Kanser tedavisinde güncel yaklaşımlar

temmuz-2011-saglik-4-resim-1

Kanser vakaları başta beslenme olmak üzere birçok faktöre bağlı olarak artsa da yeni ilaçlar, cerrahi yöntemler ve radyoterapideki teknolojik gelişmeler tedavide başarı oranlarını artırıyor.

Tıp dünyası henüz “Kanserin çaresi bulundu” açıklaması yapamadı ama bu hastalıkla mücadelede teknolojik gelişmelerin de katkısı ile hem sistemik tedavide hem de radyoterapide hızla yol alınıyor. İnsanoğlunun kendi hücrelerine karşı başlattığı bu savaşta uygulanan tedaviler kanserin türüne, yakalanma evresine göre değişse de başarı oranları giderek yükseliyor.

İlk adım; önlemek!
Bu mücadelenin en büyük ayaklarından birisi ise kanseri önleyebilmek… Toplumların bilinçlenmesi, doğru ve düzenli beslenme, egzersiz ve uygun çevre koşullarının sağlanması ile kanserlerin üçte birinin önüne geçilebileceği öngörülüyor. Genetik faktörlerin tanımlanabilmesi de bu süreçte büyük önem taşıyor. Tedavide güncel yaklaşımı ise multidisipliner tedavi; yani; cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedavinin bir arada uygulanması oluşturuyor. Türkiye Kanserle Savaş Vakfı’nın sahibi olduğu Neolife Tıp Merkezi’nden Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert Başaran ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ufuk Abacıoğlu’na kanser tedavisinde güncel yaklaşımları sorduk.

Tümör takibinde zamanla yarış
Prof. Dr. Mert Başaran, “Bir dönem fayda eden ilaç sonraki dönem etkinliğini kaybedebiliyor. Hücrenin dinamiğini değiştirdiğini anlayıp bizim de farklı bir ilaca geçebilmemiz için hızlı tetkiklerin yapılabilmesi gerekiyor. Nasıl radyolojide film çekerek çıkan sonuca göre tedaviye devam edebiliyorsak moleküllerde de kanser hücresinin dinamiğini ortaya koyup başka bir ilaca geçebilmenin yollarını oluşturmamız gerekiyor. Bu yollar yavaş yavaş oluşmaya başladı. Bugün birinci ve ikinci evredeki meme kanserlerinde hangi ilaçları kullanacağımızı ve bunları nasıl zamanlayacağımızı bilebiliyoruz. Kolon kanserlerinde de aynı yoldayız. Böbrek kanserinde ise yeni yeni ortaya koymaya başladık” diyor.

Işın teknolojisi son sürat ilerliyor
Günümüzde radyoterapi de tıpkı hedefe yönelik ajanlar gibi sadece hedefi vuran, çok keskin sınırlarla hedefe yüksek doz verirken normal dokulara zarar vermeyen, ikincil kanserlere yol açmayan bir tedavi düzeyine ulaştı. Sistematik tedaviler sayesinde hastalık mikroskopik düzeyde kontrol altına alınırken, görüntüleme sistemlerindeki gelişmeler sayesinde ise makroskopik düzeyde gözle görülür hale getirilen tümör hücreleri ile yüksek doz ışın yoluyla savaşılmaya başlandı. Üç boyutlu konformal radyoterapinin tedavide standart haline geldiği 1990’lı yılların ardından 2000’lerde ise yoğunluk ayarlı radyoterapinin uygulanmasına geçildi. Başlangıçta uzun tedavilerde kullanılan, günümüzde kısa tedavilere de girmeye başlayan yoğunluk ayarlı terapilerde, ışının çıkış yoğunluğunun belli noktalarda artırılıp azaltıldığı tedavilere başlandı. Son 3-4 yıldır kullanılan sistem sayesinde ise cihazın hasta üzerinde 360 derece dönmesi sağlanarak hedef artık yüzlerce noktadan ışınlanıyor ve seans süresi 2-3 dakikaya iniyor. Radyoterapi ve radyocerrahi uygulamalarında son gelişme olarak yeni jenerasyon ışın tedavi teknolojisi diye tanımlanan True Beam cihazı gösteriliyor.

Kanserle savaşta yeni bir silah
İlk olarak 2010 yılında Zürich’te uygulanmaya başlayan ve bu yıl Türkiye’de de kullanılmaya başlanan True Beam cihazı, radyoterapinin işe yaradığı her kanser türünde kullanılmakla birlikte daha önce radyoterapi uygulaması düşünülmeyen hasta grubu için de kullanılacak gibi görünüyor. Prof. Dr. Abacıoğlu, “True Beam, küçük veya orta büyüklükte (3-4-5 cm.) tümörlerde ön plana çıkıyor. Bu durumda cerrahinin alternatifi olabiliyor ve tedavi süreleri kısalıyor. Ameliyat edilemeyen beyin tümörlerinde, beyin metastazlarında, omuriliğe yakın tümörlerde, akciğer kanserlerinde de iyi sonuçlar alınabiliyor” diyor. Milimetrenin altında hassasiyetle yapılan tedavi sırasında anestezi gerekmiyor, hasta bir şey hissetmiyor. True Beam uygulamalarında yaş sınırlaması bulunmuyor, anestezi gerektirmediği için anestezi açısından riskli ileri yaş hastalarda avantaj sağlıyor. True Beam cihazı ile Rapidarc, IMRT, 3-D Konformal Tedavi ve Brakiterapi yapılabiliyor. Sistemin başarılı sonuçlar vermesi için uygulayan doktor ve teknik ekibin de çok deneyimli olması büyük önem taşıyor.

Savaşçı moleküller
Kanserle mücadelede kemoterapi olarak bilinen toksik tedavilerin 1960’lı yıllarda başladığını, bu tür ilaçların hücreyi nasıl öldürdüğünün ise ancak 1990’lı yıllarda ortaya konduğunu belirten Prof. Dr. Mert Başaran, “2000’li yıllardan itibaren hücrelerin basit mekanizmalar olmadıklarını, içlerinde çok fazla dinamik bulunduğunu öğrendik” diyor. Her ne kadar medikal tedavi deyince akla genellikle sadece kemoterapi gelse de bugün kemoterapi tek seçenek olarak uygulanmıyor. 2000’li yıllarla birlikte geliştirilen moleküller sayesinde hücre üzerinde çok daha fazla toksik olan, hedefe yönelik tedaviler gerçekleştiriliyor. Kanserin birçok semptomunu yaşayan hastaya ek sıkıntılar vermeyen ve birçoğu ağızdan kullanıldığı için hasta için daha konforlu olan bu tedaviler bazı vakalarda yüzde 80-90, bazılarında ise yüzde 30-40 oranında başarılı sonuçlar veriyor.

Yaprak Çetinkaya

Formsante Dergisi Temmuz 2011 Sayısı

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here