Hasta olarak haklarınızı biliyor musunuz?

Genellikle yaşanılan kötü deneyimler sonrasında akla gelse de aslında hasta hakları, insan hakları kadar eski ve köklü bir kavram. Gelin birey olarak hem sağlıklıyken hem de sağlık hizmetine ihtiyacımız olduğunda sahip olduğumuz hakların neler olduğunu konunun uzmanından öğrenelim.

Yazı: Ayşegül Uyanık Örnekal

İnsan hakları kavramının bir alt başlığı olan hasta hakları, sağlık hizmetlerinden yararlanma ihtiyacı bulunan bireylerin anayasa, kanunlar ve çıkarılan diğer mevzuatlarla teminat altına alınmış haklarını ifade ediyor. Hasta hakları, bir sağlık kurumuna tedavi amacıyla başvurmuş bireyin tedavi hizmetlerinin sunumu sırasındaki tüm haklarını kapsıyor. “Sağlık her şeyden önce gelir. Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak en temel insan hakkıdır” diyen Av. Buket Yerli Okudan, şöyle devam ediyor: “Sağlık ihtiyacı, hasta olduktan sonra başlamaz. Hasta olmayan kişiler de sağlığını korumak ve geliştirmek üzere sağlık hizmetlerine gereksinim duyar.”

Hasta hakları olgusunun; hukuki, felsefi, etik, politik, sosyolojik ve teknolojik pek çok yönü bulunuyor. Hastanın sağlığına en kısa sürede, en iyi biçimde ve en iyi olanaklarla kavuşma hakkını ifade ediyor. Temelleri Hipokrat yeminine kadar dayanan bu kavrama ilişkin söz konusu bu yeminde, doktor-hasta ilişkisi ile hasta menfaatine dikkat çekiliyor. Günümüzdeki hasta hakları kavramının ise ülkemizde 1960 yılında Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ile gündeme gelerek, 1982 Anayasası ile anayasal teminat altına alındığının altını çizen Av. Okudan, “Devletin; bireylerin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek şeklindeki görevini, kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerek yerine getirdiği söylenebilir. Bu kapsamda Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Hasta Hakları Yönetmeliği’, 1 Ağustos 1998’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 2014 ve 2016 yıllarında yapılan değişiklik ve eklemelerle de halen uygulanıyor” diyor. Hasta hakları hakkında merak ettiğimiz soruların yanıtlarını Av. Buket Yerli Okudan’dan aldık.

Av. Buket Yerli Okudan

Hasta hakları toplumumuzda yeteri kadar biliniyor mu?
Toplum, gelişen teknoloji ve bilgiye erişilebilirliğin artması sebebiyle her konuda olduğu gibi hasta hakları konusunda da artık daha bilinçli. Her türlü bilgiye erişmek bir tık uzağımızda. Hastaların da hakları konusunda, eskiye nazaran daha bilinçli olduklarını ve haklarını arama yollarına rahatlıkla müracaat ettiklerini söyleyebiliriz. Hastaların, hasta haklarına ilişkin farkındalık düzeyinin ölçülmesi amacıyla, çeşitli hastanelerde yapılan araştırmalarda, hasta bilinç düzeylerinin ortanın üzerinde bulunduğunu; bilgi alma, bilgilendirme, kayıtlardan örnek alma, hekim ve kurum değiştirme gibi haklar konusunda ise farkındalıklarının yüksek seviyede olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar var. Yaş, öğrenim durumu, yaşanılan yer, kronik hastalık varlığı, hasta hakları ile ilgili bilgi kaynağı gibi değişkenlerin hasta hakları konusundaki bilinç düzeylerini etkilediği de aynı çalışmaların sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Bir kişi, sağlık konusunda ne tür haklara sahip olduğunu nereden, nasıl öğrenebilir? Hastanelerde asılı bilgilendirme ilanları bu konuda yeterli mi?
Hasta hakları konusunda, bahsettiğimiz gibi hastanın bilgilendirilme hakkı var. Bu haklar konusunda bizi bilgilendirecek olan hastane personeli ve ilgili hekimdir. Ayrıca kurumların da hasta hakları konusunda bilgilendirme zorunlulukları bulunuyor. Kurumların, hasta hakları konusundaki bilgileri çoğunlukla broşür, tabela, panolarda afiş ve benzeri görsel hafızaya hitap edecek şekilde hastalara sundukları görülüyor. Yine yapılan araştırma ve bilimsel çalışmalarda hastaların hasta haklarıyla ilgili en çok görsel yöntemlerden, panolardan ve kişisel bilgilendirmeden yararlandığı tespit ediliyor. Bu çalışmalarda, hastaların hasta hakları ile ilgili sağlık çalışanlarından yeterli bilgiyi alamadıkları da görülüyor. Sağlık Bakanlığı’nın hasta hakları ile ilgilenen bir birimi olduğu gibi bu konudaki görüş, öneri ve şikayetlerin paylaşıldığı birimler de bulunuyor.

Sağlık hukuku ülkemizde yeteri kadar etkin mi? Uzmanlık alanı olarak bu konuda çalışan çok kişi var mı?
Özellikle son zamanlarda hastaların, hasta haklarına olan farkındalıklarının artması neticesinde sağlık hukukunun ülkemizde oldukça etkin olduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizde sağlık hukuku için çalışan, sadece sağlık hukukuyla ilgilenen hukuk büroları dahi bulunduğu gibi üniversitelerin sağlık hukuku alanında yüksek lisans programları da var. Tazminat davaları içerisinde, hekim sorumluluğuna ilişkin davalar ise önemli bir yer tutuyor.

Hastanın yaşamını tehdit eden ya da hayat kalitesini bozan bir sonuç ortaya çıktığında, bunun komplikasyon veya uygulama hatası olduğu nasıl anlaşılıyor?
İnsanın karmaşık yapısı, tıbbi uygulamaların farklı bünyelerde değişik sonuçlara neden olmasına yol açıyor. Bu nedenle, hekimlik mesleği risk kavramını doğasında barındırıyor. Hukuk düzeni de tıp bilimince göze alınması akla uygun olan risklere izin veriyor. Bu noktada, öncelikle komplikasyon ve malpraktis tanımlarını yapmak gerekiyor. Komplikasyon; tıbbi uygulamanın standartlara uygun olmasına ve her türlü tedbirin alınmasına rağmen ortaya çıkabileceği ilgili çevrelerce kabul edilmiş olan veya ortaya çıkmasından kaçınılamayan zararlar olarak tanımlanıyor. Malpraktis ise kötü uygulama, hukuk literatüründeki karşılığıyla tıbbi uygulama hatalarını ifade ediyor. Hekimin tedavi sırasında standart ve güncel uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavisini vermemesiyle oluşan hasar olarak da açıklanıyor. Bununla birlikte endikasyonu olmasına karşın bir tıbbi girişimin gerçekleştirilmemesi de bir malpraktis olarak kabul ediliyor.

Komplikasyon ile malpraktis arasında, bazen hiçbir teknik bilgi veya inceleme yapılmasını gerektirmeyecek kadar bariz bir ayrım bulunabiliyor. Bunun en tipik örneği; yapılan operasyon sırasında, operasyon bölgesinde yabancı cisim unutulması. Bu durumda tıbbi uygulama hatası, hiçbir teknik rapor alınmasını gerektirmeyecek kadar bariz olduğundan, mahkemelerin de başka bir inceleme yapmasına gerek olmadan karar verebildiği görülüyor. Ancak bazen ortaya çıkan ve istenmeyen sonucun bir komplikasyon mu, yoksa tıbbi uygulama hatası mı olduğu konusunda o kadar ince bir çizgi oluyor ki hakimin kendi mesleki bilgisi ile çözemeyeceği bu konuda mutlak suretle konusunda uzman hekimlerden oluşan bir heyet tarafından düzenlenmiş bir rapora ihtiyacı oluyor. Adli Tıp Kurumu, Yüksek Sağlık Şurası ve gerektiğinde üniversiteler, mahkemelere bu konuda hizmet veriyor. Zira meydana çıkan sonucun komplikasyon mu, yoksa tıbbi uygulama hatası mı olduğunun tespit edilmesi, ilgili sağlık personelinin ve sağlık kuruluşunun sorumluluğunun tespiti bakımından büyük önem taşıyor.

Hastane ya da hekimin hatalı olduğu durumlarda hastaların nasıl bir yol izlemesi, nereye başvurması gerekiyor?
Hastaların, komplikasyon veya malpraktis durumlarından birisinin başlarına gelmesi halinde ilk başvuracağı merci, uygulamayı yapan kendi doktoru oluyor. Doktorların meydana çıkan durumu üstlenip üstlenmemesine göre, müracaat, şikayet ve dava hakları bulunuyor. Meydana gelen sonucun komplikasyon veya malpraktis olmasına göre hangi başvuru yollarına müracaat edileceğinin, konusunda uzman bir hukukçu ile birlikte karar verilmesi önem taşıyor. Zira komplikasyon olması ve gerçek anlamda aydınlatılmış onamın bulunması halinde hekimin sorumluluğu bulunmadığı gibi, tıbbi uygulama hatası olması halinde ise hekimin ceza ve tazminat sorumluluğunun yanı sıra konunun mesleki açıdan idari ve disiplin boyutu da bulunuyor. Yine tıbbi uygulamanın özel hastane veya özel sağlık kuruluşunda meydana gelmesi halinde, hem hekimin hem de adam çalıştıranın sorumluluğu dolayısıyla kurumun aleyhine adli yargıda dava yoluna gidilmesi mümkün olduğu halde; kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık kurumlarında olması halinde hizmet kusuru sebebiyle idare mahkemelerinde, Sağlık Bakanlığı aleyhine bir davanın açılması gündeme geliyor.

Özel hastanelerde acil servisten girişte devlet güvencesi olduğu söyleniyor. Ancak bazen çok yüksek faturalar çıkabiliyor. Bu gibi durumlarda itiraz merci var mı?
Bu konuda yasal düzenleme bulunuyor. Buna göre; her ne boyutta olursa olsun travma vakaları, acil servis başvuruları sonrası hastaneye yatışı yapılan vakalar, tıbbi müdahale uygulanan vakalar, müşahede altına alınan vakalar, başka bir sağlık hizmet sunucusuna sevk edilen ya da başka bir sağlık hizmet sunucusundan sevkli gelen vakalar acil vaka olarak değerlendiriliyor. Sosyal Güvenlik Kurumu ile anlaşmalı olsun veya olmasın, vakıf üniversiteleri ve özel hastaneler dahil olmak üzere tüm acil servislere başvuran hastalara, herhangi bir ek ücret talep edilmeksizin bakılması, kritik hastaların stabil olmadan kesinlikle sevk edilmemesi, hastalar stabilize olduktan ya da acil hal ve ilgili tedavileri sona erdikten sonra, hekim tarafından acil halin sona erdiğine dair tespit ve keyfiyetin hastaya bildirilmesi sonrasında hastaların taburcu, sevk veya yatış işlemlerinin yapılması sağlanıyor. Söz konusu bu hallerin varlığı halinde kendisinden ücret istenilen hasta, bu konu ile ilgili şikayetini; SABİM (Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi), Maliye Bakanlığı, CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) ve sağlık kuruluşunun Sosyal Güvenlik Kurumu ile anlaşmalı olması halinde de SGK’ya bildirmesi gerekiyor.

Ancak şu ayrımı belirtmekte fayda var: Acil servise müracaat eden hastanın öncelikle acil vaka olarak değerlendirilmesi ve acil durum kapsamında yapılacak işlemlerin ücretsiz yapılması gerekiyor. Yapılan muayene ile hastanın acil vaka olmadığı tespit edilirse veya acil durumla ilgili gerekli işlemler yapılması akabinde acil halin sona ermesinden sonra hasta tedavisinin başvurduğu kurumda devam ettirmek isterse, gerekli açıklama ve bilgilendirme yapılarak acil durumun sona ermesinden sonra yapılacak işlemlerden ücret alınması mümkün.

Bir hastanın dilediği hekime muayene ya da tedavi olmayı seçme hakkı var mı?
Hasta hakları kapsamında bireyin sağlık personelini tanıma, seçme ve değiştirme hakkı bulunuyor. Bu konuda “Sağlık hizmeti sunumunda poliklinik hizmetlerinin hastaların hekimini seçmesine ve değiştirmesine imkan verecek şekilde düzenlenmesi hakkında yönerge” bulunuyor. Bu yönerge kapsamında, poliklinik sekreterliklerinde günlük ve aylık hekim çalışma tabloları bulunuyor. Ayrıca varsa kurumun resmi internet sayfasında; hekimlerin adı-soyadı, unvanı, uzmanlık alanı ve yan dal ihtisası bilgileri yer alıyor. Hekimlerin isteği halinde özgeçmişine ve fotoğrafına da internet sayfalarında yer verilebiliyor. Çalışma tabloları kurumun internet sayfasında ilan ediliyor ve ayrıca hasta kabul/poliklinik sekreterliği, santral, danışma ve halkla ilişkiler gibi bilgilendirme birimlerine veriliyor. Bu tablolardan dilediğimiz hekimi seçerek tedavi olabiliriz.

Tedaviyi reddeden bir hastanın yaşamı tehdit altına girerse, böyle bir durumda sağlık kurumunun zorunlu tedavi veya benzeri bir yaptırımı olabiliyor mu?
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kişinin kendi hayatı üzerindeki tasarruf yetkisi ne olursa olsun sınırsızdır. Bu, tedaviyi red hakkını da kapsıyor. Kamu sağlığının korunmasına ilişkin hükümler ve ceza hukukunca öngörülmüş düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla hekim, hastaya -rıza göstermediği sürece- müdahale edemez. Hasta bilinci açık, aklı başında, iradesini doğru bir şekilde belirleme yeteneğine sahip ise bütün rizikolar anlatılmasına rağmen tıbbi müdahaleyi reddetme hakkına sahiptir. Dolayısıyla, tedaviye devam edilmesini istemeyen bir hastanın tedavisini yapmayan yani pasif bir tutum takınan hekim bundan dolayı sorumlu tutulamaz. Kimse tedavi için zorlanamaz. Zira aksi durumda, hekimler suç işlemiş olur. Ancak hastanın bilinci kapalı, rıza gösterecek durumda değil ve yakınlarına da ulaşılamıyorsa ancak acil müdahale gerekliyse böyle durumlarda varsayılan rızadan söz edilebiliyor. Varsayılan rıza durumunda hekim, hastanın müdahaleye rıza gösterdiğini kabul ederek gerekli müdahaleyi yapmalıdır. Çünkü olağan hayat tecrübelerine göre hekimden beklenen, hasta durumunda olan kişileri sağlığına kavuşturmak ve en iyi şekilde yaşamlarına devam etmelerini sağlamaktır.

Bu noktada; kişinin kendi hayatı üzerinde tasarruf yetkisi sınırsız olduğuna göre ötenazi yapılmasına rıza gösterip, hayatına son vermek istemesi halinde hekimin ne yapması gerektiği sorulabilir. Ötanazi, tıp bilimine göre salah bulma yani iyileşme imkanı olmayan, ağır acılar içinde olup ölümüne kesin gözüyle bakılan hastanın yaşamına son verilmesini istemesi olarak tanımlanıyor. Kişinin kendi hayatı üzerinde tasarruf yetkisi mutlak olmakla beraber, bu yetkiyi başkası aracılığıyla kullanması ise yasaktır. Yani bu yetkiyi kullanmak için üçüncü kişilere verilen rıza geçersizdir. Ötanazide kişi, yaşamına son verilmesini hekimden ister. Ülkemizde ötenazi açıkça yasaklanmış olup, hekimin de böyle bir uygulama yapma hak ve yetkisi bulunamaz.

Haklarınızı öğrenin!
Ülkemizde yürürlükte olan Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre, bireyin sahip olduğu haklar şöyle sıralanıyor:
• Sağlık hizmetlerinden adalet ve hakkaniyete uygun olarak faydalanma hakkı
• Bilgi isteme hakkı
• Sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme hakkı
• Sağlık personelini tanıma, seçme ve değiştirme hakkı
• Öncelik sırasının belirlenmesini isteme hakkı
• Tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakım hakkı
• Tıbbi özen gösterilmesi hakkı
• Sağlık durumu ile ilgili bilgi alma hakkı
• Kayıtları inceleme hakkı
• Kayıtların düzeltilmesini isteme hakkı
• Mahremiyete saygı gösterilmesini isteme hakkı
• Rıza olmaksızın tıbbi uygulamaya tabi tutulmama hakkı
• Bilgilerinin gizli tutulması hakkı
• Güvenliğinin sağlanması hakkı
• Dini vecibeleri yerine getirebilme ve dini hizmetlerden faydalanma hakkı
• İnsani değerlere saygı gösterilmesi ve ziyaret edilme hakkı
• Refakatçi bulundurma hakkı
• Hizmetin sağlık kurum ve kuruluşu dışında verilmesi hakkı
• Müracaat, şikayet ve dava hakkı

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here