Hırslı olmak mı, olmamak mı?

21112014 secim

Hırs, “Sonu gelmeyen istek, aşırı tutku” olarak tanımlanıyor sözlüklerde… Her insanın içinde olması gereken bu duygunun bir sınırı olmalı mı? Fazlası zarar verir mi? Bu kez “Hayatta hırslı olmalı mı, olmamalı mı?” sorusunun cevabını merak ettik. Psikiyatri Uzmanı Dr. Serap Alparslan yanıtladı…

Başarı, güç, zenginlik ya da belirli bir hedefe ulaşmak için çok güçlü istek duymak, “hırslı olma”yı tanımlıyor. Kişinin kendini elde ettiği başarılar üzerinden tanımlaması, dünya üzerindeki değerini bu başarılar ile belirlemesi, artmış isteğin başlıca güdüleyicileri arasında yer alıyor. Öte yandan nihai hedefe yüklediği anlam da ayrı bir motivasyon kaynağı oluyor. Pek çok zaman, kaynak ne olursa olsun kişi çalışıp, üretip, sonuçlarından memnuniyet duyuyor. Kendi hata yapabilirliğini tolere ettiği, hedefe ulaştığına yönelik farkındalığının olduğu ve bu durumdan keyif almayı bildiği durumlar tatmin duygusunu da beraberinde getiriyor. Daha fazlasına ulaşma çabası ise yenilik, çeşitlilik ve verimlilikle aynı anlama geliyor. Bu şartlar altında hırsın bütünüyle kötü bir özellik olduğu söylenemez. Peki bunun bir sınırı var mı? Örneğin, bir kişi neden hata yapmaya,  beğenilmemeye, onaylanmamaya veya eleştiriyle karşılanma ihtimaline tahammül gösteremiyor? Kişilik özellikleri itibarıyla kendini bu mükemmeliyet haline layık görüp, daha aşağı sonuç aldığında bunu kendine yakıştıramıyor olabilir mi? Bir kişi neden pastadan daha büyük pay istiyor? İşte burada narsistik kişilik özellikleri yeniden sahneye çıkıyor. Kişi kendini diğer insanlardan daha kıymetli ve önemli algılıyor, doğası gereği daha büyük bir pay hak ettiğini düşünebiliyor. Bazısı da gerçeğin ne olduğu fark etmeksizin, daha azını aldığı, adaletsizliğe uğradığı düşüncesi ile hakkını almak için harekete geçiyor. Her iki durumun ortak sonucu ise hedefe yüklenen anlamın gerçeklerden uzaklaşmaya neden olması olabiliyor. Hedef daha önemli bulunabiliyor ya da ona ulaşamamak kişi için tehdit algısı oluşturabiliyor. Örneğin işverenlerin gözünden düşeceği, beklediği terfiyi alamayacağı, yetersiz bir kişi olarak algılanacağı, yalnız kalacağı, ciddiye alınmayacağı gibi…

 

Bazen bir hayale inanılıyor

Sağlıklı bir tabloda başarı elde etmeye yönelik istek arttıkça, sonuçlardaki verim de artıyor. Ancak gerçek yaşamda bu pek de böyle yaşanmıyor. Elde etme ile ilgili zihinsel uğraşının çoğalması kişinin kendini kaygılı ve baskı altında hissetmesine yol açabiliyor. Kaygıyı tolere edip, bununla başa çıkma becerilerine göre beklenen yaşamı zorlaştırıcı bazı davranışlar da ortaya çıkabiliyor. Başarıya ulaşmak için ahlaki değerlerin dışında davranışlar sergilemek de bunlardan biri… Bir başkası her harekete geçtiğinde kaygı hissinin artması ve gerçek becerilerini ortaya koyamama, işleri erteleme ya da hiç harekete geçememe, kişinin kendi ürününe duyduğu memnuniyetsizlik olabiliyor. Kişi bazen kendinin en iyisini becerdiği, en takdir edilen olduğu yönünde hayaller kurabiliyor. Tabii bu içsel yaşantının dışarıda da yansımaları oluyor. Bu noktada, kişinin kendine verdiği değer ile başarısı arasındaki yoğun ilişkiyi incelemek gerekirse; bazı kişiler bir şeyleri elde ettikçe kendini yeterli, değerli bularak, yaptıklarını onaylıyor. Ancak bu gruptaki kişilerin başarısızlık endişesi kaygı, enerjisizlik, yineleyen değersizlik duygusu ve yetersizlik düşüncelerine yol açıyor.

 

Sonuç

Özetlemek gerekirse hırs; amaç ve hedefler gerçekçi sınırlar içinde olduğu, kişiyi üretmeye, çeşitlendirmeye, yeniliğe taşıdığı sürece olağan yaşamın bir parçası olarak sayılabiliyor. Ancak bu sınırlardan taştığı noktada stres kaynağına dönüşüyor. Kişide kaygı ve baskı hissine yol açarak, doğal becerilerinin aksamasına, sosyal yaşamının etkilenmesine yol açıyor.

 

Ayşegül UYANIK ÖRNEKAL

Formsanté Dergisi Ekim 2014 sayısı

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here