Formsante okuyucuları keşfe devam ediyor.Mağaracılık yaptık!

Haftasonu 12 kişilik heyecanlı bir ekip olarak İzmit’e mağaracılık öğrenmeye gittik. Şamatalı bir yolculuk, bilmediğimiz kaslarımızı Heveslendiyseniz, Boğaziçi Üniversitesi Mağaracılık Kulübü sporcuları sizi de böyle bir maceraya davet ediyor.

En sonunda bunu da yaptık! Formsante olarak hangi outdoor sporunu deneyimlemedik diye düşünürken, mağaracılık yapma fikri geldi aklımıza. Boğaziçi Üniversitesi Mağaracılık Kulübü (BÜMAK) sporcuları eşliğinde mağaracılık öğrenmek için bize başvuran okurlarımızla birlikte İzmit'in, Aytepe mağarasının yolunu tuttuk. Eğitmenlerimiz; Boğaziçi Üniversitesi Mağaracılık Kulübü üyelerinden deneyimli mağaracılar Sencer Çoltu, Serhan Kırlangıç, Asım Samlı ve Emrah Sanön'dü. BÜMAK üyeleri, okuyucularımız, ben, fotoğrafçımız Nihat ve grafikerimiz Metin'den oluşan Formsante ekibi olarak mağaranın yolunu ararken bol bol kaybolduk, yol üzerinde mağaracılık için yaptığımız alışverişe de epey şaşırdık. Özel tulumları ve ışıklı kaskları BÜMAK temin etti bizim için. Ama çizme ve eldivenleri kendimiz temin ettik. Bu arada mağaracılık yapmak için "havalı " ekipmanlar hayal edenlere duyurulur: Mağaraya girerken pazarda satılan plastik çizmelerden giydik! Ellerimize de birer çift bulaşık eldiveni geçirdik. Evet, yanlış okumadınız, malzemeler bunlar, çünkü ıslak ve kaygan ortamlar olan mağaralarda kayıp düşmemenin ve ıslanmamanın en iyi yolu bu! Bu arada sonradan fotoğraflarımızı görüp, içimizdeki "mağaracılık sevgisini" anlayamayarak bizle dalga geçen sevgili arkadaşlarımıza cevap bile vermiyoruz.
Macera başlıyor
İzmit yakınlarında Yuvacık Barajı'ndan araçla Aytepe Mağarası'na doğru tırmanıyoruz. Yoksa Veysel Dayı mağarası mı demeliydim? Veysel Dayı yörenin yerlisi, herkes tarafından tanınan birisi. Yıllardır işlettiği kır kahvesi, oradan geçen yerli ve yabancı trekking ekiplerinin ve mağaracıların uğrak noktası. Bunları niye mi anlatıyorum? Mağaraya girmek için onun kır kahvesinin içinden geçip tırmanmanız gerekiyor da ondan. Bu yüzden mağaracılar bile "Veysel Dayı mağarası" adını takmışlar mağaraya. Kahvenin içinden geçip asma merdivenle girişe tırmanıyorsunuz ve macera başlıyor…
Önce eğitim
Mağaraya girmeden önce BÜMAK sporcuları ekipman ve mağarada nelerle karşılaşacağımız hakkında bir eğitim veriyorlar. Mağaralar ıslak ve soğuk mekanlar olduğundan tenimize değecek iç kıyafetler yünlü olmalıymış. Bunların üzerine su geçirmeyen tulumları, plastik çizme ve eldivenleri giyeceğiz. Başımızı korumak için takacağımız kaskların üzerinde aydınlatma sağlayan bir düzenek var. Bunu nasıl hazırlayacağımızı öğreniyoruz. Yanımızda getirdiğimiz "karpit " adlı özel bir taşı, tulumumuza bağlayacağımız özel haznenin içindeki bölmeye yerleştiriyor, diğer bölmeye su dolduruyoruz. Karpit taşının özelliği, suyla temas ettiğinde yanıcı bir gaza dönüşmesiymiş. Haznenin bir ucu da üstünde çakmak bulunan kaskımıza hortumla bağlı. Hortumdan geçen gaz, aydınlanmak istediğimiz anlarda kaskımızda çaktığımız çakmak sayesinde aleve dönüşüyor, evet mağarada kafamızda yanan minik alevlerle dolaşıyoruz. Ceplerimize bol bol şeker ve çikolata dolduruyoruz. Adetmiş, içerde enerjimiz tükendiği anlarda bu yiyecekler bizi şarj edecek. Az sonra ziyaret edeceğimiz mağara "yatay" bir mağara. Yani gezimiz mağarada trekking tadında olacak. – Daha doğrusu biz öyle kolay sanıyorduk – Bir de dikey mağaralar var. Yani uzun inişler ya da tırmanışlar yapılanlar. Biz bir günlük eğitim için yatay olanını tercih ettik çünkü dikey mağaralar için önceden bir iki gün süren iple iniş çıkış dersleri almak gerekiyor. Bu eğitim de açık havada, örneğin bir yangın merdiveninde alıştırmalar yapılarak gerçekleşiyor. BÜMAK eğitmenlerinin üzerinde durduğu bir başka konu da psikoloji. Mağaraya girerken kendimizi iyi hissetmiyorsak, birbirimizden etkilenip kendimizi içeri girmeye zorlamamanız gerekiyor. Zira aramızda "gizli klostrofobikler" olabilirmiş. Yani kişi böyle bir fobisi olduğunun kendisi bile farkında olmayabilirmiş ki bunun örneğine az sonra şahit de olduk.
İçeri asla tek başına girilmiyor, ayrıca ekipte bir kişi acil durumlar için daima dışarıda bekliyor. İçeri girerken son uyarılara gülsek mi ağlasak mı bilemiyoruz. Bizi getiren şoför "Hep birlikte bir fotoğraf çektirelim, gidip de dönmemek var" diyor. Bir köylü amca da arkamdan sesleniyor "Ne işin var kızım senin buralarda, yol yakınken dönüver evine…"
Vee mağaradayız!
Kasklarımızdaki çakmakları çakıyor ve sırayla içeri giriyoruz. Girişin ışığı arkamızda kaybolmadan da ilk firemizi veriyoruz. İçimizden biri fena halde terliyor ve geri dönmeye karar veriyor. Doğrusu bu durumdan pek mahcup olduğu için kim olduğunu söylemeyeyim.
Ben içeride kendimi oldukça iyi hissettim. Dingin bir ortam, binlerce yılın yaşanmışlığını yansıtan kayalar, yanlarından geçtiğimiz sarkıt ve dikitler, usul usul akan suyun ve kendi sesimizin yankısı… Başımızda yanan alevler eşliğinde karanlığa, bilinmeyene yürümek insanı derin düşüncelere sevk ediyor anlayacağınız. Ama sadece meditatif bir ortam değil burası, kendimi Lara Croft gibi hissettiğim bol aksiyonlu bölümler de var. Daracık geçitlerden sürünmeler, tabandaki 3 metre suya düşmemek için ayaklarımız iki yana açık yan duvarlarda yürümeler, kaya tırmanışları ve inişleri bilmediğim kaslarımı bile çalıştırdı. Nereye basacağımıza karar vermek de stratejik düşünmeyi gerektiriyor. Bu sporu şirket çalışanlarına kişisel gelişim eğitimi olarak da önermelerine şaşmamak gerek. Ve mağaranın sonunda işte büyük ödül; suyu iyice azalmış da olsa bir şelale ve minik bir gölet karşılıyor bizi son noktada. Dönüş öncesi mola verip tadını çıkartıyoruz bu ortamın. Bir an için ışıklarımızı söndürüyor ve gerçek mağara ne demek onu deneyimliyoruz. Ne de olsa dönüş yolu yine güzel ama zorlu olacak.
Gün ışığına çıkmak…
En sonunda gün ışığı göründü. Dışarı çıktığımızda bu sporun en zevkli bölümü bizi bekliyordu. Mağaracılığın vazgeçilmez bir parçası olan kampçılıktan söz ediyorum. Ekip olarak ateş yaktık, karnımızı doyurduk ve ateş başında sohbet ederek kurumaya çalıştık. Dönüş yolunda tüm yorgunluğa rağmen enfes bir gün geçirdiğimiz konusunda aynı fikirdeydik…

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here