Enerjinizi yatağa gönderin

22092014 poz01

Cinsellikte sadece bedenlerin değil ruhun, düşüncelerin ve enerjinin birleşimi sonsuz hazzı da beraberinde getiriyor. Cinsel enerji aktarımı çiftlerin birbirlerine dokunmadan dahi mutlu olmalarını sağlarken eril ve dişil dengeleri de sabitliyor. Peki yataktaki bu enerji aktarımı nasıl sağlanıyor ya da yataktaki mutluluğun formülü enerjilerin aktarımıyla nasıl ortaya çıkıyor?

Cinsel enerjiyi tanımlamak için aslında önce cinselliğin ne olduğu üzerinde durmak gerekiyor. Cinsellik, sevişme arzusunun eylemsel ifadesidir. Bu ifade, fiziksel aktiviteleri ifade ettiği kadar duygusal ve ruhsal anlamda da içerik taşıyor. Kuantum Düşünce Teknikleri Uzmanı Asu Sevil Pakdil, “Üreme ve yaşam döngüsünün devamını da kapsayan bir biyolojik sonuçla bitme olasılığını da göz önüne aldığımızda, cinsellik, ruhsal bir varlık olan insanı, en basit hayvansal konumuna yaklaştıran bütünleşik bir yaşam dürtüsüdür” diyor. 

Bu noktadan hareket edildiğinde, cinsel enerjiyi, en temel enerji olarak ifade etmek mümkün. Spiritüel bakış açısıyla, yaratılış enerjisi, sevgi enerjisi anlamına geliyor. Cinsel enerji ise yaratanın temel sevgi enerjisine en çok yaklaşmamıza kaynaklık eden ve kapı açan enerji olarak görülüyor. Bu nedenle cinsel enerji, unuttuğumuz, “Bir” olmaktan gelen, Tanrısal varoluş enerjisi olarak tanımlanabiliyor.

 

Cinsel enerji aktarımı 

Var olan her şeyin bir enerji alanı bulunuyor ve bu alanlar az veya çok birbiriyle etkileşim halinde oluyor. Diğer yandan, tüm evren bir enerji okyanusu ve bu enerji de sürekli bir döngü içinde, değişim ve dönüşüme uğrayarak akıyor. Enerji aktığı sürece sorun yok ve her şey dengede oluyor. Sorunlar ise enerjinin akımının kesilmesiyle, akım yollarının tıkanmasıyla başlıyor ve tekrar akım sağlanana kadar da öylece kalıyor.  

Ruhsal bir varlık olan insan için ise dengede olmaya yaklaşmak ve enerjinin sürekli akışta olması, ilerleyebilmek için en önemli unsur. Yin ve Yang dengesi bunu en iyi özetleyen yaklaşım. Karşıtlığın dengesi üzerine kurulu felsefede, sürekli bir döngü var ise denge de var. Karşıtlar, birbirlerinde kendi özlerini de barındırıyorlar ve sürekli döngü halinde, kendi özüyle de karşılaşan, bütünleşen, birleşen karşıtlar, varoluş anını yaşıyor. Birleşiyorlar ve bir oluyorlar. 

Asu Sevil Pakdil, “Cinsel enerji aktarımı, dişil enerji (Yin) ve eril enerjinin (Yang) bir olma yolunda, birbirlerinin eksiğini tamamlayacak enerji aktarımını sağlayacak, en temel ve basit yol. Bu aktarım, temel ve muhteşem meditasyon çalışması ile diğer anlamıyla da bir ibadet. Meditasyon yapma amacımızın, zaman ve mekandan bağımsızlaşarak, tüm düşüncelerden beyni temizlemek ve olabilecek en üst düzey hiçlik mertebesine yaklaşmak olduğunu anımsarsak, cinsel enerji aktarımı sırasında yaşanacak orgazm duygusu ve anı, en güçlü ve aynı zamanda keyifli meditasyon çalışması olacaktır” diyor.

 

Hangi durumlarda cinsel enerji aktarımı yapılıyor?

Temel olarak, her iki kişinin de, cinsel enerji aktarımı sırasında, birlikte, bir olma farkındalığında olması ideal bir aktarımı sağlıyor. Pakdil, “Gerek kadim bilgilerin, gerek kuantum düşünce tekniklerinin, gerekse varoluştan gelen dualitenin bize ifade ettiği eril ve dişil enerjilerin birbiri içinde eriyerek, hiçlik noktasında bir olması arzulanan bir aktarım şekli. Ancak şunu da belirtmeliyim, zaman zaman fiziksel olarak erkek ya da kadın bedenlerine sahip kişiler arasında da, kendi cinslerine sahip eşlerle kısıtlı cinsel enerji aktarımı da söz konusu olabiliyor. Bu durum, kişilerin ruhsal varlıklarıyla bedensel varlıkları arasındaki göreceli uyumsuzluktan ve bu durumu deneyimlemek istemelerinden kaynaklanan istisnai bir durumdur” diyor.

 

 

Tanrısal varoluş enerjisi

Asu Sevil Pakdil, “Neyi unutmadık ki? Ruhsal, Tanrısal bir varlık olduğumuzu unuttuk. Varoluş nedenlerimizi, nereden gelip, nereye gittiğimizi, kaynaktan gelen ve özümüzde olan yeteneklerimizi, yapabileceklerimizi, hepsini unuttuk. Sevgi enerjisinden yaratıldığımızı ve cinsel enerjinin de temel enerji olduğunu unuttuk. Şöyle bir örnek verebilirim; küçükken, üç yaşında, 5-8-11 yaşlarınızda kurduğunuz hayallerinizi anımsıyor musunuz? O yaşlarda sahip olduğunuz yaşam ve dünya algınızı hatırlıyor musunuz? Bugün hala hepsine sahip misiniz? Yoksa, ‘Saçmalama, ayakların yere bassın, hayalperest, o kötü, çirkin, bu iyi, güzel’ gibi aileden, yakın çevreden, öğretmenlerden, inançlarımızdan gelen yönlendirmeler ve baskılarla pek çoğundan vazgeçip, unuttunuz mu? Cinselliğimizi ve cinsel enerjimizi hakkıyla kullanmayı da bu şekilde unuttuk” diyor. Yaratılışımızdan bu yana geçen zaman içinde, gerek toplumsal yapının getirdiği genel geçer yargıların sonucu olarak, gerekse ve çokça da dinsel motiflerin yoğun baskısıyla, cinsellik ve cinsel enerjimizi hakkıyla kullanmak “ayıp, günah” gibi bir kodlama nedeniyle unutuldu. Pakdil’e göre; neyse ki, bugün, dünyanın değişen enerji alanı, biz insanların yükselen titreşim frekansının getirdiği farkındalık düzeyiyle yeniden anımsamaya başlıyoruz ve bu durum, her geçen an daha fazla bireye etki edebiliyor. Bunun sonucunda da, anımsanan ve özde olan cinsel enerji aktarımı, tekrar kendi anlamını buluyor.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here