O bir şampiyon!

Siz, İlhan Erşahin’i saksafon ustası diye tanırken, bir squash şampiyonu olduğunu, ayrıca müzik dışındaki hayatından dailginç kesitleri bu yazıda okuyabilirsiniz…

Dağınık, dalgın, rahat, sevimli ve saksafonuna aşık bir adam! Babası Türk, annesi İsveçli. 37 yaşında, bir dünya vatandaşı. New York'ta yaşıyor. Konser vermek için sık sık Türkiye'ye geliyor. Genelde Babylon'da çalıyor. Saksafon ustası İlhan Erşahin'le birlikteyiz bu ay. Çekim için de Babylon'da buluşuyoruz. Aynı anda piyasaya çıkan iki albümü, Wonderland- Harikalar Diyarı ve Love Trio için İstanbul'a geldi. Onunla ilgili öğrendiklerimiz: Organik beslenmeye çalışıyormuş, New York'ta bir cafesi ve plak şirketi varmış, kızı Tasmin 3 yaşındaymış, kendine hiç kıyafet almazmış, kız arkadaşı Brezilyalı ve dansçıymış, 14 kişilik bir dans grubu varmış, New York'taki hayatı bisiklet üzerinde geçiyormuş ve bir squash şampiyonuymuş! Eminim, bunların hiçbirini bilmiyordunuz! Bildiklerinize geçelim…
Saksafonu ve o, ayrılmaz bir bütün olmuş; sanki kolu, bacağı gibi bir organı! Röportaja geç kalmasının sebebi de oydu zaten. Havaalanında saksafonunu kırmış, apar topar bir 'saksafon doktoru' aramaya gitmişi. İstanbul'daki tek saksafon doktorunu bulmuş ve onun sağlığı için endişelenmişti! Ancak Akbank Caz Festivali kapsamında, Maslak Venue'de verdiği konseri dikkatle izledim; kusursuzdu.
Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Türkiye'de verdiği konserlerde; evrensel olduğu kadar bizden, eklektik olduğu kadar da rafine olan 'Harikalar Diyarı' adlı yepyeni projesini dinleyicileriyle buluşturmuştu. İlhan Erşahin'in bu projesi, Amerika'da sanatçının kendi plak şirketi olan NuBlu'dan ve eş zamanlı olarak da Doublemoon Records'tan çıkan albümde yer alarak ölümsüzleşti. Değişik bir İlhan Erşahin albümü istiyorsanız, Doublemoon'dan piyasaya çıkan Harikalar Diyarı'nı isteyin. Onunla yetinmez, lounge tarzıyla kafa dinlemek isterseniz Love Trio'yu tercih edin derim. Şimdi ben soruyorum, o, aksanlı Türkçesiyle anlatıyor!

Organik beslenme

New York gibi büyük bir şehirde yaşadığın zaman tabiattan uzaklaşıyorsun sanki. Onun için doğal beslenmeye çalışıyorum. Böyle bir trend başladı New York'ta 5 yıl önce. Her yerde organik besinler satan süpermarketler, restoranlar açıldı. Ben de hormonlu olmayan, Amerika'nın köylerinden gelen sebzeler yiyorum. Çok ilginç aslında tam Manhattan'ın içinde, bizim semtte pazar oluyor! Yemek malzemelerini oradan alıyorum.

Sebze suyu kürü

Bundan üç yıl önce başladım sebze suyu içmeye. Her yıl 15 gün sadece sebze-meyve suyu içerek besleniyorum. İlk 2 gün çok zor geçiyor, başım bile dönüyor. Ama üçüncü günden sonra alışıyorum ve birden enerjiyle dolduğumu hissediyorum. 15 gün sonunda ise sanki vücudum temizleniyor, bütün toksinlerden arınıyorum!

Nu Blu Cafe

Nu Blu, yeni mavi, yeni caz demek. İlk önce East Village'de cafe olarak açtım NuBlu'yu. Ama geç saatlere kadar müzik yapılınca geç açmaya başladık; artık lounge tarzında, club house gibi bir yer. Akustik ve elektroniğin karışımı bir müzik yapılıyor.

Mahnattan'da bir günü

Sabah, 11'de kalkıyorum. Kızım Tasmin'le oynuyorum, bazen parka gidiyoruz. 1 gibi evde oluyorum. Sonra cafe için siparişlerimi veriyorum. Ekmek, içecek, domates, peynir… Bisikleti alıp pazara gidiyorum. 4'te cafe'de çalışanlar geliyor. Her şey tamamsa, bisiklete atlayıp stüdyoya gidiyorum. 10-11'e kadar stüdyoda kalıyorum. Cafe'ye dönüyorum, bazen barmenlik yapıyorum bazen çalıyorum. Herkes gittikten sonra herşeyi toparlıyorum. Saat 5-6 gibi yatıyorum. Biraz az uyuyorum son zamanlarda. Çünkü cafe'de her şeyi kendim yapıyorum. Ama hayat güzel!

New York'ta yaşamak…

New York'u acayip seviyorsun, ama çok büyük bir şehir olduğu için zorlanıyorsun. Orada ne yaptığın çok önemli. 2 yıl önce kendi müziğimi yapmaya karar verdim ve stüdyoyu kurdum. Stüdyo sayesinde çevrem de çok genişledi. İsveç, çok fazla hayal gücüne imkan vermiyordu. New York farklı. Eğer müzik sözkonusuysa, New York'la hiçbir şehri karşılaştıramazsınız!

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here