Nilsu Berfin Aktaş: “Koronavirüs benden çok önemli bir şey aldı!”

0
nilsu-berfin-aktas--koronavirus-benden-cok-onemli-bir-sey-aldı

Genç oyuncu Nilsu Berfin Aktaş, bir bakmışsınız muzip gülümsemesiyle çocuksu tarafını gösterirken; bir bakmışsınız fotomodelleri kıskandıracak pozlar veriyor. Uzun soluklu dizisinin ardından ilk başrol deneyimini de yaşayan Aktaş ile evliliğini, koronavirüsün ondan aldığı tat ve kokuları, hayata bakışının nasıl değiştiğini konuştuk…

Formsante Arşivinden

Röportaj: Deran Çetinsaraç
Fotoğraf: Murat Sargın
Styling: Tülin Demir
Makyaj: Hamiyet Akpınar
Saç: Akın Ünal
Saç asistanı: Görkem Gürer
Makyaj asistanı: Gizem Ergin

Henüz 23 yaşında olmasına rağmen oyunculuk hayallerini kısa zamanda gerçekleştiren Nilsu Berfin Aktaş, sırrının işini çok sevmesi olduğunu düşünüyor. Gülmeyi sevdiği kadar güldürmeyi de seven Aktaş’ın en büyük düşkünlüğü ailesiymiş. Kısa süre önce Ankara’da yaşayan erkek arkadaşıyla hayatını birleştiren genç oyuncu, mutluluğunu tarif edecek kelime bulamıyor.

“Kuzey Yıldızı: İlk Aşk” hem uzun soluklu hem de izleyici tarafından sevilen bir iş oldu. İlk başrolün de Benim Hayatım’dı. Kariyerin hayallerinle örtüşüyor mu?
Aslına bakarsanız bu kadarını hayal bile edemezdim, işimi çok seviyorum ve çok severek yapıyorum. Hayal ettiğim birçok şeyi çok şükür tahmin ettiğimden daha kısa sürede yaşadım. Üstelik hayal ettiğimden daha büyüğü gerçekleşti; bunun için minnet dolu, gururlu ve mutluyum. Beni sevip destekleyip elimden tutan herkese çok teşekkür ederim.

Adın neden kenafir oldu?
“Kuzey Yıldızı: İlk Aşk”ta oynadığım ortanca çocuk rolü olan Gökçe aslında pek bir özelliği olmayan karakterdi. Ersoy hocam da bana bu karakteri anlatırken “Enerjik, deli dolu ol ve gerisini sana bırakıyorum, boşlukları sen doldur” dedi ve ben Gökçe’de her şeyi denedim. İyi, komik, duygusal kız oldum, hatta anneme düşkün olup Yıldız’a düşman olduğum zamanlarda Gökçe’ye kötü karakter diyenler bile oldu. Kenafir olmamın sebebinin ise Gökçe’yle bir ilgisi yok aslında. Oyuncu arkadaşlarım ile otururken farkında olmadan gözlerimi kısıp uzaklara dalmışım. Bana “Neden sinsi sinsi bakıyorsun? Kenafir gözlerinle kafanda ne planlar yapıyorsun?” dediler, ben de “Şuradaki yazıyı okumaya çalışıyorum, ben miyopum arkadaşlar” dedim. Ama tabii ki o günden sonra adım kenafir kaldı ve Gökçe’ye de kenafir demeye başladılar. Ben memnunum bu durumdan.

Ordu’da çekimler sırasında başınıza gelen komik bir set anını paylaşabilir misin?
Komik bir setti ve bir sürü komik olay yaşadık. Şu an aklıma gelen yaylada bir gece saat dört, hava çok soğuk ve paydos sonrası kostüm karavanının önüne geldik. Birkaç oyuncu arkadaşım içeridekilerin çıkmasını kapıda bekliyor, ben de beklemeye başladım. 10 dakika oldu, derken 20 dakika geçti; kimse de konuşmuyor, herkes uykusuz. Hava da çok soğuk ve o kadar algımız kapanmış ki kimse sorgulamıyor neden bu kadar beklediğimizi. Ben de dedim ki “Düşünsenize içeride kimse yokmuş ve boşuna bekliyormuşuz” ve sonra kapıyı açtık gerçekten kimse yokmuş ve boşuna beklemişiz… O an daha komikti tabii…

Kısa zamanda büyük bir ilerleme kaydetmişsin, bir yandan da büyük bir tanınırlık; seni korkuttuğu veya endişelendirdiği zamanlar oluyor mu?
Oluyor tabii ki, olmaz mı? Çok göz önünde olduğumuz için bazı şeylerden çekiniyorum. Örneğin göz önünde olmayan bir insanın söylediği ya da yaptığı şeyler normal karşılanabiliyor ama göz önünde olan bir insanın söylediklerine yaptıklarına çok dikkat etmesi gerekiyor. Hemen ters tepki alabiliyoruz.

Set hayatından artakalan vakitlerinde neler yapmaktan hoşlanırsın?
Genelde uyuyorum çünkü sadece uyumaya vaktim oluyor. Fırsatını bulunca bol bol dinleniyorum ya da en fazla arkadaşlarım ile bir kahve içmeye gidiyorum. Aslında bu durumdan şikayetçi değilim. Dolu dolu çalışmaktan memnunum.

Yakın zamanda seni izleyeceğimiz projeler olacak mı? Bu dönemde senin kariyerin için yapmayı veya katılmayı düşündüğün işler, eğitimler var mı?
Birçok senaryo okudum ve çoğunu sevdim. Herkes güzel bir şey yapmak için uğraşıyor, ben de öyle. Şu an bekliyorum, okuyorum, menajerimle görüşüyoruz. İlerleyen zamanlarda çok güzel şeyler olacağına dair inancım tam. O güne dek kendimi dolduracağım; dil eğitimleri, yeni yerler keşfetmek, yeni kültürler öğrenmek gibi.

İstanbul-Ankara hattı senin için ne anlam ifade ediyor?
İstanbul-Ankara hattı… Mutluluğa giden yol diyorum ben çünkü gidişi de dönüşü de mutluluğa açılan bir kapı. Bir ucunda işim, diğer ucunda eşim var.

Yakın zamanda erkek arkadaşınla hayatını birleştirdiğini okumuştuk zaten; neler hissediyorsun?
Zaten birlikte yaşıyorduk. Bir gün uyanıp “Neden evlenmiyoruz ki?” dedik ve o hafta evlendik. Bir anda oldu; aslında ani kararlar almam ama bu konuda içimden öyle geldi. Nasıl anlatsam ki, tarifsiz bir duygu… Mutluyum, iyiyim, heyecanlıyım.

Biraz da Nilsu’yu tanımak adına; nasıl bir insandır Nilsu? Hayatta en değer verdiğin şeyler nedir? Sakin bir mizacın var mı?
Nilsu genel anlamda çok eğlenceli ve komiktir. Her şeyi hep çok yüksek yaşarım; üzüntüyü de, mutluluğu da, öfkeyi de. Hep heyecan dorukta olur benim için ama bu aralar üstümde bir sakinlik var. Sessizim ve huzurlu hissediyorum. Müzik, benim oyunculuktan sonra en sevdiğim şey; şarkı söylemekten de dinlemekten de çok hoşlanırım. Bu hayatta en değer verdiğim şey ailemdir, onlarsız yaşayamam.

Seni en çok ne kızdırır?
Beni en çok yalan kızdırır; neden beni aptal yerine koyuyorsun ki ya da ne gerek var yalan söylemeye? Dürüstçe söyle işte derdin neyse; sebebi ne olursa olsun söyle bana dürüst ol lütfen. Bakın düşüncesi bile beni çok sinirlendirdi.

Seni en çok ne güldürür?
Bunu hiç düşünmemiştim ama kedi videolarına gülerim.

Tip olarak annene mi benzersin, babana mı? Huy olarak sence onlardan neler aldın?
Tip olarak bence anneme benziyorum ama beni ne anneme benzetirler ne de babama. Huy olarak halama benzerim, o da deli doludur. Huy olarak kardeşime benzemem. Annemin duygusallığını ve güçlü oluşunu almışım diyebilirim, babamın da mizah yeteneğini. Tabii bu konuda ne kadar yetenekliyim bilemem ama ben de kendi çapımda espriler yapıyorum.

“Bir eşyaya ne zaman ne kadar güzelmiş desem kırılır ya da kaybolur. Hatta bir arkadaşıma ‘Bacak boyun çok uzun ve çok güzel’ demiştim, kızın ertesi gün bacağı kırılmıştı…”

Nazara inanır mısın? Sana uğur getirdiğini düşündüğün bir objen var mı?
Nazara inanırım, bol bol dua ederim, kalbimi ve zihnimi temiz tutmak için her şeyi yaparım. Etrafımdaki insanların yaptıklarıyla pek ilgilenmem, başarıları için onlar adına sevinebilirim. Ama bazı insanlar böyle değil tabii ki… Geceleri uyuyamadığımda veya üstümde bir yük varmış gibi hissettiğimde nazar değdiğini düşünüyorum; ben de istemsiz nazar değdirdiğimi düşünüyorum. Küçük şeyler ama bir gün set arkadaşlarımızdan birine montun çok güzelmiş demiştim; birkaç saat sonra mont arka koltukta alev almıştı, neden bilmiyoruz. Bir eşyaya ne zaman ne kadar güzelmiş desem kırılır ya da kaybolur. Hatta trajikomik bir şey söyleyeyim, bir arkadaşıma “Bacak boyun çok uzun ve çok güzel” demiştim, kızın ertesi gün bacağı kırılmıştı… Bazıları gözün renkli olduğu için nazarın değiyor der, ne kadar doğru bilemem tabii ki! Uğur getirdiğine inandığım bir objem yok. Pozitif düşünürsem, pozitif olacağına inanırım.

Hiç daha önce terapiye gittin mi? Gitmek ister miydin?
Evet gittim, bence iyi geliyor. İster istemez bazen yoğun stres altında oluyorum. Hassas olduğum bir andaysam terapi bana iyi geliyor, ruhumun arındığını hissediyorum. Bence gidilmeli, başka bir pencereden bakman için yardımcı oluyor. Çift terapilerine de gidilmeli diye düşünüyorum.

Podcast dinler misin? Var mı son dönemde favorilerin?
Podcast dinlemedim daha önce ama sanırım bu röportajdan sonra hatta birazdan açıp biraz dinleyeceğim.

Sence bir kadının kendisine yapacağı en büyük yatırım nedir?
Bir kadının veya bir erkeğin diye ayıramam ama bir insanın kendine yapacağı en büyük yatırım, sevdikleriyle ve ailesiyle dolu dolu zaman geçirmek olur. Birçok konuda bilgi sahibi olmak da önemli. Ne kadar çok bilgi o kadar iyi. Bol bol gezin, okuyun keşfedin, öğrenin, denemekten korkmayın.

Yaşadığımız pandemide pek çok kişide “farkındalık” arttı. Senin hayatta neye karşı farkındalığın arttı?
Aslında kendime hiç dikkat etmiyormuşum, hiç hastalanmayacak gibi yaşıyormuşum. Ben de koronavirüs atlattım fakat benden çok önemli bir şey aldı. Kokuları ve tatları eskisinden farklı alıyorum. Birçok şeyin tadı değişti. Çikolata sevmiyorum artık, tadı çok kötü geliyor, parfümler çok ağır kokuyor. Sanki update oldu ve bana geri yüklendi gibi… Her şeyin tadını ve kokusunu ekstra alıyorum. İnanın bu hiç iyi bir şey değil. Yemek seçmezken, seçmeye başladım, yiyemiyorum her şeyi. Bir de tabii ki aile ile bol bol vakit geçiriyorum. Artık sevdiklerimi daha sık görüyorum, bazı zamanlar göremesem bile arıyorum en azından.

“Yolda beni görüp ‘Aaaa sen zayıfmışsın, ekranda daha kilolusun’ diyenlere ‘Ekran 5 kilo koyuyor yaaaa’ diyordum. Onlara da burdan gerçeği söyleyeyim; evet ekran 5 kilo koyuyor ama o kadar da değil yani…”

Evlere kapandığımız dönemi sen nasıl geçirdin? En çok kimleri özledin?
Evlere kapandığımız dönemde ben çalışıyordum, çok kapanmadım aslında. Tüm tedbirleri alarak işime devam ettim ama tabii ki birçok insan gibi ben de kaptım hastalığı.

Karamsarlığa sık kapılır mısın? Enerjini neler veya kimler artırır?
Elimden geldiğince karamsar olmamaya çalışırım. Değilim de zaten. Bence, pozitif düşünelim pozitif olalım, her şey pozitif olsun. Enerjim düşerse hemen müzik açar dinlerim, dans ederim. Mis gibi enerji…

İstanbul’u bana üç yerle anlat dersem, bunlar nereler olur?
Galata, Kızkulesi, Topkapı Sarayı. İstanbul üç yer ile anlatılır mı hiç? Hani derler ya “Sen harika bir detay değilsin, tüm harika şeyler senin detayın.” İşte tam böyle. İstanbul benim için eğlencenin, sakinliğin, huzurun, tarihin ve daha sayamadığım birçok şeyin merkezi. İstanbul, çok özel benim için; en sevdiğim şehir.

Kilo almaya müsait bir yapın yok gibi; yediklerine dikkat eder misin? Hiç rejim yaptın mı?
Az önce de söylediğim gibi yemek seçen biri oldum artık tat ve koku durumundan dolayı ama eskiden hiç seçmezdim. Her şeyi yerdim, işte bu yüzden Ordu’da 49 kilodan 60 kiloya kadar çıktım. Boyum da çok uzun olmadığı için küçük bir damacana gibi geziyordum yaylalarda. Sonra diyetisyene gittim, kilo verdim. O gün bugündür dikkat ediyorum. Yolda beni görüp “Aaaa sen zayıfmışsın, ekranda daha kilolusun” diyenlere “Ekran 5 kilo koyuyor yaaaa” diyordum. Onlara da burdan gerçeği söyleyeyim evet ekran 5 kilo koyuyor ama o kadar da değil yani. Neyse ki zayıfladım, 52 oldum.

Kendinde beğenmediğin taraflar var mı?
Evet var, sinirleniyorum ve sinirlendiğimde hemen gözlerim doluyor. Ya kızım bir dur, sinirlenmişsin, karşındakini sorgula “Neden bunu yaptın?” diye, niye hemen ağlıyorsun? Boğazım düğüm düğüm oluyor, konuşamıyorum sonra. Bir de, her şeyi çok yüksek yaşıyorum, az önce de söyledim. Daha sakin olmalıyım, fevrilik yapmamalıyım, biraz sabırlı olmalıyım.

Cilt ve saç bakımı için neler yaparsın?
Cildimi mutlaka ama mutlaka temizlerim. Bakın bunu herkese söylüyorum, uyuyakalmışım veya unutmuşum gibi bahaneler yok. Mutlaka yatmadan önce cildinizi iyice temizleyin, çok yararını göreceksiniz. Yaz-kış güneş kremi ve nemlendirici sürün, cildin nem dengesini ve dışardan gelen ışınlardan korumak çok önemli. Saçlarıma ayda iki kez bakım yaptırırım, sette saçlarımız çok çabuk yıpranıyor. Sürekli maşa, fön, yoğun ürünler, gece gündüz kuruyor kırılıyor. Bu yüzden saçıma da bol bol bakım yaptırır ve temiz tutarım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here