Fiziksel tedavisi ve rehabilitasyonda kişiye özel yaklaşım dönemi

iStock 000044629984 Full

Günümüzde insanların yaşam kalitesini düşüren bel, boyun, sırt, omuz ve ayak ağrılarına ameliyatsız çözüm arayışında manuel terapi, kinezyolojik bantlama ve egzersiz yaklaşımlarını içeren fizik tedavi uygulamalarını sizler için araştırdık.

 

 

 

 

 

Sağlık alanında yaşanan gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler hastaların yüzünü güldürüyor. Uzmanlar veya cihazlar yardımıyla yapılan birçok tedavi hastaların iyileşme sürecinde önem taşıyor.Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nde görüştüğümüz Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Kerem Alptekin, günümüzde fizik tedavi ve rehabilitasyonda kişiye özel yaklaşımın esas alınması gerektiğini belirtiyor: “Biz ‘Bizim için hastalık yok, hasta var!’ anlayışını benimsiyoruz. Düşüncemizin doğru olduğunu da iyileşme gösteren hastalarımızda görüyoruz. Tedavinin yanında hastayı yakından takip etmek ve onlardan gelen geribildirimleri detaylı incelemek de önemli. Bunun için de hasta öyküsünü iyi almak gerekiyor. Tedavi sürecine dair tüm teknolojileri takip ediyoruz. Mühendislik bölümleriyle çalışmalar yapıyoruz. Şu sıralar gündemimizde sanal gerçeklik var. Kısa süre içinde rehabilitasyon protokolünü gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Ülkemizde kullanılan iki boyutlu sanal gerçeklik tedavi üniteleri bulunsa da merkezimizde gözlük ve eldivenin de yer aldığı üç boyutlu hali kullanılacak. Bir oyunu andıran bu yöntem sayesinde uzun süren rehabilitasyon sürecinde hastanın tedaviden sıkılması engellenecek.”

ÜÇ AŞAMALI SÜREÇ
Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Öğretim Görevlisi Uzm. Fzt. Leyla Ataş ise günümüzde fiziksel aktivite eksikliğinin hastalık için risk faktörü olduğunu söylüyor: “Bu sorun dünyadaki sağlık problemleri arasında dördüncü sırada yer alıyor. Yani hasta olmamak için aktif bir yaşam sürmek gerekiyor.”

Ataş, rehabilitasyon sürecinin değerlendirme, tedavi planlama ve uygulamadan oluştuğunu vurgulayarak, “Değerlendirme ile bedenin farkına varılıyor. Bu da bazı test ve analizlerle bulunuyor. Ardından ne uygulanacağı, birincil ve ikincil hedefler belirleniyor. Belli bir aşamada yeniden değerlendirme yapılıyor. Nasıl ilerleme kaydedildi? Ya da neden kaydedilmedi? Neyi değiştirmek gerekiyor? Bu sayede kişinin yaşam kalitesini artırabilmek ve günlük yaşama tekrar dönebilmesini sağlamak amaçlanıyor. Sadece problemini çözmeyi değil, hastanın hayattan keyif alabilmesini, ruhen iyi olabilmesini ve kişinin normale en yakın hale gelmesini hedefliyoruz. Rehabilitasyon da bunu gerektiriyor” diyor.

MANUEL TERAPİ
Ö
zel tekniklerin kullanıldığı, elle tedavi anlamına gelen “Manuel Terapi”, eklemlerdeki hareket kısıtlılığını düzeltmek, ağrı ve fonksiyonel bozuklukları gidermek amacıyla yapılıyor. Yüzyıllardan beri uygulanan bu yöntem, omurga ve ekstremite eklemlerindeki ağrı ve fonksiyon bozukluklarının tedavisinde etkili rol oynayan manipülasyon ve mobilizasyon yöntemlerini içeriyor. Manuel terapiyle yapılan tedavide; eklemlerde “blokaj” olarak adlandırılan kısıtlanmış hareketi postüral denge içinde, en yüksek derecede ve ağrısız artırıp, fonksiyonu sağlamak ve beden mekaniğinin korunması hedefleniyor. Bu tedaviyle klasik tedavinin aksine, ağrı kesicilerle ağrıyı baskılamak yerine, birtakım özel testlerle problemin kaynağının araştırılarak sorunun temeline inmek ve özel teknikler uygulayarak hastanın tedavi edilmesi amaçlanıyor.

Manuel terapi sıklıkla omurga rahatsızlıklarında kullanılıyor. Diğer eklemlerde uygulandığında da başarılı sonuçlar alınıyor. Boyun, sırt ve bel ağrıları başta olmak üzere kol, omuz, kas ve iskelet sistemindeki ağrılı sendrom ve hastalıkların tedavisinde de yüksek başarı oranları elde ediliyor.

TERAPATİK EGZERSİZ YAKLAŞIMLARI
R
ehabilitasyon sürecinde uygulanan egzersizlerde tek bir konsepte bağlı kalmadan, kişiye ve probleme özel programlar kullanılıyor. Kişinin karmaşık birçok egzersiz arasında boğulmasını önlemek için amaca yönelik en etkili egzersizler uygulanıyor. Bu egzersizlerdeki amaç; kasa unuttuğu fonksiyonu yeniden öğretmek, kassal esnekliği, kuvveti ve dayanıklılığı artırmak, gevşemeyi sağlamak, doğru vücut pozisyonunun günlük hayattaki aktivitelerde nasıl devam ettirileceğini öğretmek, yeniden yaralanma riskini önlemek ve ağrısız, kaliteli bir hayat sürdürmek olarak belirtiliyor.

BIODEX DENGE SİSTEMİ
Bu sistemle kişinin vücut dengesi ölçülüyor. Özellikle baş dönmesi veya dengesizlik problemi olan hastaların bu sorunları sistematik olarak belirleniyor. Biodex denge sistemi testi ile günlük hayatta karşılaşılan çeşitli yüzey ve görsel çevre durumları taklit edilerek, hastanın ayakta denge fonksiyonu kantitatif olarak ölçülüyor. Bu yöntemle hastanın vestibüler, görsel ve vücut duyusu sistem verilerini yeterli şekilde kullanıp kullanmadığı veya bu üç sistemden alınan bilgilerin birbiriyle doğru bir şekilde koordine edilip edilmediği anlaşılıyor. Bu sistemin en önemli fonksiyonu ise tespit edilen dengenin bozulmuş olan unsurların görsel geri besleme (Visual Feedback) metodu ile denge rehabilitasyonunun temelini oluşturması… Denge sistemleri, denge sorunlarına yol açan hastalıkların tanısında tamamlayıcı inceleme yöntemleri arasında yer alıyor. Tanısal amaçlar dışında görsel geri besleme aracılığı ile rehabilitasyonda, ilaç etkilerinin monitörize edilmesinde, protezler gibi ortopedik araç ve gereçlerin etkilerinin analiz edilmesinde de kullanılıyor. Biodex denge sistemi ayrıca diğer tanısal testlerin tamamlayıcısı olarak uygulanıyor. Bu testlerin yerine geçemese de tanısal test verilerinden elde edilemeyen denge sisteminin fonksiyonuna yönelik bilgiler sağlıyor.

KİNEZYOLOJİK BANTLAMA TEKNİĞİ
Kinezyolojik bantlama tekniği ve uygulama yapılan kinezyolojik bantlar, 1973 yılında Japon Kayropraktör Dr. Kenzo Kase tarafından geliştirildi. Bu metodun ortaya çıkış felsefesi; insanın eklem hareketlerini sınırlamadan derinin yapısal özellikleri ve esnekliğine benzer bir bantlama yöntemi ile daha başarılı sonuçlar alınması üzerine kuruldu. 30 yılı aşkın süredir kullanılan bu yöntemin uluslararası düzeyde tanınması ise 2008 Pekin Yaz Olimpiyatları’yla oldu. Sonrasında profesyonel sporcular maç ve yarışmalar sırasında bu bantları kullanmaya başladı.

Kinezyolojik bant uygulaması kan ve lenf akımını artırıyor, ağrının azalmasına yardımcı oluyor, eklemin duruşunu düzeltiyor ve kasın gerginliğini azaltıyor. Kullanılan özel bant ise cildin esnekliği ve inceliğini yansıtacak şekilde tasarlanıyor. Yani kalınlığı cildin epidermis tabakasına, esnekliği de insan cildinin elastik özelliklerine benziyor. Bantlar mevcut halinin yüzde 55-60’ı kadar boyuna uzama özelliği gösterirken, enine esnemiyor. Elastik özelliğini üç-yedi gün süreyle koruyan bu bantlar yüzde 100 pamuk liflerine sarılı polimer elastik liflerden oluşuyor. Yapışkan yüzeyi ise parmak izine benzer şekilde dalgalı akrilikten oluşuyor, lateks içermiyor ve ısı ile aktive oluyor. Pamuk lifleri sayesinde vücut nemi buharlaşarak, hızla kuruyor.

Başarılı bir kinezyolojik bant uygulama için hastanın dikkatlice değerlendirilmesi, uygulama yapılacak kasın iyi seçilmesi, bantlamanın hangi amaçla yapılacağının belirlenmesi, uygulanacak kasa doğru pozisyonun verilmesi ve bandın gerginliğinin ayarlanması önem taşıyor. Bütün bunlar yapılan tedavinin başarısını önemli ölçüde etkiliyor. Eğer beklenilen sonuç alınmazsa hastanın yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

Tüm dünyada kas-iskelet sistemi hastalıkları ve lenfoloji ile ilgilenen hekimler, fizyoterapistler, iş uğraşı terapistleri ve kayropraktörler başta olmak üzere bu yöntemi ve kinezyolojik bantlama tekniğini uygulayan sağlık profesyonellerinin sayısı giderek artıyor.

PEDABAROGRAFİ VE YÜRÜME ANALİZİ
Ayak, muayenesi kolay ancak karmaşık fonksiyonel anatomisi nedeniyle tanı konması zor bir bölge. Ayağın yapı ve işlevlerinde ortaya çıkan bozukluklar ise kişinin aktivite ve sosyal katılım düzeyinde belirgin kısıtlamalara neden olabiliyor. Bu organın işlevini tam olarak yerine getirmesi yalnız ayak sağlığı açısından değil; üst komşu eklemler yani diz ve kalça eklemleri ile bel gibi tüm bedenin sağlığı için de önem taşıyor. Öte yandan ayağa komşu eklemlerin hastalıkları da ayak biyomekaniğini ve normal yürümeyi bozabiliyor. Ayak mekaniğinin bozulduğu ve buna bağlı olarak ayak tabanında ortaya çıkan patolojilerin değerlendirilmesi için plantar (ayak tabanı) basınç ölçümü (pedobarografi) kullanılıyor.

Pedobarografi terimi Latince’den gelen pedes (ayak) ve Yunanca’dan gelen baros (ağırlık, basınç) kelimelerinden türetildi. 1980’den beri kullanılan bu yöntemle kişinin ayak taban basınçlarının ölçümü değerlendiriliyor. Ayak basınç analiz sistemlerinin klinik kullanımı ve avantajları çok sayıda çalışmaya konu oluyor.

Pedobarografi cihazı düztabanlık (pes planus) gibi mekanik problemler, ortopedik tanı ve cerrahi, diyabetik ayak, nörolojik hastalıklar (hemipleji, serebral palsi, Parkinson), denge bozukluğuna neden olabilecek hastalıklar, ayakkabı modifikasyonları ve ortez uygulamaları gibi pek çok alanda kullanılıyor. Pedobarografik ölçümde statik ve dinamik olarak ayak taban basınçlarının ölçümü yapılıyor. Ayrıca ayak hastalıklarının tanı ve tedavisinde kullanılabilecek objektif ve fonksiyonel bir yöntem olarak da öne çıkıyor.

Ayağın statik pedobarografik değerlendirmesinde altı bölgeden (arka ayak, orta ayak, ön ayağın iç-orta-yan tarafı ve parmaklar) maksimal basınç ölçümleri, ön ve arka ayaktaki maksimal basınç değerleri, ayaktaki toplam basınç, toplam basıncın ayağın ön-arka bölümüne düşen yüzdeleri, toplam temas alanı ve toplam temas alanının ön ve arka ayağa yüzdelik paylaşım değerleri elde ediliyor. Hareket sırasında ayağın yere basan kısmının uzunluğu, varus veya valgus pozisyonunda basınç değişiklikleri, parmakların fonksiyonları gibi etmenler dinamik ölçümlerle elde ediliyor. Bu sistem ayakta ve yürürken ayak tabanı basınçlarının ölçümünü yapabiliyor. Pedobarografik olarak tüm veriler alanında uzman hekimlerce incelenip değerlendirildikten sonra ayak basınç dağılımlarında anormallik tespit edilen olgulara uygun tabanlık reçetesi verilerek sorun giderilmeye çalışılıyor.

Yürüme analizi kliniğinde ise biyomekanik problemlerde kas-iskelet ve nörolojik sistem patolojileri sonucu oluşan yürüme bozuklukları tespit ediliyor. Elde edilen veriler sayesinde tedavi programı belirleniyor ve uygulanan tedavinin etkinliği saptanıyor.

POSTÜR ANALİZİ
Vücudun her kısmının kendisine bitişik segmente ve bütün vücuda oranla en uygun pozisyonda yerleştirilmesi “postür” olarak tanımlanıyor. Bir başka deyişle, vücudun her hareketinde eklemlerin aldığı pozisyonların birleşimi de postür tanımına uyuyor. Vücut, kas aktivitesi sırasında ligamanların desteğiyle stabilite sağlamak veya bir harekete temel teşkil etmek için, birçok kasın uyumlu çalışması sonucunda düzgün bir duruş elde ediyor.

Omurga; bağlar, kapsüller ve kaslar gibi yumuşak dokulardan oluşan destek düzeniyle dik duruyor. Kişinin doğru postüre sahip olması içinse ligaman ve kasların dengede olması gerekiyor. Bozuk postürdeki denge bozukluğu yorgunluğa, iskelette asimetriye ve ağrıya yol açıyor. Anormal postürü korumak için kaslar aşırı geriliyor. Zamanla spazm ve ağrı ortaya çıkıyor.

Postür analizinde vücut önden, arkadan ve yanlardan değerlendiriliyor. Ölçümlerde bilgisayarlı postürografi cihazı olan Global Postural System (GPS) kullanılıyor. Böylece literatürde, altın standart metot olarak bildirilen fotoğraflı postür analizi yapılıyor.

Formsanté – 2015 Ağustos sayısı
Ayşegül Uyanık Örnekal

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here