• ✓ Doğruluğu kontrol edilmiş makale
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Egemen Koyuncu

HPV nedir? HPV belirtileri neler? HPV’den korunmak için neler yapılabilir?

hpv-den-korunmak

HPV nedir? HPV belirtileri neler? HPV’den korunmak için neler yapılabilir? HPV tedavisi nasıl yapılıyor? Bu soruların yanıtlarına Formsante arşivinden birlikte bakalım…

Günümüzde kadınların yüzde 80’inin, erkeklerin de yüzde 90’ının yaşamı boyunca siğil virüsle yani HPV ile enfekte olduğunu bilmek belki bu konuda farkındalığı arttırmaya yeter. Oysa özellikle çokeşli ve korunmasız seksin yol açtığı bu rahatsızlıktan sakınmak, gerekli hallerde de tedavi olmak tahmin edilenden çok daha kolay.

Hazırlayan: Ayşegül Uyanık Örnekal

Kadınlarda rahim ağzı kanserinin temel nedenlerinden biri olan HPV (Human Papilloma Virus-İnsan Papilloma Virüsü) siğil virüsü; çift sarmal, sirküler bir DNA virüsü olarak tanımlanıyor. Dış katmanında yer alan viral kapsid proteinleri ile epitel hücrelerinin içinde çoğalıyor. Sadece cinsel ilişkiyle bulaşan bu virüs, erkek ve kadın dış genital bölgesinin yanı sıra kadında vajina, rahim ağzı; erkekte prostat, epididim, spermi taşıyan kanallar ile her iki grupta da anüs, yanak içleri, dudak, yutak gibi vajinal, oral ya da anal seksle temas edebilecek her bölgeye bulaşabiliyor. Yapılan çalışmalarda, enfekte kişinin havlularının kullanılmasıyla çok ender de olsa bulaş görüldüğü rapor ediliyor. HPV hakkındaki sorularımızı Femme Institute’ten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Egemen Koyuncu yanıtladı.

HPV hangi belirtilerle kendini gösteriyor?

Siğil virüsü bulaşının ardından üç hafta ile sekiz ay arası süren bir kuluçka dönemi sonrası siğil lezyonları görülebiliyor. Genellikle Tip 6 ve Tip 11 gibi kanser açısından düşük riskli olan virüs tipleri, siğil oluşturmaya daha meyilli oluyor. Siğiller; ciltten minik et parçası gibi çıkan ve sıklıkla yavaş ya da hızlı büyüyen, sayı olarak da çoğalan lezyonları ifade ediyor. Siğil virüsü bulaşı olduktan sonra kadında ya da erkekte hiçbir zaman siğil lezyonlarının görülmemesine de rastlanabiliyor. Bunların varlığı, yapılan PAP Smear testlerinde anormallik ya da HPV DNA taramasında pozitiflik saptanarak da anlaşılabiliyor.

Bu virüs açısından riskli gruplar var mı?

Aslında günümüzde yaşamı boyunca kadınların yüzde 80’i, erkeklerin de yüzde 90’ı siğil virüsle enfekte oluyor yani pek de kaçış yok gibi görünüyor. Riskli gruptaki kişilerin birden fazla partneri olan ve korunmasız seks yapanlar olduğu söylenebiliyor. Ancak tek partneri olan insanların eşi ya da partnerinin önceden bir ya da daha fazla ilişkisi olmuşsa bu da toplam partner sayısının arttığı anlamına geliyor. Söz konusu bakış açısı ile günümüz toplumunda cinselliğe başlama yaşının doğal olarak düşmesi ve öte yandan boşanma oranlarının yükselmesi de dahil pek çok analizde partner sayısı artıyor.

hpvden-korunma

Korunmak mümkün mü?

Elbette mümkün ve buradaki en önemli güç de siğil virüsü aşısının senelerdir büyük bir güvenle uygulanması. Türkiye’de şu an quadrivalan aşı (dörtlü aşı) kullanılıyor. Aşı, düşük riskli tiplerden Tip 6 ve Tip 11 ile yüksek riskli tiplerden Tip 16 ile Tip 18’e karşı yüzde 100 bağışıklık sağlıyor. Bunun yanı sıra 20’ye yakın tipe karşı da yüksek oranda çapraz bağışıklık sağladığı biliniyor. Söz konusu aşının, dokuz yaşından 46 yaşına kadar kadın-erkek herkese uygulanması önem taşıyor.

Henüz cinsel hayatı başlamamış kız ve erkek çocuklar aşı için ideal grup olsa da cinselliği başlayan ve hatta virüs bulaşı olmuş herkesin de aşılanması gerekiyor. Bulaşın henüz olmadığı virüs tiplerine karşı, bağışıklık önem taşıyor. Aşı dışında korunmadaki en önemli kural da prezervatif kullanımı. Prezervatif, penisin tüm yüzeyini kaplayarak vajina duvarı ve rahim ağzına virüs geçişini engelliyor. Penis kökü ile testislerin etrafını saran “skrotum” adındaki deri virüsten zengindir. Dolayısıyla prezervatif bulaşı tam olarak engellemiyor ancak rahim ağzı ve vajinanın içi için siğil oluşumu ile kanser riskini büyük oranda önleyebiliyor. Prezervatif kullanımıyla ilgi direnç, bütün dünyadaki çiftleri virüs bulaşına açık hale getiriyor. Oysa prezervatif kullanımında bulaş oranı yüzde 38 iken kullanmayanlarda bu rakamın yüzde 90 olduğu belirtiliyor.

Ne tür rahatsızlıklara yol açabiliyor?

Hastalar en sık siğil şikayetiyle başvuruyor. Siğiller genital bölge girişinde yani vulvada, vajina girişi ve anüs etrafında, daha az sıklıkla dudak, yanak içi ve yutak çevresinde (dermatoloji ve KBB uzmanları görüyor) tek odaklı olabildiği gibi tek ya da çoklu odaklarla gelişiyor. Cildin doğal rengine benzeyen siğiller zamanla kahverengiye dönebiliyor. Zaman zaman kaşıntı yapabiliyor. Ele gelen lezyonlar eğer kaşıntılıysa ve yayılıyorsa mutlaka siğil açısından bir hekime başvurmak gerekiyor. Siğil virüsü hiçbir zaman siğil oluşturmadan, yıllarca latent yani gizli, uyku halinde kalabiliyor. Latent virüs enfeksiyonları alevlendiğinde ise güncel bulaş olmadan, eski enfeksiyonlarla siğil görülebiliyor.

Hastalar siğil lezyonları varlığında ya da yokluğunda ilişki sonrası kanama, tedaviye cevap vermeyen renkli, kokulu, sıklıkla kanlı akıntı, ilişkide ağrı gibi bulgularla da başvurabiliyor. Klinikte birçok hasta, hiç siğil lezyonu ile karşılaşmaksızın PAP Smear testinde saptanan risk tanımlamalarıyla belirlenebiliyor. Tanıda PAP Smear anormalliği ya da doğrudan cotesting (PAP Smear + HPV DNA taramasının birlikte yapılması) uygulanan hastalarda hem virüs varlığı hem de virüsün tipi net olarak belirlenebiliyor.

Rahim ağzında tanımlanan risk faktörleri ile başvuran hastalarda rahim ağzı kanserini engellemek için önlemler erken dönemde kolaylıkla alınıyor. Bu nedenle PAP Smear ve HPV DNA taraması sayesinde kadınlar rahim ağzı kanseri riskinden de korunmuş oluyor.

Bir kez HPV ile enfekte olmak ilerisi için risk yaratır mı? Tekrarlama olasılığı nedir?

HPV bulaştığında hastalarıma söylediğim; “Merak etmeyin, bu konuda pek çok önlem alacağız ve yaşam biçiminizi vücudunuzu koruyacak en iyi hale getireceğiz” ile “Endişelenmeyin, geçer!” oluyor. Vücudumuzun mücadele gücünün ne kadar yüksek olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu konuda kişi vücuduna ne kadar destek olursa, virüsle mücadelede o kadar başarılı sonuçlar alınıyor.

Virüsle ilgili bildiğimiz bir konu da “clearens” adı verilen temizlenme işleminin hücresel bağışıklıkla gerçekleşebileceği. Ancak genel olarak virüs gizli ya da uyku haline geçiyor ve herhangi bir aktivite göstermiyor. Vücut direncini düşüren ciddi sorunlarda veya yeniden edinilmiş başka siğil virüsü tipleri varlığında da tekrar aktive olabiliyor. Bu anlamda yakın hastahekim ilişkisi ve konu hakkında yetkin bir hekimle takibi sürdürmek tedavide önem taşıyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Siğil tedavisinde trikloroasetik asit ile kimyasal olarak lezyonlar yok edilmeye çalışılabiliyor. Kriokoterizasyon denilen soğuk nitrojen ile dondurularak da tedavi yapılıyor. Bu iki yöntem, az sayıda ve minik lezyonlar ile gebelikte ortaya çıkan siğillerde kullanılıyor. Benim kullanmayı tercih ettiğim, başarılı ve etkili yöntem; siğillerin elektrokoterizasyon ile yakılması. Lokal anesteziyle, poliklinik ortamında yapılabileceği gibi geniş ve büyük siğiller ile hastanın ağrı kaygısının yüksek olduğu durumlarda hastane ortamında sedasyonla da uygulanabiliyor.

Uzun soluklu virüs mücadelesiyle ilgili iki konu var: İlki, tekrar siğil oluşumunu engellemeye çalışmak; ikincisi ise rahim ağzı kanseri riskini engellemek, eğer rahim ağzı kanseri riski tespit edildiyse de tedavi etmeye çalışmak. Burada, kolposkopi denilen işlemle mikroskop altında rahim ağzı kanalı ve rahim ağzı doğrudan, özel boyalarla desteklenip incelenerek minik patoloji örnekleri alınıyor. Biyopsi sonrası yapılan elektrokoterizasyon, bu bölgenin tedavi edilmesine de büyük katkı sağlıyor. Yapılan incelemede elde edilen sonuçlar ışığında, rahim ağzı kanseri risk faktörünün düzeyine göre elektrokoterizasyon yeterli olup tedavi burada sona erebilirken, konizasyon gibi bir cerrahi de gerekebiliyor.

Bu rahatsızlık cinsel yaşamı nasıl etkiliyor?

Psikolojik olarak cinsel yaşamdaki değişikliklerin yanı sıra siğil virüsü taşıyan kadında ağrılı cinsellik deneyimine rastlanabiliyor. Bu rahatsızlığın yanı sıra genel olarak cinsel ilişkiyle bulaşan diğer enfeksiyonların da araştırılarak tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Temel olarak, cinsel ilişkide duyulan ağrıya yol açabilecek tüm enfeksiyonların tedavi edilmesi gerekiyor. Ayrıca klamidya gibi bazı enfeksiyonlar, siğil virüsünün temizlenme sürecini zorlaştırabiliyor ve tedavisi çok kolay olan bu grubun en başta tanınması ve tedavi edilmesi önem taşıyor.

Kadın ya da erkek, tedavi edilen grupta siğillerin trikloroasetik asit, kriokoterizasyon veya bence en etkili yöntem olan elektrokoterizasyon sonrasında virüs bulaşının en yüksek seviyede risk taşıdığı biliniyor. Tedavi bitene dek cinselliğe ara verilmesi, bulaş riskini azaltıyor. Rahim ağzı biyopsisi, koterizasyon ya da konizasyon gibi tedavilerden sonra da en az bir ay cinselliğe ara verilmesi gerekiyor. Bütün tedavi süreçlerinin sonrasında, tercihen ilişki boyunca prezervatif kullanarak cinselliğe başlanması ve çiftin sağlıklı cinsellik deneyimine dönmesi mümkün oluyor.

Bir güven sorunu olarak HPV

Human Papilloma Virüs açısından riskli gruptaki kişilerin çokeşli ve korunmasız seks yapanlardan oluşması, çiftler arasında sorun yaşanması ihtimalini gündeme getiriyor. Çünkü partnerinin kendisine sadık olduğunu düşünen taraf, karşısındaki kişide bu virüsün görülmesi halinde ilişkisini sorgulamaya başlayabiliyor. “Bence bu konudaki en zor alan; çiftlere siğil virüsüyle ilgili danışmanlık verirken doğru, güvenilir, bilimsel, ümitli ve yumuşak bir dille yaklaşmak” diyen Op. Dr. Egemen Koyuncu, şöyle devam ediyor: “Siğil virüsü saptadığımızda, mutlaka kadına ya da erkeğe o sırada bulaş olması gerekmiyor.

Enfeksiyon çoğunlukla çiftten herhangi birinde eski yıllarda edinilmiş ve gizli, uykuda kalan virüslerin tekrar uyanması yani reaktivasyonu ile oluşuyor. Bu konuyu çifte çok iyi anlatabilmek de karşılıklı öfke duymayı veya ilişkinin zedelenmesini engelliyor. Aldatmayı başka şeylerde aramak gerektiğini düşünüyorum ve dolayısıyla bu iletişimi de son derece önemsiyorum. Öte yandan tanı alan ve bu yolculukta hekimlerinin yanı sıra en büyük desteği birbirinden alması gereken çiftlerin biriken öfkeleri, ilişkilerinin hem duygusal hem de cinsellikle ilgili bölümüne büyük zarar verebiliyor.”

BU İÇERİKLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here