Müge Boz

“Her şeyin nedenini sorgulamak bu hayattaki görevim”
Tek bir şeyde uzmanlaşmak yerine farklı farklı şeyleri deneyimlemeyi seven oyuncu Müge Boz, sanattan spora pek çok branşta kendini geliştiriyor.

Röportaj: Deran Çetinsaraç
Fotoğraflar: Murat Sargın
Styling: Tülin Demir
Makyaj: Alp Kavasoğlu/Hoppola Agency
Saç: Suat Ürün/No21
Fotoğraf Asistanı: Zehra Sargın
Styling Asistanı: Yasemin Tatlıcı

Beslenme denilince ne yiyoruz, neye yarıyor, nereden geliyor gibi sayısız soru güzel oyuncu Müge Boz’un aklını kurcalayanların sadece küçük kısmı. Çocuk yaşlardan bu yana yediklerimizin direkt olarak ruhsal durumumuzu etkilediğini savunan Boz’un yolu bugüne kadar sayısız eğitimden geçmiş. Hatta bu öğrenme işi öyle boyutlara gelmiş ki sağlıklı yaşam ve alkali beslenme alanında söyleşiler düzenliyor.

Tenisten baleye, sörften ekstrem sporlara kadar pek çok spor dalını deneyimlediniz. Farklı farklı şeyleri denemeyi sever misiniz?
Farklı şeyler denemek, bir şeyi yapıp yapamayacağımı öğrenmek benim için önemli. Bir defasında üzerimde ayı kostümüyle -11 derece soğuk suya atlamıştım; o soğuk suya girebilecek miyim sorusunun cevabını deneyerek öğrenmek çok eğlenceliydi, küçüklüğümden beri böyleyim. Çocuk yaşlardan bu yana sporun da sanatın da farklı dallarıyla ilgilendim. Sporda ritmik jimnastikle başladım, daha sonra baleye başladım ve 12-15 yıl kadar devam etti. Baleyle birlikte modern dans, sonra tenis, bu arada okulun voleybol takımına girdim, bir ara masa tenisine merak saldım, sörf denedim, yoga, pilates derken en son trekking yapıyorum. Trekking esnasında yol ve yön bulmak çok hoşuma gidiyor. Başlarda beceremiyordum ama harita okumayı öğrenip pratik yaptığın zaman yön duygun da gelişiyor. Tek bir şeyde uzman olmaktansa çok farklı konuda bilgi sahibi olmak, her şeyi denemiş olmak beni daha mutlu ediyor. Bir şeyde çok iyi olmak gibi bir egom yok sanırım. Ev konusunda da öyleyim. Bir ev tutayım, yıllarca o evde oturayım insanı asla değilim. O semtte de, bu semtte de oturayım, şurayı da göreyim, şu şehre gideyim derim. Kurslara da bayılırım, sürekli bir şeyin eğitimini alıyorum.

Son dönemde ne kurslarına gidiyorsunuz?
Bir süredir sağlıklı beslenme, vücudumuzda neler oluyor konularına yoğunlaştım. Hücreye kadar indim; elektronlar, protonlar, onların birbirleriyle uyumları… Mesela yaban mersini antioksidan deposu denildiğinde benim için yeterli gelmiyor. Antioksidan ne demek, ne yapar, ne işe yararı araştırıyorum. Her şeyin nedenini sorgulamak bu hayattaki görevim.

En son inzivaya katılmıştınız, o esnada kendinizle ilgili başka sorgulamalarınız da oldu mu?
Daha önce gitmiş olduğum inzivada çok ağır şeyler yaşamadım çünkü bu işler aşama aşama gerçekleşiyor. Yakında gideceğim inziva daha ağır olacak diye tahmin ediyorum. Bu tarz ruhsal yolculuklarda herkesin hazır olduğu bir seviye var. Kendi seviyemi aşmamaya çalışıyorum yoksa Peru’da falan seni dört-beş gün ormana bırakıyorlar, ne yaparsan yap, yiyecek yok, su yok… Bu tarz eğitimlere gitmeden önce biraz alıştırma yapmak gerekiyor. Beyni çok da zorlamamalısın çünkü beyin gerçekten de yanabiliyor. İnzivaya gitmeden önce acaba yapabilecek miyim diye çok merak ediyordum. Mesela iki tarafım var; bir tarafım hiç konuşmaz ve insanlarla beraber olmayı sevmez, dağda tek başıma olayım, deniz kenarında tek başıma olayım der; diğer tarafım ise her yanımda insanlar olsun, onlarla konuşayım der. Aslında bir düğmemiz var, “Hiçbir şey söylemeyeceğim, konuşmaya ihtiyacım yok’’ diye kendini programlandırdığında o tarafa geçilebiliyor. Bu da benim hoşuma gitti çünkü gerçekten bazen çok gereksizce konuşuyoruz. Mesela “Bir tuvalete gideyim” denir ya, aslında o an tuvalete gittiğini karşındakine söylemene gerek yok. Sürekli iç sesimizi dışarı vurmak gibi bir alışkanlık geliştiriyoruz. Düşündüğün bir şeyi ağzından çıkarıp tekrar duyduğunda o bir döngüyü tamamlamış oluyor. Normalde gerçekten söylemek istemediğimiz şeyleri de söylüyoruz ve beyin onları da gerçek gibi algılıyor. Yargılamamak şu sıralar üzerinde çok çalıştığım bir konu. Bir arkadaşımla karşılıklı bir egzersiz yaptık ve birbirimizi yargıladık. Kendimizin yargılanmaktan en çok korktuğu şeyleri birbirimize söyledik ve gerçekten çok kötü hissettik. O an anlıyorsun ki aslında insanları yargıladığımız her şey kendimizle alakalı olan bir durum.

Bir sonraki inzivanız ne zaman olacak?
Haziranın başında Çatalca’da bir yerde olacak.

Orada yine konuşmama gibi bir çalışma mı olacak?
Açıkçası ben de bilmiyorum. Konuşmamak ve beslenmeyle ilgili bir detoks üzerine çalışacakmışız. Beslenme çok önemli, daha önce gittiğim detokslarda doğada kendimizin ulaşamayacağı şeyleri hayatından çıkarttığın zaman en ilkel, doğayla olan bağlantı seviyesine geçiliyor ve çok farklı bir farkındalık yaşamaya başlıyorsun. Gerçi ben yemek yememeye alışkınım, onu daha önceden de deneyimledim. Bir sonraki amacım su detoksu yapmak.

Nasıl yapılıyor?
Sadece su içiyorsun. Çok ağır bir detoks. Buradaki amaç vücudun sindirim sistemini yormamak. Yemek yenildiği zaman hücreler tüm gücünü yenilenleri parçalamak, sindirmek, oradan oraya göndermek, kana karıştırmak için harcıyor. Bu esnada hücreler yapılması gereken diğer işleri yapamıyor. Üç veya yedi günlük detokstan yapacağım, 21 günlere çıkmak istemiyorum çünkü tam emin değilim. Sonuçta vücutta kas kaybı olabiliyor.

Vücudunuzdaki her bir hücreye kadar kendinizi araştırıyorsunuz yani öyle mi?
Dediğim gibi küçüklüğümden beri bu farkındalıklara karşı çok ilgiliyim. Hep bir kendi üzerimden gelen hayatı sorgulayış tarzım oldu. Şuna inandım, kendimi çözersem bütün dünyayı çözebilirim. Bu yüzden de hep kendimle ilgilendim. Daha 15 yaşımda anneme şunu dediğimi hatırlıyorum: “Anne, bizim problemlerimiz var, anlaşamadığımız birtakım durumlar var, ben başka bir şey, siz başka bir şey düşünüyorsunuz ve biz anlaşamıyoruz. Bizim yardım almamız gerekiyor. Psikolog ya da psikiyatriste gidelim, anlatalım.” O zamanlarda bile uzayda neler oluyor, zamansal algılara meraklıydım. Bu arada çok hassas bir bünyem vardı ve kolay hastalanırdım. Glütene alerjim çıktı, çok ilgili olduğum için testleri, doktorları araştırdım. Sindirim sisteminin ruhsal yönden bizi etkilemesini araştırdım. Bilim adamı gibi evde kitaplar, kağıtlar, beş gün kapatırdım kendimi ve yine kendimce konuları çözmeye çalışırdım. Yediğimiz yiyeceklerin de birtakım ruhsal dengesizliklere yol açabileceğiyle ilgili konulara girdim. Giriş, o giriş zaten… Beslenme mevzusu derya deniz; belki 15 seneye yakın okudum, eğitimlere gittim. Sebzelerin renklerinin verdiği frekansların ölçümlerinin anlatıldığı eğitimlere dahi gittim. Şimdi bu bilgileri paylaşmak istiyorum.

Bu bilgileri nerede paylaşacaksınız?
Çeşitli mekanlarda söyleşiler yapmaya başladım. Bir doktor veya diyetisyen değilim ama yaşayıp, deneyimleyen bir insan olarak konuyu geniş bir perspektiften ele alıyorum. Mesela et yemenin derinine indim, beslenme alışkanlıklarımızı araştırdım. Niye insanlar eti bırakamıyorlar? Bence eti bıraktığında aslında 10 bin yıllık bir genetik kodla oynamış oluyorsun ve bu da birtakım arızalar çıkarabiliyor. Ben bazen et yiyorum. Vejetaryen ve veganlık kolay bir şey değil, bilgili olman veya çok bilgili biri tarafından kontrol edilmen gerekiyor. Mesela yumurta yemek birçok kişide hasarlara yol açabiliyor. Çünkü yumurtanın içinde lesitin diye bir madde var ve senin H Vitamini’n eksikse o yumurtayı tolere edemiyorsun, bunun için biyotin takviyesi alman gerekiyor. Böyle ince detaylar var…

Veganlığın da sürdürülebilir olmadığını söylüyor doktorlar…
Aynen, bir yerden sonra bir şekilde sistemi çökertiyor deniliyor. İlle vegan olacağım diyenler dışarıdan takviye almak zorunda kalıyor. Bu takviyeler de başka bir şeyi baskılayabiliyor veya zarar verebiliyor. İşte bu yüzden sürekli araştırıyorum ve farklı doktorlara danışıyorum. Gittiğim detoks eğitimlerinde öğrendiğim bir şey var. Dilimizden bile çok sinir atıyoruz ve o dilin üzerindeki beyaz şeylerin temizlenmesi gerekiyor. Vücut bir şeyi dışarı atıyor, sen onu temizleyip dışarı atmadığın zaman o tekrar sisteme geri giriyor. Bu temizliği iki senedir yapıyorum, çok rahat ettim. Detoksa başlamadan önce kendime bu kadar ağır bir detoksu kaldırabilecek durumda mıyım değil miyim diye soruyorum. Çünkü biliyorum ki detoks sonrasında hasta olabilirim. Vücudunu tanıdığın zaman her şey daha kolay hale geliyor. Mesela elimizde kaç kemik var? Elimizde 27 tane kemik var ve bunu kimse bilmiyor; bu bana çok garip geliyor. Önce kişi kendini tanımalı…

Sağlıklı beslenme arayışı sizi kendi markanızı kurmaya mı götürdü?
Her şeyi araştırmam zorlu bir süreçti. Bütün yemeklerde un var, her şeyde süt, peynir var. Glütensiz, yumurtasız, sütsüz bir beslenme alışkanlığı mümkün mü arayışının sonucunda Boz Ayı markasını kurdum. İlk amacım sağlıklı beslenmeyle ilgili bir şeyler yapmaktı ve bence çikolata iyi bir çıkış noktası oldu. Tabii çikolata hiç kolay bir konu değilmiş. Sayısız denemeler, tarifler yapıldı ve istediğim noktaya geldi. Yapmak istediğim çok daha fazla şey var ama biraz bekliyorum. Çikolatalar üzerinde de oynuyorum, mesela aromatik yağları kullanmak istiyorum çünkü iyileştirici güçleri var.

Aromatik yağları hayatımıza nasıl adapte edebiliriz?
Susam yağı, çok iyi bir güneş koruyucu. Kimyasal güneş kremlerine biraz karşıyım; bunların yerine susam, kakao, çörek otu veya Hindistan cevizi yağları kullanılabilir. Çörek otu zaten mucizevi bir şey. Ölüyü bile diriltir diyeceğim kadar geniş spektrumlu bir yağ. Sabahları ılık suya limon ve çörek otu yağı konulup içilebilir. Gelelim kantaron yağına: Bir yerin mi kesildi? Kantaron yağı! Yanık mı var? Kantaron yağı! Biberiye yağı çok yüksek oranda antioksidan içeriyor. Eğer bir problemin varsa ve ne yapacağını bilemiyorsan lavanta yağı kullanabilirsin. Lavanta yağının da çörekotu gibi her yere oturan bir tarafı var. Ancak yağların kalitesi çok önemli. Birtakım ucuz fiyata satılan yağların içerisine aslında çok fazla kalitesiz yağ karıştırıyorlar ve bu durum faydadan çok zarar getirebiliyor.

Nasıl ayırt edeceğiz kaliteli yağları?
Hep araştırmak, üreticiyi bilmek gerekiyor. Slovenya’da tatile gitmişken, “Bilmem ne yağı yapan bir kadın var” dediklerinde yolumu değiştirip iki saat uzaktaki yere gitmişliğim var. Ve gidip kadınla konuşunca aslında yağlarının iyi olmadığını fark ettim. Birkaç şey sordum ve beklediğim cevabı alamadım. Soğuk sıkım olması ilk bilinmesi gereken şeyler arasında. İçerisine başka yağ karışıp karışmadığından daha detayına inersek dolunayda toplanıp toplanmadığına kadar uzayabiliyor.

Dolunayın ne etkisi var?
Hasat ediliş şeklinin ürünün kalitesine direkt etkisi bulunuyor. Bazı bitkiler dolunayda toplandığında etkisi 10 kat artıyor.

Daha önce bahsetmiştiniz söyleşiler yapıyorum diye, sizi dinlemek isteyenler nereden ulaşabilir?
Yakında bir YouTube kanalı açacağım, o zaman çok daha fazla kişiye ulaşabileceğim. Normalde bir televizyon kanalına gidip ben yağların kökünü, sapını anlatıyorum desen hadi canım görüşürüz diye arkandan su dökerler. İnternet büyük bir özgürlük, onu iyi bir şekilde kullanabilirsin. Ben bir de bu konuları eğlenceli, komik anlatmak istiyorum. Bir yandan Metin Hara’nın İnsana Güven merkezinde söyleşilerim devam edecek. Onun dışında da kitap yazmak istiyorum.

Kitap da yine ilgi alanlarınızı mı içerecek?
Evet, sağlıklı beslenme olduğu kadar sağlıksız beslenme de olacak. Diyelim patates kızartması yediniz kola içtiniz, peki sonrasında ne yapabilirsiniz? Ben normalde çok pisboğaz bir insanım ama sonrasında bu durumu kompanse etmeyi çok iyi biliyorum. Dengeyi ve huzuru bulunca, miden de sen de rahat edersin.

Kösem Sultan dizisine katıldınız, çok sayıda oyuncuyla bir arada çalışmak nasıl bir his?
Zaten genelde Türkiye’ye damgasını vurmuş dizilere bir şekilde bir yerinden giriyorum; Arka Sokaklar olsun, Leyla ile Mecnun olsun. Şimdi Kösem Sultan’ı da ekledim. Kostümler, dekorlar bir oyuncu için harika şeyler. Büyülü bir dünyası var, o açıdan çok hoş. Genelde dizilere bakıldığında çok fazla erkek egemenli, ataerkil hikayeler var. Oysa ki bunda kadın ön planda ve kadınların etrafında dönüyor hikaye. O yüzden enteresan bir karışım ve istediğim bir roldü.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here