Ana Sayfa Fitness Koşu-yorum…

Koşu-yorum…

Açıkhavada koşu; spor salonuna kaydolmaktan daha ucuz, hava da daha temiz. Ancak yine de şehrin sokaklarında koşmanın bazı riskleri olabilir. İşte yazarımız Nil Er’in koşu macerası…

Bana sorarsanız, okulda beden derslerindeki koşuları icat eden kesinlikle sadist birisiydi… Aslına bakarsanız ben, bir zamanlar, bu kişinin, bizzat benim lisedeki beden eğitimi öğretmenim olduğunu düşünüyordum. Nasıl düşünmeyeyim ki? Bir elması bile kesebilecek kadar keskin bakışlar, üzerinden tüyler çıkan kocaman benli uzun bir çene… Ve tabii, kışın ortasında, soğuktan tir tir titreyen, üzerlerindeki kısa şort ve tişörtlerle, bacakları soğuktan morarmış, kolları tavuk derisine dönmüş 25 tane kızı ‘haydi koşun!’ diye zorlayabilecek çok özel bir kişilik yapısı!

O zamanlar niçin daha hızlı ve gayretli koşmazdık bilemiyorum. Oysa bu pek çok şeye yarayabilirdi, örneğin a) kesinlikle bizi ısıtırdı b) geri dönüp duş alma bahanesiyle, beden dersinden ve hocasından daha çabuk kurtulabilirdik. Ancak, belli bir yaş grubu kızlar için, pratik çözümler bulmak kolay değildir, her şey bir anda olduğundan çok daha dramatik bir hal alabilir. Ve beden derslerindeki koşular da buna dahildir.

O günlerin üstesinden geleli, korkunç beden eğitimi derslerini atlatalı yıllar olmuştu ki, bu kez bambaşka bir zorlayıcı güç beni koşmaya itti; yağ eriten güç! Tabii, bu kez bazı şeyler benim kontrolümdeydi: bu kez tavuk derisi gibi kollar, mor bacaklar olmayacaktı! Kendime güzel ve modern bir spor salonu seçtim. Hatta, bana en uygun koşma stilini öğretecek kişisel bir fitness eğitmenim bile vardı. Ondan tüm istediğimse, öğrencilik yıllarında tüm spor dallarından nefret eden benden bir başka ben yaratması oldu.

Koşmanın mucizevi etkilerini kısa zamanda hissetmeye başladım. Spor salonunu, stresten arınmış, fiziksel ve ruhsal olarak son derece hafif, aynı zamanda iki basamak çıkıp da nefes nefese kalmayacağımı bilmenin rahatlığıyla terk ediyordum. Ayrıca, aramızda kalsın ama, hiçbir zaman merdiven falan çıkacağım yoktu. Asansörler ne işe yarıyor, değil mi? Ama yine de bunu bilmek bile kendimi çok iyi hissetmemi sağlıyordu.

KÖPEKLİ GÜNLER

Aslında yukarıda anlattığım her şeyi KÖ (köpek öncesi) diye nitelendirmek yanlış olmaz. Şimdi bir köpeğim var ve benim neredeyse tüm hayatım onun etrafında dönüyor. Egzersiz alışkanlıklarım tamamen değişti. Bu değişikliğin tek nedeni günde en az 3 kez onu gezdirmek zorunda olmam değil. Esas sorun, ekstra harcamalar için ayırdığım paramın büyük bir kısmını ona harcıyor olmamdan kaynaklanıyor. (Günde 6 kutu köpek mamasının aylık tutarını bir hesaplayın da görün bakalım!) Ayrıca, salona üye olacak parayı bulsam bile, artık koşu bantının üzerindeki en şık kadın olmayı garantilemem imkansızdı. Bu arada, salona gitmek için erken kalkma zorunluluğunun bitmesiyle sabahlarımın bahara döndüğünü itiraf etmeliyim.
Artık dışarıda, açık havada koşuyordum. Bu, yeni ve çok farklı sorunlar anlamına geliyordu. Eşofmanlarımın paçasındaki çamurlar, kıpkırmızı bir surat, dönüp dönüp bana bakan insanlar ve tabii bir de önlerinden geçmek zorunda olduğum inşaat işçilerinin hakkımda yaptığı ilginç yorumlar…
Çözüm, bir akşam boyunca, uzun uzun kötü talihimden dert yandığım arkadaşımdan geldi, bir adet i-pod! Böylece, sadece ince ve fit (tüm kalbimle diliyorum) olmayacak, bu özelliklerimin yanına bir tanesini daha ekleyecektim: sağırlık!
Gerçekten de, en sevdiğiniz şarkılar size eşlik ederken koşmak kadar güzel bir şey olamaz. Bir bakıyorsunuz, yolu yarılamışsınız bile. Tabii, arada eliniz yanlışlıkla farklı bir kanal düğmesine dokunabilir. Bir anda en sinir olduğunuz DJ’in tüylerinizi diken diken yapan sesiyle -bir an için de olsa- baş başa kalabilme riskinizin olduğunu da hatırlatayım.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here