”Kendimi akışa bıraktım, mücadele etmiyorum”

1

İyi ve güzel hissetmenin; zihin, beden ve ruh ile bütünsel olarak gerçekleşeceğinin altını her fırsatta çizen oyuncu Ayşe Tolga, tam bir iyilik elçisi! 

Onunla ekranlardaki ilk tanışmamız 1994’te, dönemin popüler dizilerinden “Şehnaz Tango” ile gerçekleşti. Oyunculuk kariyerine uzun bir süre devam ettikten sonra sessizce ortadan kaybolan oyuncu, aslında o zamanlarda kendiyle meşgul oldu. Kendini aradı, neyi sevdiğine, neyi nasıl yapacağına karar verdi. Sağlığın içten gelen bir şey olduğunu anlayarak kendine yöneldi ve şimdiki Ayşe Tolga’yı yarattı. “Aisha” markasıyla aromaterapi hakkında bilgilendiren Ayşe Tolga, 2012’den beri “Seksenler” dizisinin Gülden’i olarak evlerimize konuk oluyor. Yaptığı marka işbirlikleri, katıldığı spor organizasyonları, yazdığı “İyilik Sende” kitabı, sağlıklı yaşam felsefesi, beslenme sırları ve geçtiğimiz aylarda başlattığı “8 Haftada Değişim Programı” ile “iyi yaşam” hakkında ipuçları vermeye devam ediyor. Bir de kendisinden dinleyelim… 

HAZİRANIN İKİNCİ HAFTASINDA YENİ YAŞINIZA GİRDİNİZ. NASIL GİDİYOR HAYAT VE MÜCADELESİ? 
Aslında hayat benim için çok uzun zamandır bir mücadele değil. Akıştayım, mücadele etmiyorum. Kendimi akışa bıraktığım zaman her şey olması gerektiği gibi oluyor zaten. Artık kendime ait bir aydınlanış hikayem var. 20’li yaşlardaki Ayşe değilim. 40’lı yaşlarımın keyfini sürüyorum. Çünkü bu dönemler kendimi olduğum gibi kabul ettiğim, daha çok sevdiğim, olaylara tepeden bakabildiğim, birtakım şeyleri şahsileştirmediğim yaşlar… Her anlamda güzel tohumlar ekmeye başladım. 

İKİZLER BURCUSUNUZ… İKİZLER OLMAK NASIL BİR ŞEY SİZCE? 
İkizler olduğum için mutlu ve gururluyum. Dünyadaki kayda değer iyilik elçilerine ve temsilcilerine bir bakın, neredeyse hepsi İkizler… İkizler burcunda iyileştirmek, onarmak, bir araya getirmek, aydınlatmak adına sağlam güçler var. 

PEKİ SİZ BÜTÜN ÖZELLİKLERİNİ TAŞIDIĞINIZI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ? 
Düşünüyorum. İletişimim kuvvetli, insanlarla kolay şekilde bağ lurabiliyorum. Bu özelliklerimin giderek arttığını da fark ediyorum. 

AROMATERAPİ HİKAYENİZ NASIL BAŞLADI VE GELİŞTİ? 
Aromaterapi, dünyadaki en kapsamlı şifa metotlarından biri. 2000’li yılların ortalarında oyunculukla ilgili biraz kenara çekildim. O sıralarda kendimi oyunculuğa karşı biraz yabancı hissetmeye, oraya ait olmadığımı düşünmeye başlamıştım. Sektörün içinde de biraz hırpalandığımı hissetmiştim. İnsan ilişkilerinden dolayı kırgınlıklarım da olmuştu. Bir süre sonra, “Ben bu işi yapmak zorunda değilim, kendimi zorlamama gerek yok” deyip kabuğuma çekildim. O süreç bana çok iyi geldi. Kendimi daha derinlerde aramaya, seyahatlerimi fazlalaştırmaya başladım. Çocukluğumdan kalan bir anıyla beraber aromaterapi dünyasına adım atmam kolaylaşmıştı. Yedi-sekiz yaşlarındaydım. Evimize bir yeni yıl paketi gelmişti. İçinde lavanta öz yağı vardı. O yağ bana o kadar iyi gelmişti ki hayatımı değiştirmişti. Onunla yatıp, onunla kalkıyordum. Aromaterapi öncesinde aslında bir SPA açma niyetim vardı. Çalışmalarını da bir hayli ilerletmiştim. Ancak yatırım açısından biraz zorlu olacağını düşünerek, SPA ürünlerine yöneldim. Sonunda bir fikrimle 2005’te Aisha’yı yarattım. Aromaterapi uzmanlığı için gözümü kararttım, Londra’ya eğitime gittim. Kitaplarından hayran olduğum Gabriel Mojay’in eğitmenliğinde The Institute of Traditional Herbal Medicine and Aromatherapy’de okudum ve klinik aromaterapist oldum. Araştırdıkça, öğrendikçe yeni şeyler keşfettikçe daha da sevdim. Osmanlı’nın hamam kültürü, SPA’nın aslında Türkiye’den doğması, bitki ve yağ çeşitliliği derken Türkiye’den niye böyle bir marka çıkmasın diye düşündüm. Kapı kapı dolaştım, çok ciddi araştırmalar yaptım. Üreticiler aradım, ithalatını yapacağım yağlardan, şişelerine kadar her şeyiyle uğraştım. 2007’de Bebek’te bir mağaza açtım. İsmini de Aisha koydum. 2010’da kızım Can Yael dünyaya geldi. Bambaşka bir süreç içine girdim, mağazacılık konusunda biraz zorlandım ve mağazayı kapattım. Ama ürünlerim şu an online satışta. 

İSMI NEDEN AISHA OLDU? 
Aisha, bereket ve bolluk getiren kadın anlamına geliyor. Markanın aslında Türkiye’yi, İstanbul’u simgelediğini düşündüğümden bu ismi koydum, kendi ismimden yola çıkmadım yani. 

SON YILLARDAKİ ÇALIŞMALARINIZDAN, YAŞAM FELSEFENİZDEN GÖRDÜĞÜMÜZ KADARIYLA SAĞLIKLI YAŞAMLA İÇ İÇESİNİZ, HEP BÖYLE MİYDİNİZ? 
Hayatım hep böyleydi… Vegandım mesela. Çok ciddi bir çevre aktivistiyim. GDO’ya Hayır platformunun kurucusuyum. Kendimle alakalı gösterdiğim gelişmeleri başkalarına da aktarmaya başladım. İşim gereği de iyi görünmem gerekiyor. Ben 1998’de babamı kanserden kaybettim. İnsan, hayatında çok yakınından birini kaybettiği zaman ya da başına bir şey geldiğinde sağlığıyla ilgili sorgulamalara başlıyor. Ben de 1999’dan beri biraz kafamı bunlarla meşgul ettim. Yogadan reikiye yurt dışında sayısız seminer ve derslere katıldım. Peru’dan Hindistan’a kadar gezdim. Ben kimim sorusunu bulmak, kendimi iyileştirmek ve karanlığımı aydınlatmak için dünyayı dolaştım. 2014’te sağlık, güzellik, spor, beslenme, terapi ve çocuklar hakkında içeriklerin yer aldığı Ayşe Tolga İyi Yaşam isimli bir internet sitesi açtım. Ardından Youtube kanalım yine benzer içeriklerle geldi. Tuğrul Çağrı Yılmazer’le spor videoları , Murat Bür’le doğum sonrası egzersiz videoları yaptık… İyi yaşamla ilgili ne eksikse, ona yer vermeyi istiyorum. Kitabım İyilik Sende şubat ayında çıktı. Kitabın içeriğini yaratmam, düzenlemem iki senemi aldı. Şimdilerde dokuzuncu baskıda ve bu Türkiye için oldukça iyi bir sayı. “İyilik Sende” kitabımla beraber Türkiye’yi geziyorum aslında. Herkesin haberi olsun, herkes iyi yaşasın diye… 

SİZCE GÜZEL OLMAK, İYİ HİSSETMEK, İYİ GÖRÜNMEK NEYİ GEREKTİRİYOR? 
Bu bütünsel bir yaklaşımı gerektiyor. Çoğu insan aslında dış görünüm ve beden odaklı olduğundan farklı bir dünyada yaşıyor. Ben bütünsel şifa uzmanıyım. Biz; ruhun, bedenin ve zihnin bir olduğu, hepsinin aynı dengede olduğu bir zamanı sağlık olarak değerlendiriyoruz. Aileyle olan ilişkinizden tutun da bütçenize kadar her şey sağlığınızı etkiliyor. Her şeyinizle kendinizi iyi hissediyorsanız iyi bir yaşamdan söz edilebilir. Genç, güzel ve sağlıklı olmak tamamen içeriden geliyor. Sağlıklı bir bedene sahip olmanın yolu 34 beden olmaktan geçmiyor. Ben çok 34 beden tanıyorum ama ruhları kuru ve mutsuz. Çılgınca yoga yapıyorlar ama hala egoları var… İyi olmanın yolu ilk olarak doğru nefes almaktan, yemekten, uyumaktan ve egzersizden geçiyor. Bunlar vücudun temel ihtiyaçları. Bedene sahip bir ruhuz, ruha sahip bir beden değil… Kim olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor. İnsanlar kim olduklarını bulduğu zaman zaten her şey yoluna girecek. 

GEÇTIĞİMİZ AYLARDA 8 HAFTADA DEĞİŞİM PROGRAMI’NA ÖNCÜLÜK ETTINIZ, NASIL BIR SÜREÇ BU? 
Çevremde çok fazla mutsuz insan görmeye başladım. Bu beni harekete geçirdi ve kişisel spor eğitmenleri, beslenme uzmanları, diyetisyenler, stilistler, psikologlar, yaşam koçlarıyla bu halinden memnun olmayan kişileri mutlu hale getirmeye başladık. Amacımız; onlara balık yemesini öğretmek değil, tutmalarını sağlamak. Hareket etmenin ABC’sini öğretelim ki hayatları boyu bu iyi yaşam felsefesi sürsün. İyi yaşam dediğimiz şey aslında bir bayrak. Benim elimden başkasının eline geçiyor ve yayılıyor. Onlardaki temel değişimi görmek bana en büyük hediye oluyor. 

TÜRKIYE’DE SPORUN GELDİĞİ NOKTAYI NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ? POZİTİF ETKİLERİNİN YANI SIRA YOLUNDA GITMEYEN BİR ŞEYLER DE VAR MI SİZCE? 
Spor aşkına ve ruhuna inandığım markalarla işbirliği içindeyim. Eğer o ruha inanmıyorsam zaten iş başlamadan kafamda bitmiş oluyor. Çok güzel etkinlik yapan, kadını ve kadının ruhunu kazanan markalar olduğu gibi sadece bir şeyler yapmış olmak için iş yapanlar da var. Zaten dışardan bakıldığında belli oluyor. 

BUGÜNE KADAR HANGİ SPORLARLA İLGİLENDİNİZ? SPOR YAPMAK KENDİNİZİ NASIL HİSSETTİRİYOR? 
Ben her şeyi seviyorum. Su sporlarından snowboard’a kadar hepsiyle ilgiliyim. Tırmanışı, küreği ve trekking’i seviyorum. 12 yaşından beri sporcuyum zaten. Voleybolla başladı her şey. Hareket her yerde, hareket etmemek için hiçbir bahanem yok. 

SAĞLIKLI YAŞAMI BENİMSEMİŞ BİR ANNE OLARAK, KIZINIZA NASIL ÖRNEK OLUYORSUNUZ? HANGİ SPORLA İLGİLENMESİNİ ÇOK İSTERSİNİZ MESELA? 
Çocuklar ailesinin kopyası oluyor. Siz ne yaparsanız, onlar da onu görüyor ve uyguluyor. O zaten meyve, sebze yemeyi seviyor. Çok iştahlıdır, güzel yemek yiyor. Evde şekerli, zararlı gıdalar bulundurmuyoruz. Bu konuda aşırı takıntılı değilim ama eskiden çok şekerli şeyler yediğim ve o dönemdeki etkilerini bildiğim için şimdi hiç yanaşmıyorum bile. 

Fotoğraf: Murat Sargın 
Styling: Tülin Demir 
Saç: Mustafa Çelikay 
Makyaj: Hale Aktakas/ MAC Cosmetics 

Formsanté 2016 – Temmuz sayısı
Elif Gürsoy 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here