Maskeleri bırakın, kendinizi sevin

25022014 osho

Kendi üzerine aldığın tüm sahteliklerden vazgeç, ödünç aldığın tüm maskeleri bırak. Ama neden yüzlerimiz var? Buna neden ihtiyaç var ve neden onları bırakmaya korkuyoruz? 

Birincisi: Kendini hiç sevmedin; yoksa buna ihtiyaç olmazdı. Kendinden nefret ediyorsun ve eğer kendinden nefret edersen yüzünü kapatırsın. Kendinden nefret edersen yüzünü neden başkalarına göstermek isteyesin? Sen ondan nefret ediyorsun, sen kendin onu görmek istemiyorsun, onu başkalarına nasıl gösterebilirsin? Kendinden nefret etmeni sağlayacak ne oldu? Toplumun tüm şartlandırması, içinde kendine karşı bir nefret, suçlama, lanetleme duygusu uyandırmaktır. Var olmuş dinler, var olmuş din adamları, toplum yani kandırmanın her türü senin kendinden nefret etmen şeklinde bir temel üzerine inşa edilmiştir. 

 

Kendinden nefret ettiğinde kendini suçlu hissedersin; nefret ettiğinde bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu hissedersin; nefret ettiğinde yardım gerektiğini düşünürsün, birinin seni sevilecek, sevilmeye değer birine dönüştürmesine, seni değiştirmesine ihtiyaç vardır. Ebeveynlerin sana, “Hatalısın, şu yanlış, bu yanlış!” deyip durur. Sürekli, hiç durmadan “Şunu yapma, bunu yapma!” derler. 

 

Şöyle bir hikaye duydum: Küçük bir çocuk sahilde kumlarla oynamak istemiş. Annesi, “Hayır. Kumlar ıslak, elbiselerini kirletirsin” demiş. Sonra çocuk su kenarına gitmek istemiş. Annesi, “Hayır, kesinlikle olmaz! Orası kaygan, düşersin” diye yanıt vermiş. Bunun üzerine çocuk koşmak, hoplayıp zıplamak istemiş, annesi “Hayır! Kalabalıkta kaybolursun” demiş. Sonra çocuk dondurma istemiş çünkü dondurmacı yakındaymış. Annesi, “Hayır, ne zaman dondurma yesen boğazın ağrıyor, dondurma sağlığın için kötü bir şey” diye yanıt vermiş. Sonra orada duran birine dönüp, “Hiç bu kadar nevrozlu bir çocuk gördün mü?” diye sormuş. Burada nevrozlu olan kişi çocuk değil annedir. Kumla oynamak sinirsel bir olay değildir, su kenarına gitmek sinirsel bir olay değildir, koşup oynamak da öyle ama nevrozlu zihin her zaman “Hayır!” der. Nevrozlu bir zihin “Evet!” diyemez çünkü nevrozlu bir zihin kendisine özgürlük tanıyamaz; başkalarına nasıl tanıyabilsin? Ve çocuğun annesi… Neredeyse tüm anne ve babalar böyledir. Sen de bir anne ya da baba olduğunda hatırla, hepsi böyledir. Özgürlük öldü ve çocuk yavaş yavaş nevrozlu olduğunu, hatalı olduğunu düşünmeye zorlanıyor; yapmak istediği her şeyin karşılığında “Hayır!” yanıtını alıyor. 

 

Küçük bir çocuk okula başlamış. İlk gün eve döndüğünde annesi, “Bugün ne öğrendin?” diye sormuş. Çocuk, “Hayatımda ilk defa adımın ‘Yapma’ olmadığını öğrendim. Bana sürekli ‘yapma’ dediğin için adımın bu olduğunu sanıyordum. Okulda adımın bu olmadığını öğrendim” demiş.

 

Eğer nevrozluysan ve tüm toplum da nevrozluysa bir kuşaktan diğerine geçen bir nevroz durumu söz konusudur. Bu sürekli devam eder ve şimdiye kadar hiçbir toplum nevrozlu olmayan bir toplum, nevrozlu olmayan bir çağ yaratmayı başaramamıştır. Sadece arada bir, birkaç kişi zindandan çıkmayı başarır ama bu çok nadir olur çünkü zindan çok büyüktür ve temelleri çok sağlamdır. Bina çok eskidir, tüm geçmiş tarafından desteklenmektedir ve küçük bir çocuk doğduğunda onun sağlıklı, nevrozlu olmayan biri olacağını düşünmek neredeyse olanaksızdır. 

Neredeyse olanaksızdır çünkü çevredeki herkes delidir ve çocuğu da kendileri gibi olmaya zorlarlar. Onun özgürlüğünü öldürürler ve hatalı olduğu, her zaman hatalı olduğu hissini yaratırlar. Bu da bir lanetlenme, kendini lanetleme duygusu yaratır; kendinden nefret etmeye başlarsın. Ve unutma: Eğer kendinden nefret edersen başka birini sevemezsin. Bu olanaksızdır! Kendinden nefret ederken başkasını nasıl sevebilirsin? Eğer zehir kaynaktaysa tüm ilişkilerini zehirleyecektir. Bu yüzden de kimseyi sevmen mümkün olmaz.

Ve bunu mantıksal olarak takip eden ikinci şeyi hatırla: Eğer kendinden nefret edersen birinin seni seveceğini nasıl düşünebilirsin? Eğer sen kendini sevemezsen kim seni sevecek? Bu yüzden derinlerde bir yerde kimsenin seni sevmeyeceğini biliyorsun; biri bunu denese bile sen ona asla inanmazsın. Seni aldattığını düşünürsün. Biri seni nasıl olur da sevebilir? Sen kendini sevemiyorsun. Bu durumda biri seni sevse bile bundan şüphelenirsin, kuşku duyarsın. Güvenemezsin ve onun seni sevmediğini ispatlamanın yollarını, yöntemlerini ararsın. Bu ispatlandığında da rahatlarsın, her şey düzelir. 

Bu nefret sahte yüzlerin temelini oluşturur; saklanmaya başlarsın. Giysiler iklim yüzünden ortaya çıkmış değildir, bu sadece nedenin küçük bir parçasıdır. Onlar bedeni gizlemek için, cinselliği gizlemek için, içindeki hayvanı gizlemek için vardır. Ama o hayvan hayattır; içinde canlı olan her şey hayvansıdır. Kafan hariç her şey hayvansıdır, bu yüzden kafa hariç her şeyin gizlenmesi gerekir. Sadece düşünen kafa hayvansı değildir, o yüzden ona izin verilir. Eğer bedeni kesebilsek ve sadece kafa olarak var olabilsek tüm toplum bundan çok memnun olurdu. 

 

Tüm bedenin bilincinden ayrılmış durumda, sadece kafaya izin veriliyor. Aniden başsız durumdaki kendi bedeninle karşılaşsan eminim onun kendi bedenin olduğunu fark edemezsin. Kendi bedenini başsız bir şekilde görsen onun senin bedenin olduğunu fark edebilir misin? Onu hiç görmedin; banyoda bile bedenini hiç görmedin. Giysiler çok fazla. Onlar sadece bedenini kaplamıyor, aynı zamanda zihnini de kaplıyor. 

 

İki çocuk büyük bir duvarın dibinden yürüyormuş ve duvarın arkasında ne olup bittiğini merak etmişler. Küçük bir delik bulmuşlar ama ona erişmek zormuş, o yüzden biri diğerinin omuzlarına çıkmış, delikten bakmış ve “Harika! İçeride birçok insan var, hepsi de çıplak. Sanırım burası bir çıplaklar kampı” demiş. Diğeri heyecan içinde, “Daha fazla anlat; onlar erkek mi kadın mı?” diye sormuş. Delikten bakan çocuk, “Bilemiyorum çünkü üzerlerinde giysileri yok” diye yanıt vermiş. Bir erkek giysileri sayesinde erkek olarak düşünülür, kadın da giysileri sayesinde kadın olarak düşünülür: Küçük çocuk haklı. “Oradakilerin ne olduğunu nasıl bilebilirim? Giysileri yok” diyor. Giysiler kimliktir. İşte bu yüzden bir kral senin kendisi gibi giyinmene izin vermez, hayır! Eğer sıradan insanlar kralın giysilerini giymeye başlarsa o zaman krala ne olur? Buna izin verilemez çünkü kralın özel bir şey olması gerekir. 

Giysiler kimliktir. Ve onlar senin üzerinde o kadar ağırlaşır ki rüyalarında bile kendini hiç çıplak görmezsin, kendini her zaman giyinik şekilde görürsün. Bu önemli bir nokta! Çok derinlere giden bir konu. Rüyalarında bile kendini, toplumu asla çıplak görmüyorsun. Hayır! Giysiler bilinçaltına girmiş durumda çünkü rüya bilinçaltı bir olaydır. En azından rüyada doğal olmalısın ama orada bile doğal değilsin; maskeler, yüzler var olmaya devam ediyor. 

Tüm bu sahteliğin, bu sahte kişiliğin var olmasının nedeni temelde senin kendinden nefret etmendir. Gizlenmek istiyorsun, kimse senin gerçek kimliğini bilmemeli çünkü eğer bilecek olurlarsa buna nasıl katlanabilirler? Onu nasıl sevebilir, nasıl takdir edebilirler? O yüzden herkes birer aktör olmuş durumda.

 

Pozitif Dergisi Sayı 2

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here