Ana Sayfa Pozitif Kalbinin peşinden giden adam: Purana Alp Ekşioğlu

Kalbinin peşinden giden adam: Purana Alp Ekşioğlu

11092013 pozitif6

“Ben hayal kurmaya bayılırım. Daha “Secret” isimli kitabı okumadan önce bile… Eskiden de farkındaydım. Neyin hayalini kursam bir süre sonra oluyor. Sadece biraz şekil değiştiriyor.”30 yaşında Türkiye’nin en başarılı genç iş adamlarından biriyken her şeyi geride bırakmaya cesaret etti. Kalbinin sesini dinledi, hırslarını terk etti, ruhunun farkına vardı, adının önüne “Purana” ismini ekledi, derken bambaşka bir dünyanın kapısını açtı. Şimdi kendi dünyasında çok sakin bir hayat sürüyor. Türkiye’de spiritüalizm denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Alp Ekşioğlu, yine başka bir ilke imza atmaya hazırlanıyor. Türkiye’nin en büyük yoga ve meditasyon köyünü Bodrum Karakaya’da kurmayı planlıyor.

Spiritüel yaşam nedir? Türkiye’de ne kadar yaygın? Hangi eğitimler veriliyor? Hindistan’dan Türkiye’ye uzanan yolculuk ne kadar zamandır sürüyor? vs… gibi tüm sorularımızın yanıtlarını ararken karşımıza hep tek bir isim çıktı. Spiritüel yaşamla ilgili Türkiye’ye birçok ilki getiren ve aracı olan Alp Ekşioğlu. Şimdi kendisi Bodrum’da gözlerden uzak sakin bir yaşam sürüyor. Hindistan’daki atmosferi burada da yaratabilmek için Karakaya’da Türkiye’nin en geniş kapsamlı yoga ve meditasyon köyünü kurabilmek adına çabalıyor. Kendisi ile hayata mola verdik, ruhuna açtığı kapının sırlarını öğrenmeye çalıştık.

 

Alp Ekşioğlu kimdir?

1967 İstanbul doğumluyum. Saint Benoit Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okudum. Babam KOÇ Holding’in eski CEO’larındandır. Tahmin edebileceğiniz gibi ben de iş hayatında babamın izinden gittim, mezun olduktan sonra hemen borsaya girdim. Başarılı, genç bir iş adamı olarak yol aldım. Bir evin içindeydim, bir rüyanın peşine kapılmıştım. O rüyanın içinde görüyordum kendimi. Fakat rüya sürdükçe içinden çıkılmaz bir kabusa dönüyordu. Sonra bir gün kendi kendime bir baktım ki lüks görünen şeylerden kurtuldukça özgürleşme imkanımız artıyor. Tam bunları düşünürken asıl hikaye eski eşimin evlilikten sıkılıp Hindistan’a gitmek istemesiyle başladı.

 

Hayatınız nasıl değişti?

Borsa’da çalışmaya devam ederken eski eşimle Hindistan’a gittik geldik. Sonra boşandık ben İstanbul’da şirket kurdum. Kurarken de ortaklarıma “Ben iki yıl sonra yokum” dedim. 30 yaşındaydım ve Hindistan’da gezerken beni çok etkileyen bir yoga okulu gördüm. Agama Yoga’yı daha sonra Türkiye’ye de taşıdık. Kendi kendime ‘Bu işin matematiğini yapmışlar’ dedim. O anda öyle hissettim. Döndüğüm zaman çakralarım açılmıştı, kalp çakram öyle bir açılmış ki devamlı Maria Magdalena’nın hikayesinde gidip geliyordum. Öyle takıldım ki hikayeden kurtulamıyordum. Maria Magdalena etrafta neşesiyle ve enerjisiyle dolaşan bir kadın. Bir gün İsa, milletin önünde konuşurken birden bire kadını getirip önüne atıyorlar İsa’yı sıkıştırabilmek için. Diyorlar ki bu kadın aileleri bölüyor, kocaları kandırıyor, çocuklar sokaklarda kalıyor, kültürümüzü ve aileleri korumak için bu kadını cezalandırmamız (Recm – Yahudilik ve Müslümanlık’taki taş atarak öldürme cezası) lazım. İsa’da diyor ki: ‘Yapmanız lazımsa yapın ama tek bir ricam var. Aranızda ilk taşı atacak olan hiç günah işlememiş olsun’ diyor. Bu hikaye bana çok dokundu. Hem herkesi yargılıyoruz, hem hiçbirimiz temiz değiliz ama esasında da hepimiz temiziz. Bu hikaye çok kolaydır, kafanda bir anda çözersin ama kalbinde çözmek bir enerji daha fazlasını istiyor. Çünkü daha fazlası olduğunu biliyor. Öyle bir hal aldı ki hiç adetim olmamasına rağmen anne ve babama gidip: ‘Böyle bir şey var içimde ve ben bunun yanıtını bulamadığım sürece rahatlayamayacağım, Hindistan’a yeniden dönmem lazım’ dedim. Giderken üç haftalık bilet almıştım. Ama daha fazla kalacağımı biliyordum, üç hafta sonra altı aylık vize aldım.

 

Hindistan’da neler yaşadınız?

Hindistan’da orayı burayı gezerken Osho’yu buldum. Osho’yu bulunca orada çok değişik bir şey bulduğumu düşündüm. Bu arada sırf Osho’yu buldum diye diğerlerinden de vazgeçmedim. Agama Yoga’ya ve Goenka Vipasana’ya da devam ettim. Derken bambaşka bir hayat başladı benim için. Tabii bu hayatın başlaması kolay olmadı. Hala şirketin yönetim kurulundaydım. IMKB’de ilk 20’de yer alıyorduk. Satın alma paramızı üç altı ayda geri almıştık. 1997 yılında 1 milyar dolar ciro yapmıştık. Çok da güzel bir ekiptik fakat gittikten sonra şirkette problemler çıktı. Ben geri gelmek istemiyordum ve şirket dört sene içinde kapandı. Ben ondan sonra borsaya bir daha girmek istemedim. 32 yaşındaydım ve bir şey yapmam lazım diye düşünüyordum. Bir sürü training’ler yapmıştım. Sonra hem İstanbul’a hem Bodrum’a bunları getirdim. 2000 yılında Karakaya’yı, 2002 de de İstanbul Kun’u açtık. Aynı yıl Owo da açıldı. Owo da bize benzer işler yapmaya başladı. Kendimize göre ufak ayrımlar yapmaya çalıştık. Çekiştik, arkadaş olduk falan ama onlar için de bizim için de bir araya gelmek en iyisi oldu ve sonunda Owokun olduk. Ortağım Fulya Eğilik ile beraber çalışmalarımızı hala sürdürüyoruz.

 

11092013 pozitif1

“Normal hayatın içinde hayat bize ölüm, iflas gibi büyük şeyler getirdiğinde bunu yaşıyoruz. Hımbıllık diyeceğim buna. Yani öyle oluyorsun ki omuzların düşüyor, önünden kızdığın insan geçse ağzını açacak halin kalmıyor. Bu hayatın getirdiği bir durum, hepimiz yaşamışızdır. Ya bir aşkta terk edildiğimizde ya da işten kovulduğumuzda. İşte burada bir yön seçmek gerekiyor. Benim yönümde ateşin içine girip yanacağım, daha temiz ve berrak çıkacağım demek vardı.”

  

Bu yolculukta her zaman kalbinizin sesini mi dinlediniz?

Ben hayal kurmaya bayılırım. Daha “Secret” isimli kitabı okumadan önce bile… Eskiden de farkındaydım. Neyin hayalini kursam bir süre sonra oluyor. Sadece biraz şekil değiştiriyor. Mesela ilk hayalim Bodrum’da küçük bir yarımadaydı. Yarımada olmadı ama herkesin bayıldığı bir arazimiz oldu.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here