aslında son söz yine doktorlarda.

Doktor isimlerini nasıl belirlediniz?
Mesleklerinde ciddi tecrübeleri, engin deneyimleri olan; kendilerini uluslararası düzeyde tanıtmış ve güncellemiş hekimlere başvurdum. Bu özelliklere sahip sayısız doktor var tabii, sadece 43 kişi değil. Ancak benim bu kitaptaki isimlerin yüzde 95’i ile mesaim olduğu, birçok projeyi beraber hayata geçirdiğimiz için onlarla birlikte çalışmayı tercih ettim. Aslında daha devam ediyordum ancak yayınevi bana “dur” dedi. Bir bu kadar daha yazabilirdim.

Anıların devamı gelebilir mi?

Kitap daha yeni çıktı, çok güzel geri dönüşler aldım. Bu kitapta zamanlama nedeniyle bazı hekimlere erişemedim, belli bir limit olduğu için durmak zorunda kaldım. Ancak devamını getirmeyi arzu ediyorum.

Gelirini bağışlayacak mısınız?
Kitabın geliri, uzun yıllardır bazı hekimlerin gönüllülük esası ile çalıştığı, polikliniğin yanı sıra gezici sağlık aracı ile de sağlık hizmeti sunan Lokman Hekim Sağlık Vakfı’nın tıbbi cihazlarını yenilemesine yardımcı olacak. Yeni baskılarla yine sağlık kuruluşlarına destek verebiliriz.

Kitaptaki anılarda birçok doktor ölüme alışılmadığını söylüyorlar. Siz alışabildiniz mi?
Hastane hayatında yoğun bakımı, acili, yenidoğanı, morgu yani her yeri kontrol ediyoruz. Ben hastaneye girdiğim andan itibaren modumu değiştiriyorum. Her şeye üzülerek yaklaşırsak işimizi yapmamız zorlaşır. Kendi yakınımız olsa dahi hastanede soğukkanlı olmamız gerekiyor. Başka türlü başarmak mümkün değil.

Yaprak Çetinkaya

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here