‘Doktorluk hayat kadınlığına benzer’

Ünlü KBB Uzmanı Doç. Dr. Dilaver Özturan, başarılı meslek hayatının yanı sıra, spora ve müziğe olan tutkusuyla da biliniyor. Doktorluğu ve hayat kadınlığını birbirine benzeten Özturan, ‘Her iki grup da, yeterince para kazanıp, bir gün mesleklerini bırakmayı düşünürler. Ancak bu istekleri genelde hayal olarak kalır’ diyor.

Doç. Dr. Dilaver Özturan, ünlülerin kulak burun, boğaz uzmanı olarak tanınıyor. O aynı zamanda uzun yıllar sabah haberlerini sunan, hepimizin yakından tanıdığı Zeynep Kasımlıoğlu’nun da eşi. Fotoğrafçımız Kürşad Ergan ile birlikte, daha evlerinin kapısından girer girmez; sıcak, samimi ve neşeli bir ortamda buluyoruz kendimizi. Yerlerimizi alır almaz, Zeynep Kasımlıoğlu’da 4 yaşındaki kızları Dila, 3 yaşındaki oğulları Ömer ve 17 günlük oğulları Ali’yle birlikte katılıyor sohbetimize. Sanki yeni doğum yapmamış gibi zinde, bakımlı, bir o kadar da fit görüntüsüyle genç kadına bir kez daha hayran kalıyorum. Bizim için hazırlanmış kahvaltı sofrasında, bir yandan Zeynep hanımın kendi elleriyle hazırladığı kek ve poğaçaları yerken başlıyoruz söyleşiye. Ve, sık sık çocuk kahkalarıyla bölünen keyifli bir röportaj çıkıyor ortaya.

Neden doktorluk mesleğini seçtiniz?
Bizim zamanımızda en iyi öğrenciler tıp fakültesine girerlerdi. Lisede okul birincisiydim. TÜBİTAK’ın liseler arasında düzenlediği bir yarışmada da kimya ve fizikte birinci olmuştum. Ben de iyi öğrenci olduğumu düşünerek bu bölümü seçtim. Çok doğru bir karar vermişim, çünkü doktorluk, mesleğim olmasının yanı sıra aynı zamanda hobim gibi.

Mesleğinizin hangi yönü size bu kadar keyif veriyor?
Özellikle mikrocerrahi tekniğini kullanarak ameliyat yapmak beni çok etkiliyor. Mesela, bağırsaklardan yemek borusu veya mideden dil yapabiliyoruz. İncecik damarlarla çalışarak, böylesine önemli sonuç ortaya çıkarmanın verdiği hazzı hiçbir şeyde bulamazsınız. Hastanın aylar sonra tükürüğünü yutabildiğine veya yemek yiyebildiğine tanık olduğumda, ekibimle birlikte bu mucizevi olayda minik bir damla olarak ne kadar çok şey değiştirebildiğimizi görüyorum. İşte o zaman yıllarca tatil yapmış gibi rehavet içine giriyor, tüm yorgunluğumu bir anda unutuyorum. Zaten bu tip ameliyatlar maddi nedenler için değil, keyif ve hizmet için yapılır bence.

Duygusal yönünüz ağır basıyor sanırım…
Tabii ki. Örneğin, mecburi hizmetimi Kütahya’nın Altıntaş ilçesinde yapmıştım. Hangi evin kapısını çalsam, kalacak yerim vardı. Çünkü kurduğun samimi ilişkilerle hastaların oğlu, kardeşi, babası veya ağabeyi oluyorsun. Ben de hastama yaşlıysa annem veya babam, gençse kardeşim gözüyle baktım hep. Onlarla kurduğum duygusal bağ nedeniyle ağlayarak gittiğim ilçeden ağlayarak dönmüştüm. Ben hekimliği dünyanın en güzel mesleği olarak görüyorum. Böylesine güçlü bir bağ kolay kolay hiçbir meslekte kurulmuyor.

Size burun estetiği için başvuran hastalar oluyor mu?
Evet, üstelik çok sık. Öyle ki, artık yaptığım ameliyatların yüzde 30-40’ını estetik burun operasyonu oluşturuyor.

Neden bir estetik uzamını değil de, siz?
Artık hemen herkes kendi branşının estetiğini yapıyor, dünyada trend böyle. Ayrıca ben Amerikan Yüz Estetik Cerrahisi üyesiyim. Sonuçta hasta hangi doktorda kendisini daha konforda hissediyorsa, ona başvurmalı. Bu estetik uzmanı da olabilir, kulak burun boğaz uzmanı da..

İlginç anılarınız vardır mutlaka…
Olmaz olur mu! Hiç unutmam, bir gün merkezimize 20- 22 yaşlarında iki erkek kardeş gelmişti. Birinin elinde Michael Jakson, diğerinin ise George Micheal’ın fotoğrafları vardı. İkisi de fotoğraflardaki burunların aynısını yapmamı istiyorlardı. Önce şaka yaptıklarını sandım ama sonra anladım ki oldukça ciddiler. Onlara bunun mümkün olmadığını söyleyerek, kendi yüzlerine uygun burun şekillerini anlattım. Kabul ettiler ve ameliyatı yaptık. Operasyon sonrasında odalarına gittiğimde ise kardeşlerden birinin annesiyle tartıştığını gördüm. Ne olduğunu sorduğumda, ”Annem beni doğurmadan önce estetik operasyon geçirseydi, şimdi bu sıkıntıları çekmezdim” deyince, açıkçası çok şaşırmıştım. Hastalarımızla anlattığım bu olayda olduğu gibi bazen komik, bazen de oldukça trajik şeyler yaşayabiliyoruz.

Spor ve müziğe olan tutkunuzun nedeni mesleğinizin getirdiği ağır sorumluluktan biraz uzaklaşmak olabilir mi?
Evet, çocuklar gibi pür neşe gidiyorum tenis kortuna. Veya, sessiz bir koya gidip yelken açtığımda huzur buluyorum. Uzaklaşmak için bir şeylerle uğraşmam gerekiyor, yoksa kuma kuşu gibi hastalarımın sağlık durumlarını düşünmeye başlıyor, ”Acaba ters giden bir şey var mı?” diye kaygılanıyorum. Doktorlar arasında bir söz vardır, ”Haber yoksa, her şey yolunda” diye. Yıllardır, her çalan telefonda, ”Kötü bir şey mi var?” diye zıplarım. Veya, telefonumu bir yerde unutsam, hastalarımın başına gelebilecek en kötü şeyleri hayal eder, endişeye kapılırım. Allah biz hekimlere şans versin. ‘Hastayı Allah iyi eder, ücretini doktor alır’ sözü, yaşadığımız bir başka sıkıntıyı da çok iyi tanımlıyor. Ne kadar dikkat edersen et, yine de şansa ihtiyacın var. Hekimlik mesleği deniz gibidir; kimi zaman durgun kimi zaman da fırtınalı. Her şey yolunda giderken bir gün yanlış tanı koyabilirsin veya tedavinin yan etkilerinden biri hastanda çıkabilir. Şansın da yaver gitmezse o fırtınanın içinde boğulup, gidersin. İşte tüm bunlar hem zihinde hem de bedende ağır bir yük oluşturuyor. Ben de omuzlarıma binen bu yükten, spor yapıp, müzikle uğraşarak biraz olsun kurtulmaya çalışıyorum.

Sürekli diken üzerindesiniz anlaşılan…
Öyle sayılır. Örneğin, 3 ay önce ameliyat ettiğiniz hastanın burnunda sorun olduğunu gördüğünüzde, o an dünya adeta başınıza yıkılır. Veya, telefon çalınca hastanızı tanımak zorundasınız. Onun bir doktoru var ama bizim bin hastamız. Ancak hasta telefonda bile sizin onu tanıyıp tanımadığınızı anlar. Dolayısıyla her zaman zihinsel ve bedensel olarak zinde olmalısınız. Bunun için de yaşam alışkanlıklarınıza bir sporcudan daha fazla dikkat etmeniz gerekiyor. Örneğin bir futbolcu golü ıskalasa çok büyük bir şey olmayabilir ama bizim mesleğimizde ıskalamak insan hayatına bile mal olabilir. Doktorlar, bu ağır yük nedeniyle bir gün bu mesleği bırakacaklarını söylerler, ancak bunu genellikle başaramazlar. Hatta bizim mesleği hayat kadınlığına benzetirler.

İki meslek arasında nasıl bir benzerlik olabilir ki?
Dünyanın en eski iki mesleğidir, doktorluk ve hayat kadınlığı. Doktorlar da hastalarını kendileri seçemez, hastalar onları tercih ederler. Çoğu çocuklarının iyi yerlerde okuyup, bu mesleği yapmamalarını arzu ederler. Her iki meslek grubu da yeterince maddi güce kavuşup, bir gün işlerini bırakmayı hayal ederler ama, nerde.. Bu mesleği bırakmak hiç de kolay değildir.

Neden kolay vazgeçilmiyor?
Çünkü bizim hastalarımıza karşı büyük bir sorumluğumuz var; sağlıklarına kavuşmalarını sağlamak veya yaşamlarını kurtarmak gibi. Ayrıca hastalarımız bize her yönüyle teslim oluyorlar. Operasyonun hangi hastanede ve hangi ekiple yapılacağından tutun da, hangi teknikten yararlanmanız gerektiğine kadar her şeyiyle siz ilgileniyorsunuz. En doğrusunu da bulmak zorundasınız, çünkü vicdani bir yanı var bu mesleğinizin. Böylesine ağır bir sorumluluk altındayken mesleği bırakmak hiç de kolay değil.

Spora olan tutkunuzu biliyoruz. Hangi spor dallarıyla ilgileniyorsunuz?
Okul yıllarımda basket ve amatör ligde de futbol oynadım. Babamdan gizli boksa başladım. O dönemler boksun altın yıllarıydı. 17 yaşındayken Rize de Türkiye şampiyonu oldum. Şampiyon olunca bıraktım boksu. Çünkü, artık 60 – 65 kilo arasındaydım ve yumruklar da inanılmaz sert geliyordu. Ayrıca yıllardır tenis oynuyorum. Ben turnuvaları pek sevmem, daha çok arkadaşlarımla oynamaktan keyif alıyorum. Ama hırslı olduğumu da söylemeliyim. Arkadaşlarımla günde 5 saat tenis oynadığımız oluyor. Çevrede benim tenis oynadığım hemen anlaşılır, çünkü hata yaptığımda kendime kızar ve bağırırım. Hatta birçok kez raket kırmışımdır. Bir süre ata da bindim ama boyun fıtığım nedeniyle bırakmak zorunda kaldım. Sonra da yelken sporuna merak sardım. Zeynep’de çok seviyor yelkeni. Bu yüzden sık sık yelkenle yolculuk yapıyoruz.

Müzikle de yakından ilgileniyorsunuz…
Evet, şarkı, türkü söylemeyi çok severim. Ameliyathanede benim sesim çok duyulur. Klasik gitar dersleri aldım ama Amerika’ya gidince, devamını getiremedim. Şimdi çocuklarımın parçalamadığı teller bulursam eğer, onlara gitar çalmaya çalışıyorum. 5 yıldır da kanuna merak sardım. Çok iyi bir kanun ustasından ders alıyorum. ‘Hocam, bir parça çalar mısın?’ diyorum. O çalıyor, ben ağlıyorum. Bir de bakıyorum ki ders bitmiş. Önümüzdeki günlerde de ney dersi alacağım.

“En büyük servetim çocuklarım”
Ünlü haber spikeri Zeynep Kasımlıoğlu ile 5 yıldır mutlu bir evlilik hayatı sürdüren Doç. Dr. Dilaver Özturan, en büyük servetinin çocukları olduğunu söylüyor. 42 yaşına dek hep ‘İyi bir kariyerim, maddi gücüm ve büyük bir evim olacak’ şeklinde hayal kurduğunu belirten Özturan, ‘Ama şimdi ne para, ne şöhret ne de spor… Çocuklarım benim en büyük mutluluk kaynağım. Müthiş bir sevgi ve enerji bu.’ diyor. Çocukları olduktan sonra hayata olan bakış açısı tamamen değişmiş Özturan’ın. Onlar sayesinde kendini daha kolay terbiye edebildiğini ve hırslarından daha kolay arınabildiğini ifade ediyor. Artık boş zamanlarının çoğunu çocuklarıyla geçirmeyi tercih ediyor. Onlarla birlikte yemek yemekten, yüzmekten, sinemaya gitmekten ve oyun oynamaktan büyük keyif alıyor. Hafta sonları ise ailesiyle birlikte kış mevsiminde bile yelkenle denize açılıyor. Dilaver bey, kızı Dila’nın kendisine, oğlu Ömer’in ise daha çok annesine düşkün olduğunu söylüyor. Bebeklik döneminden itibaren altını değiştirmekten tutun da banyosuna kadar her şeyiyle ilgilendiği oğlunun annesine daha düşkün olmasını ise içine sindiremediğini söylüyor. ‘Bu yüzden annesinden gizli kola ve çikolata gibi küçük küçük rüşvetler veriyorum ama nafile, hala bir adım yol alamadım. Şaka bir yana onlar benim her şeyim’ diyor.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here