Orta yaş krizleri nasıl atlatılır?

1273243145-0

1273243145-0Ergenlikte yaşanan ilk krizden sonra kadınların yaşadıkları önemli bir dönem krizi de orta yaş. Yani 30’lu yaşlar… Ancak bu, her kadında aynı şiddette ortaya çıkmıyor. Uzmanlar, bu dönemi hasarsız atlatmak için belli tavsiyelere kulak vermeniz gerektiğini söylüyor.

Herhalde etrafınızda, 30 yaşına basıp da yıllar 35’e dogru hızla akıp gittikçe paniklemeyen, hele hele de 35 sonrası 40’a yaklaştığını kabullenemeyen kadın yok gibidir.. Peki bu panikleme gerçekten normal mi? Ya da bu dönemi kabullenememe gerçek anlamda psikolojik bir kriz mi? Uzmanlar 30’lu yaşlarda yaşanan bu durumu basitçe ‘orta yaş krizi’ olarak adlandırıyor. Siz de bugüne kadar yaptıklarınızın sürekli bir muhasebesini yapıyor, geçmişle ilgili pişmanlıklar duyuyor, hep erteleyip de yapamadığınız şeyler için yaşınızın artık çok geç olduğunu düşünüyor ya da yeni girdiğiniz işte ortama ayak uydurmakta zorlanıyorsanız ‘orta yaş krizinde’olabilirsiniz.

Aslında durum bazıları için basit bir krizden çok daha öte olabiliyor. Uzmanlara göre bazı kadınlar için bu dönem ergenlikte yaşanan kriz gibi şiddetli geçerken, bazı kadınlar ise bu dönemi krizsiz ve çok mutlu bir şekilde atlatabiliyor. Hatta uzmanlar, ‘herkes mutlaka orta yaş krizi geçirecek diye bir kural yok’ diyor. Mutlu bir çocukluk geçirenlerin bu dönemi çok daha kolay atlattıklarını dahi söyleyenler var.
Kadınlarda yaşanan orta yaş kriziyle ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kerem Doksat, ‘Kadınların iki önemli yaş krizinden ilki ergenlik döneminde, hemen hemen onunla eşdeğer oranda yaşanan bir diğer yaş krizi ise 30 ile 45 yaş arasında yaşanıyor’ diyor. Orta yaş bunalımı 30’da başlayıp 45 yaşında bitiyor. Bu dönem de kendi içinde ikiye ayrılıyor. İşte 30’lu yaşlarda yaşanabilen krizler ve uzmanların önerileri…

35-45 YAŞ ARASI (ORTA YAŞ)
Orta yaş krizi 35’ten sonra şiddetlenerek artıyor. Bu evreyi asıl evre olarak da nitelendirebiliriz. Başlangıç döneminde daha çok, kaos hakimken bu dönem alınan kararların hayata aktarıldığı dönem olabiliyor. Örneğin kişi evliyse boşanabiliyor, sevgilisi varsa ayrılabiliyor ya da âşık olup yeniden evlenebiliyor. Patlamaların yaşandığı, kadınların kendilerini sürekli dışarıya atmak istedikleri, sosyalleşmeye çalıştıkları bir dönem. Öte yandan olası iş değiştirmelerde adaptasyon zorlaşıyor. Bu dönemde kadın, vücudunu daha çok incelemeye başlıyor. Burnunu ya da dudaklarını beğenmiyor, kilolarından sürekli şikâyet ediyor. Bu yüzden estetik operasyonlara başvurabiliyor. Hatta bazı kadınlar bunu abartarak hastalık haline getirebiliyor. Orta yaş krizi başladığında manik depresyon, anksiyete gibi sorunlar da görülebiliyor. 35-45 yaş arası en çok intiharların yaşandığı dönem. Bu dönemin sonunda menopoza giriliyor yani hormanlar da yavaş yavaş değişiklikler olmaya başlıyor. Hormonlardaki bu değişimler kadınlarda, erkeklere kıyasla iki kat daha fazla depresyona rastlanmasına neden oluyor. Kadının yavaş yavaş üreme yetisini yitirmeye başlaması da bunda önemli bir etken. Bilimsel araştırmalar, gelişmekte olan ülkelerde yaşanan yaş krizlerinin gelişmiş ülkelerde yaşananlardan daha şiddetli olduğunu gösteriyor.

KADINLARIN DİĞER KRİZ DÖNEMLERİ…
Evrimsel psikiyatri alanında Türkiye’nin önde gelen akademisyenlerinden olan Prof. Dr. Kerem Doksat, kadınların orta yaşa kadar geçirdikleri dönemleri ve krizleri şöyle sınıflıyor:
ANNE KARNI VE DOĞUM:
Çocuk sıfır bilgiyle doğmuyor. Bir takım genetik özelliklerle donatılmış olarak dünyaya geliyor. Zaten doğum başlı başına bir dönem olarak algılanmalı. Her ihtiyacın karşılandığı bir ortamdan bir sürü sorunla karşılaşabileceğiniz yeni bir dünyaya doğuyorsunuz. Hatta doğumu ‘ayrılma anksiyetesi’ olarak niteleyen bilim adamları dahi var. Doğumu hem anne hem de bebeği yeni hayatlarına hazırlayan bir travma olarak nitelemek daha doğru.

2-4 YAŞ ARASI:
Doğumdan sonraki iki yıl boyunca çok kayda değer bir kriz yaşanmıyor. 2-2,5 yaşından itibaren ilk ciddi kriz yaşanıyor ki, bu bebeğin ilk konuşmaya başladığı döneme denk geliyor. Çocuk ilk kez annesinden ayrılma, bireyselleşme krizi yaşayabiliyor. Bu, aynı zamanda bir çeşit otonomi kazanma, emirlere karşı gelme dönemi.

<4-5 YAŞ ARASI:
Bu döneme kadar, kız ya da erkek fark etmez, genelde herkeste aynı duygu durumları görülüyor. Ancak bu yaştan itibaren kız/erkek farkı başlıyor. Freud’un ‘ödipal dönem’ olarak nitelediği bir dönem bu. Bu çağlarda kız çocuğu babaya, erkek çocuğu anneye karşı çocuksu bir aşk yaşıyor. Hatta karşı cinsten çocukları itip kakıyor.

5-6 YAŞ ARASI:
Ödipal dönemin devam ettiği bu yaşlarda cinsiyet açısından bir yol ayrımına geliniyor. Bu evrede kızlar daha feminen erkeklerse maskülen özellikler kazanıyorlar. Aslında çocuk 2,5 yaşından sonra cinsiyetinin farkına varıyor ama bu dönemde daha fazla bilinçleniyor. 5-6 yaş arası aynı zamanda bir gizlilik dönemi. Bu döneme ‘pseudo-homoseksüel’ dönem de deniyor. Yani yalancı homoseksüellik dönemi. Çünkü çocuklar kendi cinsinden akranlarıyla cinsel oyunlar oynamaya başlayabiliyor.

6-11 YAŞ ARASI (BLUĞ ÖNCESİ DÖNEM):
6-11 yaş arasındaki çoçuklar, karşı cinsten akranlarıyla uzaktan uzağa romantik şeyler yaşayabiliyorlar. Bu dönem geçici homoseksüel oyunlar da oynanabiliyor. Öpüşüyor, hatta birbirlerine mastürbasyon bile yapabiliyorlar. Uzmanlar bunların kalıcı olmadıktan sonra sorun olmayacağını belirtiyor ve ebeveynlerin, bu tip durumlarda, çok katı cezalar vermelerinin ters tepkilere neden olabileceğini anlatıyorlar.

Evrimsel ve genetik açıdan kızlar erkeklere göre bir iki yıl daha önce bluğ çağına eriyorlar. Bu döneme bluğ öncesi dönem de deniyor. Bu dönem, kadınların 5’te 3’ünün yaşadığı adet öncesi süreç gibi sancılı geçiyor. Ergenlik öncesi genç kızlar öfkeli, çok sinirli ve kavgacı olabiliyorlar. Göğüsler büyümeye, vücut kıllanmaya başlıyor. İlk adet dönemiyle birlikte genellikle bu süreç bitiyor.

Haberimizin devamı 2007 Temmuz sayısında…

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here