✓ Doğruluğu kontrol edilmiş makale

Dr. M. Nafiz Karagözoğlu


Ana Sayfa Koronavirüs Koronavirüs dönemi sağlıklı normalleşme rehberi

Koronavirüs dönemi sağlıklı normalleşme rehberi

Mart ayının ortasından bu yana toplumun büyük kısmı evinden çıkmıyordu. Bu süreçte gerektiğinde dışarıda olanlar da virüse karşı önlem alıyordu. Peki ya kendimizi ve sevdiklerimizi koronavirüsten korumaya çalışırken, aşırı beslenme ve hareketsizlik gibi nedenlerle vücudumuza zarar verip vermediğimizi biliyor muyuz?

Koronavirüsle mücadele kapsamında geçen zamanda herkesin hayatında birtakım değişiklikler oldu. Evlerimize kapanıp, kendimizi izole ettik. Belki de hiç bu kadar çok evde kalmamıştık, değil mi? Bu dönemde, özellikle mutfakla olan ilişkimizin bir hayli arttığını söylemek ise herhalde yanlış olmaz! Sosyal medya hesaplarından mesajlaşma uygulamalarına dek fotoğraf paylaşımı yapılabilen hemen her mecrada o gün mutfaktan çıkanlar paylaşılır oldu. İlk başlarda bu eğlenceli bir aktiviteyken, sonrasında tartıda fark edilen yukarı doğru grafik biraz moralleri bozdu.

Herkesin kendi evinin şefi olduğu o günlerde pandeminin obeziteyi tetiklediğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Nafiz Karagözoğlu, yaşanan süreci şöyle anlatıyor: “Tüm dünyada koronavirüsün yol açtığı yaşam kaybı oranları anbean izlendi. Korku, pandemiden daha fazla yayıldı. Haliyle insanlar virüsle karşılaşmamak için kendilerini evlerine kapadı. Haz alacak mekanlar, kişiler ve aktiviteler azalınca rota yemek pişirip, bunları keyifle yemeye çevrildi. Bol tuzlu yemekler tüketilmeye başlandı. Stres ile artan prolaktin hormonu, tuzun ve suyun bedende kalmasına neden oldu. Bu da iştahı, ödemi ve tabii ki kiloyu arttırdı.

Öte yandan hareketlilik azaldı. Evde de egzersiz yapılmayınca şişmanlama kaçınılmaz hale geldi. Uyku kalitesi ve düzeni de bu süreçten olumsuz etkilendi. Atıştırmalıklar ise son darbeyi vurdu. Tüm bunlar zincirleme olarak pandemiye bağlı şişmanlığa yol açtı.”

D VİTAMİNİNİ İHMAL ETMEYİN *

Ülke olarak birtakım vitamin ve mineraller bakımından zayıf olduğumuzu biliyoruz. D vitamini ve demir gibi… Evde kaldığımız süre, bu durumu da etkiledi. D vitamin eksikliğinin, “sessiz pandemi” olarak da nitelendirilebileceğini söyleyen Dr. Karagözoğlu, “İnsanlar iş nedeniyle güneşe temas sürelerini azalttı. Başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada yaygın D vitamini eksikliği söz konusu.

Bu da ilaç kullanarak mevcut eksikliğin tedavisini neredeyse doğal hale getiriyor. Koronavirüs nedeniyle yaşanan evde izolasyon süreci de D vitamini eksikliğini arttırdı. Çünkü ev içinde güneş ışığı teması için gerekenler yapılmadı. Yine de geç kalmış sayılmayız. Güneşin yüzünü bize iyiden iyiye gösterdiği bugünlerde durumu telafi etmeli ve harekete geçmeliyiz” diyerek, yeterli D vitamini üretmek için yapılması gerekenleri sıralıyor:

• Dilerseniz evinizde güneş ışığı alan yerleri tespit edin, dilerseniz sosyal mesafe kurallarına uyarak açık havaya çıkın.

• Kendinize ortalama 20-40 dakikalık güneşlenme saatleri ayırın.

• Kollarınızı dirseklerinize kadar, bacaklarınızı da dizlerinize kadar sıyırın.

• Güneşin karşısına oturun. Eğer evdeyseniz mümkünse arada cam olmasın. Ama camın arkasından da güneşlenebileceğinizi unutmayın.

• Eğer imkanınız varsa, hava ve mekan şartları uygunsa daha fazla deri yüzeyini güneş ışığıyla buluşturun.

Bu uygulamayı düzenli yaparsanız “kemik gibi” kemiklere kavuşabileceğinize dikkat çeken Dr. Karagözoğlu, “Böylece kemiklerinizin yanı sıra tüm vücudunuz da güçlenecek. Unutmayın ki koronavirüs tedavi araştırmaları, D vitamini eksikliği olanlarda bağışıklık sisteminin olumsuz etkilendiğini ortaya koyuyor” diyor.

sağlıklı normalleşme rehberi

HAREKETSİZ KALMAYIN *

Hareketsizlik, insan sağlığın en büyük düşmanı. Kendimizi yeniden, eski aktif günlerimize döndürmemiz gerekiyor. Çünkü aşırı hareketsizlik; omurga, iskelet ve kaslarda soruna yol açıyor. Dolayısıyla insan bedeni; hareket ettikçe zindeleşip, sağlık doluyor. En ağır ameliyatların ardından dahi ilk hedef, hastanın hareket ettirilmesi oluyor. “Hepimiz ilk kez istem dışı olarak evlerimizde çok uzun zaman geçirdik. Bu alışkanlıklarımıza uygun değildi. Zaman durmuş gibi davrandık” diyen Dr. Karagözoğlu, şöyle devam ediyor: “Yaşadığımız birkaç aylık süreçte, doğal hareketlerimizi bile yapamaz olduk. Oysa hareketsizlik, bağışıklık sistemi için de olumsuzluk yaratıyor. Yürümek önemli ancak yürümeden de hareket edebilmek mümkün! Yatarken ya da otururken dahi aktivite yapmak gerekiyor. Bu sırada eğlenmek de ihmal edilmemeli. Müzik dinlemek, dans etmek, eğer imkanınız varsa ip atlamak gerekiyor.”

AŞIRI KİLO, HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARMASIN! *

Çok yemek ve az hareket etmek, kalori fazlası anlamına geliyor. Bu da basende, göbekte kısacası bedenin her yerinde yağ birikmesine yol açıyor. Beraberinde de hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, kalp-damar hastalıkları ve varis gibi birçok rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Hareketsizlik ayrıca beyin damar tıkanıklıkları başta olmak üzere çeşitli hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Bu nedenle stres kontrolü, düzenli beslenme ile uyku ve yemeklerde aşırı tuz-şeker kullanmamanın çok önemli olduğunu belirten Dr. Karagözoğlu, “Hareket etmek için keyifli planlar yapmak çok önemli. Yemek ve hareket düzeni bozulduğunda şeker dengesi olumsuz etkileniyor.

Halsizlik, bitkinlik yorgunluk, terleme ve çarpıntı şikayetleri gelişebiliyor. Bunun nedenleri arasında kan şekeri düşmeleri de rol oynayabiliyor. Koronavirüs gibi enfeksiyon süreçleri varken bu şikayetleri yaşamak ise keyifsizlik yaratıyor. Kişi kendi kendine ‘Eyvah, koronavirüs mü kaptım?’ sorusunu sorabiliyor. Öte yandan kan şeker düşmeleri, vücudun enfeksiyonlara karşı direncini de olumsuz etkiliyor. Tansiyon yükselirse baş ağrısı, çarpıntı, huzursuzluk, boyun ağrısı, bulantı, göğüste ve başta basınç ile baskı hissine yol açabiliyor. Bu nedenle değerlerin takibi için her evde tansiyon ve şeker ölçme aleti bulunması gerektiğini düşünüyorum” diyor.

SAĞLIK DURUMUNUZU KONTROL EDİN *

Pandemi nedeniyle birçok kişi hastanelere gitmekten çekiniyordu. Bunda sağlık kurumlarının yoğun olarak koronavirüslü hastalarla ilgilenmesinin rolü büyük. Süreç içinde iptal edilen randevular, kontroller olduğu da bilinen bir gerçek. Normalleşme döneminde ise gerekli önlemleri alan sağlık kurumları, yayınladıkları duyurularla toplumun yeniden, rahatlıkla hastanelere gelebileceğini, tüm önlemlerin alındığı bilgisini iletti. Peki geçen sürede sağlık durumunuzda nelerin değiştiğini öğrenmek için hangi taramalar yapılmalı? Cevabı, Dr. Karagözoğlu veriyor: “Öncelikle kilonuzu ölçüp, son duruma göre hedeflerinizi yeniden belirlemeniz gerekiyor. Gerilimli süreçler kan basıncını etkileyebileceği için tansiyon ölçümünün de yapılması önem taşıyor. Yükselmeler yavaş olduğunda belirgin şikayetler ortaya çıkmadığından rutin takip gerekiyor. Öte yandan açlık ve tokluk kan şekeri ölçümü de özellikle kan şeker düşmelerini göstermesi açısından önemli. Üre, ürik asit, böbrek fonksiyonları ve metabolizma açısından bu göstergelerin takip edilmesi gerekiyor.

Total kolesterol, trigliserid, LDL değerleri ise kalp damar sisteminin güvenliği açısından yaptırılması gereken taramalar arasında yer alıyor. TSH testi tiroit bezlerinin çalışma durumunu kontrol etmek için iyi bir taramayken, tam kan sayımı ile CRP de kandaki ve bedendeki enfeksiyon durumunun son halinin saptanması açısından önem taşıyor. Kan sayımının düşük çıkması halinde ise demir, demir bağlama kapasitesi, ferritinin, B12 vitamini, folik asit ile dışkıda gizli kan testleri de taramalara ilave edebiliyor. Kadınlar tüm hormonal çalışmalarını etkilemesi açısından prolaktin hormonu testi de yaptırabiliyor. Tam idrar tahlili ise idrar yolu şikayeti hastalıkları açısından uygun bir tarama testi.”

NASIL NORMALLEŞMEK GEREKİYOR? *

Eski normal, yeni normal! Günümüzde bu tanımlamalar sıkça telaffuz ediliyor. Ancak birçok kişi hayatının asla eskisi gibi olmayacağını düşünüyor. “Yeni normal” olarak adlandırılan bu dönemde, kişisel hijyen kurallarına uymanın önemli olduğunu belirten Dr. Nafiz Karagözoğlu, “Damlacık, solunum ve temas yoluyla bulaşabilen hastalıkların tüm dünya için ne kadar tehlikeli olduğunu tecrübe ederek öğrendik. Dolayısıyla yarın, bugünkü gibi olmak gerekiyor. Ağır bedeller ödeyerek öğrendiğimiz bu tecrübeyi unutmamamız önem taşıyor. Hangi işi ya da aktiviteyi yaparsak yapalım el temizliği, mesafeli konuşma ve maske takmayı ihmal etmemek gerekiyor. Evlerde kapalı kaldığımız günleri unutmadan; gerekli önlemleri alarak dışarıda, açık havada daha fazla zaman geçirmemiz büyük önem taşıyor” diyor.

DOĞAL YOLLARLA BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRMEK MÜMKÜN *

Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi her dönem dikkat çeken bir konu olmasına karşın, koronavirüsün hayatımıza girmesiyle daha da önemli hale geldi. Ancak basında ve özellikle de sosyal medyada yer alan önerilerin herkes için yarar sağlamayacağının da unutulmaması gerekiyor. Nasıl ki ilaç tedavileri kişiye özelse, takviyelerin de kişinin sağlık durumu bir uzman tarafından saptandıktan sonra ona özel belirlenmeli. İç hastalıkları uzmanlığının yanı sıra tamamlayıcı tıp alanında da çalışmalar yapan Dr. Nafiz Karagözoğlu, muayene ve değerlendirmeler dışında herkes için geçerli olan birtakım tavsiyeler bulunduğunu belirterek, “Uyku kalitesine dikkat etmek gerekiyor. Kişi uyandığında kendini yorgun hissediyorsa, bu uyku kalitesinin yetersiz olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla yataktan yastığa hatta yatak odasına dek her şeyin gözden geçirilmesi gerekiyor. Çünkü kaliteli uyuyamayan bir kişinin bağışıklık sisteminin güçlü olması beklenemiyor.

Bir diğer nokta da düzenli, dengeli ve sağlıklı beslenmek! Sebze ve meyvenin mevsiminde, çok çeşitli tüketilmesi gerekiyor. Yapılan araştırmalara göre; yeşil çay, siyah çay, mürver, kuşburnu, meyan kökü, adaçayı ve çörek otunun antiviral etkinlikleri bulunuyor. Ayrıca soğan, sarımsak ve narın, virüsle hasta olmak istemeyenlerin sofralarında mutlaka bulunması gerekiyor. Her gün bir avuç yer fıstığı ve yeterince su tüketilmesi önem taşıyor. Çünkü bedendeki tüm işleyiş en iyi şekilde, yeterli sıvıyla yapılabiliyor. Hareketli bedenlerin bağışıklık sistemi güçlü oluyor. Uzun yaşayan insanların, günlük işlerini kendilerinin yaptığını, bu kişilerin çalışkan ve hareketli bireyler olduğunu unutmamak gerekiyor” diyor.

İLGİLİ İÇERİKLER

Hazırlayan: Ayşegül Uyanık Örnekal

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here