• ✓ Doğruluğu kontrol edilmiş makale
Uzman Klinik Psikolog Seda Sönmez

Partneriniz sizi anlamıyor mu? Partnerinizin sizi daha iyi anlaması için tavsiyeler…

ne-olur-anla-beni-iliski

Anlaşılmak çok insani bir ihtiyaç fakat bazen ilişkimizde “anlaşılmadığımızı” düşünebiliriz. Gelin bu soruna dört koldan göz atalım.

Yazı: Irmak Yaşar

Elinizden ne geliyorsa yaptınız, anlaşılmak istediğiniz konuyu anlatmaya çalıştınız, izah ettiniz, örneklediniz, saatlerce konuştunuz, kızdınız, küstünüz, uzaklaştınız, karşınızdakinin çok üstüne gittiğinizi düşündünüz, pişman oldunuz, yine anlatmaya çalıştınız. Ama yine de anlaşılmadınız ve üstüne üstlük şimdi bir de acı çekiyorsunuz. Bir durun Allah aşkına, ne anlatıyorsunuz? Yanlış anlamayın, anlaşılmak için uğraşmayın demiyorum. Siz kendinizi anlayabiliyor musunuz, onu diyorum. Belki de en önemlisi ve en değerlisi bu. Anlaşılmak istemeden önce kendinizi bilseniz, anlasanız, karşınızdakilere durumu izah etmeye çalışmayacaksınız. Özellikle aşk ilişkilerinde anlaşılma konusu çok gündeme geliyor çünkü isteklerin ve ideallerin bir noktada kesişmesi için iki tarafın da adımlar atması gerekiyor. Bir de bu adımların dengede olması gerekiyor, ki ilişki dağılmasın. Zor iş ama imkansız değil diyoruz ve sorularımızı Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Seda Sönmez’e yöneltiyoruz.

İLİŞKİDE BİRBİRİNİ ANLAMAK NEDEN ÖNEMLİ? *

Günümüz dünyasında insanlar birlikte yaşıyor ama anlaşamıyorlar. Çünkü birbirlerini anlamak için herhangi bir çaba içine girmiyorlar. Günlük yaşam içerisindeki koşuşturma insanları geriyor, birbirini dinleyemez hale getiriyor. İnsanlar dünyaya, işe, güce, paraya, pula, istikbale odaklanıp birbirlerinden uzaklaşıyor. Gerçek mutluluğun anlaşmak ve yakınlaşmak olduğunu düşünemiyorlar. İnsanların büyük bir bölümü karşısındakini anlamaya çalışmadan kendini anlatmaya veya ilişkilerini kendi bildiğince yürütmeye çalışıyor. Oysa tek taraflı değil, anlayış içinde bir ilişki sürdürebilmek için tarafların birbirini anlaması gerekiyor. Karşıyı anlamaya çalışmadan yola çıktığınızda, ezbere yürüyorsunuz anlamına geliyor. İnsanlar arasında ortaya çıkan birçok sorun, bu ezbere yürüyüşten kaynaklanıyor. Karşı tarafın düşüncelerini ve niyetini anladığınız zaman birçok olay kendiliğinden çözülüyor. Gözünüzde büyüttüğünüz şeylerin büyütüldüğü kadar olmadığını, sorun gibi gördüğünüz şeylerin aslında sorun olmadığını anlar, sonuca çabuk ulaşırsınız.

KABUL ETMEK YA DA ALTTAN ALMAK BİR ANLAŞMA YÖNTEMİ Mİ? *

Bir konuda anlaştığımızı nasıl anlayabiliriz? Kabul etmek ya da alttan almak bir anlaşma yöntemi mi?

Çift ilişkisi iki kişilik bir ilişki, dolayısıyla ilişkimizde karşımızdaki kişiye karşı insani sorumluluklarımız bulunuyor. Bu sorumlulukları hep bir kişiden beklemek de çift ilişkisini reddetmek, o kişinin ihtiyaçlarını yok saymak demek. İlişkide yaşanan bir sorun ya da alınması gereken bir kararda, çiftler bireysel kimliklerini de gözeterek ilişkiye ait ortak bir kimlik oluşturabilmişse o ortak kimlik zaten hem yaşanan sorunun çözümünde, hem de alınması şart kararlarda gerekli rolü üstlenebiliyor. Böyle bir süreçte devreye giren ortak kimlik, kişilere ilişki içerisinde anlaşıldıklarını hissettiriyor. Bazı ilişkilerde çiftler ortak bir kimlik oluşturamamış olabiliyor. Bu tarz ilişkilerde anlaşma yolu olarak alttan almak ya da kabul etmek, çiftlerin birbirlerine karşılıklı olarak adil bir denge içerisinde, bireylerin kendi rızaları doğrultusunda gerçekleşiyor ise denge bozulmadığı ve çiftler vazgeçmediği sürece anlaşma yolu olarak kabul edilebiliyor. Ancak alttan almak ya da anlaşma olsun diye sürekli karşı tarafın isteklerini yerine getirmek, bireylerin kendilerini yok saymalarına, karşı taraftan da yok sayılmasına ve ilişki içerisinde bireylerin kendilerinin yok sayıldığını hissetmeleri zamanla ilişkinin bitmesine sebep oluyor.

İlişkide her dediğinin olması sağlıklı mı? Ya da tam tersi, her isteneni kabul etmek… Bunun dengesi nasıl kuruluyor?

İkili ilişkilerin, doğası gereği dayandığı duygusal bağ nedeniyle çiftlerin birbirini mutlu etme dinamiği üzerine kurulduğu düşünülüyor. Böyle olunca da çiftlerin birbirini mutlu etme çabaları, ilişkinin en önemli uğraşı ve gayreti olmaya başlıyor.Haliyle ilişkinin dengesi de kaçınılmaz olarak bozulabiliyor. Zira bu bir yerden sonra kendilerini birbirine sevdirme aracı olma riskini taşımaya başlıyor. Sonrasında da bunun üzerinden beklenti ve doyum hatta doyumsuzluk aracı olma durumlarının yaşanması pek olası. Elbette ki ilişkinin doğal akışı içinde bu tür insani paylaşımlarda bulunmak ilişkilerin tuzu biberi. Ve bu tür tatlı sürprizlerin çiftleri birbirine daha çok yakınlaştıran bir işlevi olabiliyor. Ancak bu konudaki amaç; ölçüt ve denge makul olanın sınırlarından uzaklaşıp ağırlık kazanmaya başlarsa, ilişki içinde ve ilişki içindeki bireylerde odak kayması, beklenti aşırılığı ve doyumsuzluk hissi oluşmasına yol açabiliyor. Daha ötesi, bu “her dediğinin olması” hali, taraflardan birinin diğerinin üzerinde psikolojik tahakküm oluşturma duygusunu egemen kılmaya başlayabiliyor. Zaten ilişkilerde her durum ve şartta mutlaka kaçınılması gereken bir durum. İlişkiler, genel itibarıyla denge hissi üzerinden kurulması ve yürütülmesi gereken bir yapıda oluyor. Bu denge, özünde karşı tarafı daha fazla mutlu etme niyetini taşısa da sağlıklı bir ilişki açısından korunması gereken noktayı oluşturuyor. Aksi takdirde, taşıdığı amaç iyi niyetli ve naif olsa da süreklilik arz etmesi durumunda ilişkileri dinamitleyebilecek sonuçlar üretebiliyor. Aynı şekilde ilişki içinde her istenenin kabul edilmesi, ilişki içinde edilgen, pasif bir role sahip olmak, yine yukarıda sözü edilen ilişkilerin dinamik dengesi açısından yerleşecek olumsuz algı ve yargılar sonunda ilişkideki korunması gereken ağırlık ve etkinliğin zayıflaması sonucuna varabileceği gibi hem öz saygı hem de ilişki içindeki saygınlığı tartışmalı hale getirebilecek sonuçlar da doğurabiliyor.

PARTNERİMİZİN BİZİ ANLAMADIĞINI DÜŞÜNÜYORSAK NE YAPABİLİRİZ? *

Sevdiğimiz insanın bizi gerçekten anlamadığını, tüm iletişim yöntemlerini uyguladığımız halde partnerimizin bizi anlamadığını düşünüyorsak ne yapabiliriz?

İletişim, bir ilişkinin temel taşı. İletişim olmadan içten, dolu dolu bir sevgi yaşamak neredeyse imkansız ve oldukça zor. İlişkinizde sınırları belirlemek, sevginizi doğru bir şekilde aktarabilmek, sorunlarınızı paylaşabilmek, ihtiyaçlarınızı dile getirebilmek ve hatta arzu ettiğiniz sağlıklı bir seks hayatı için iletişime ihtiyaç duyarsınız. O yüzden, eğer rahatlıkla konuşamadığınız biriyle birlikteyseniz bu duruma bir çözüm bulmalı ve karşılıklı olarak iletişiminizi güçlendirmek için ne yapabileceğinizi konuşmalısınız. İlişkilerde sorunlar karşısında her durumda yapıcı ve çözüm odaklı yaklaşmak sanırım bu sorunların çözümü açısından yapılacak ilk şey ve atılacak ilk adım. Çünkü ilişki dediğimiz şey, insanların kendilerini karşı tarafa açtıkları, açtıkça daha mutlu olabileceklerine inandıkları, bunun için emek ve zaman harcadıkları bir süreç… Dolayısıyla bu her iki taraf için de zorlu ve değerli bir uğraş. Bu yüzden bile olsa en azından bunun için oluşan sorunlara karşı, empati kurarak yapıcı bir şekilde yaklaşmak ilişki içinde olan insanların birbirlerine karşı en temel ortak sorumlulukları. İşlerin en kızıştığı, en gerilimli olduğu anlarda bile bir adım geriye çekilip, nefeslenerek, çiftlerin birbirine karşı empati gösterip, birbirlerini anlamadıkları noktaları en net ve yalın haliyle, samimiyetle aktarabilmeleri önemli. Bu iletişim için neler yaptıkları, nerede takıldıkları ve neleri bekledikleri noktasında beklenti ile taleplerini samimiyetle ifade etmek, karşı taraf için işleri daha da kolaylaştıracak birer araç haline getirilebiliyor.

İLİŞKİDE HANGİ KONULARDA TAMAMEN ANLAŞMAK GEREKLİ? *

İlişkide hangi konularda tamamen anlaşmak gerekli? Hangi konular tartışmaya açık değil?

Sanırım, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi ikili ilişkilerde de en temelde oluşması gereken mutabakat; bireylerin birbirine duymak zorunda oldukları saygı, özen ve kişisel sınırların korunması ile bunların aşılmaması gerektiği. Gerek duygusal anlamda, gerekse iç içe yaşanılan hayatlarda, birbirine geçen yaşamlarda bu sınırların ne kadar korunabileceği elbette zor gelebiliyor. Ancak zaten ilişkileri sağlıklı bir zeminde, sürekli şekilde yürütebilmek bütün bu dengelerin korunmasıyla mümkün. Bireylerin birbirine duymak zorunda oldukları saygı ve kişisel alanların korunması, ilişkilerde çiftlerin ilişki içinde savrulmamalarını sağlayacak çıpa işlevi görüyor. İlişkiler içinde dönem dönem yoğunlukları artan ve eksilen çeşitli çalkantılar yaşanabiliyor. Ancak her birinden en az hasarla çıkabilmek, kişilerin birbirine duydukları koşulsuz saygı ve buna bağlı olarak kırılmayan öz saygı ile mümkün. Bir yerden sonra her şey gelir geçer. Sonrasında devam etme gücü ancak bireylerin hem kendilerine duyduğu öz saygı, hem de karşısındakine duyduğu saygıyla mümkün. Çünkü ilişkide önce bireyler kendilerine ve birbirlerine saygı duymak zorunda. Tartışmaya açık olmayan konularsa, madde madde yazılabilecek ya da söylenebilecek şeyler değil çünkü bunlar çok kişisel. Örneğin, bazı insanlar için cimrilik asla açıklanabilecek bir durum olmayabiliyor ama başka bir kişiye göre bu madde, cimrilik değil de aldatma sayılıyor, bir başkası için de başka bir konu tartışma bile gerektirmeyebiliyor. Süregiden ilişki içinde çiftler birbirlerini tanıdıkça karşısındakinin kişilik özelliklerine bağlı sınırlarını daha iyi anlıyor ve kafalarında daha net bir çerçeveye oturtuyor. Hangi konularda daha hassas olmaları gerektiğini, hangi durumların daha özel, anlamlı ve müdahale edilmemesi gerektiğini zamanla fark ediyorlar. Bireylerin kişilik özellikleri, yaşam tarzı, hayata bakışları gibi alanlarda ufak tefek kırmızı çizgileri olabiliyor.

Sürekli anlaşılmadığımızı düşündüğümüz bir ilişki bize nasıl zararlar veriyor?

İnsanların girdikleri ilişkinin türü ne olursa olsun en temel motivasyonu, anlaşılma ihtiyacı ve karşılığını bulma arayışı. Bunların gerçekleşmesi durumunda da yine girdikleri ilişkinin biçimine bağlı olarak, başarılı olma duygusu, tatmin olma hissi ve mutluluk peşi sıra yaşanacak durumlar. Bu da beraberinde elinde, hayatında tuttuğu, sahip olduğu ilişkiye daha çok sarılma, başarma ve tatmin olma duygusunu artırma ihtiyacıyla, daha fazla emek harcayarak, ilişkiyi zenginleştirecek yeni açılımları getiriyor. Bunun tersi yani taraflardan biri ya da her ikisi birden ilişki içindeki partnerinin kendisini anlamadığını düşündüğü bir noktada, yukarıda sıraladığımız durumların tam tersinin bu defa olumsuz bir şekilde gerçekleşmesi kaçınılmaz oluyor. Yani kişilerdeki anlaşılamadığı hissi ve karşılığını bulamama düşüncesi, ilişkide bir mesafe ile kopukluk durumu yaratabiliyor. Tek tek ya da birlikte mutlu olamama hissi ilişkiye egemen oluyor, ne yapılırsa yapılsın bunun değişmeyeceği düşüncesi gelişiyor. Buna bağlı olarak, artık karşı taraf açısından ilişkinin bütünü hatta bir yerden sonra kendisi için de bu durumu değiştirecek herhangi bir davranış gösterilmesinden kaçınılmaya başlanıyor. Bu durumun değişmez bir biçimde sürekli hale gelmesi artık kişilerde mutluluk ya da tatmin arayışının ilişki dışına kayması gibi bir riski de beraberinde getiriyor. Önce karşı taraf için değersizlik düşüncesi, devamında da bu düşüncenin kişinin kendisine sirayet etmesi sonucu, kişinin kendisini değersiz bulma duygusuna geçme halleri mümkün.

İSTEKLERİMİZİN OLMADIĞI İLİŞKİYE DEVAM ETMELİ MİYİZ? *

İsteklerimizin olmadığını, beklentilerimizin karşılanmadığını ve anlaşılmadığımızı düşündüğümüzde ilişkiye devam etmeli miyiz?

Burada göz ardı etmememiz gereken birkaç önemli unsur var. Bunlardan ilki; öncelikle isteklerimizin ve beklentilerimizin, içinde bulunulan ilişki için ne kadar gerçekçi ve yerinde olduğuna bakmak… Öbür türlü birbirini tutmayan, birbirinden bağımsız ve ilgisiz beklentilerin karşılık bulmaması zaten mümkün değilken, bunun gerçekleşmemesi yüzünden ilişki içinde anlaşılmadığının düşünülmesi doğal olarak yanlış bir sonuç çıkartmak oluyor. Bir diğer unsur da beklentilerimizin karşımızdaki kişinin profiline uygunluğu. Evet, biz sözel olarak duymayı bekliyoruz ama partnerimizin bunu ifade etme şekli başka olabiliyor. Yani bunu sözel olarak dile getirmek, onun profiline uygun olmasa da o bunu karşısındaki hizmet ederek, her konuda destek olarak ifade ediyor. Ya da bir başkası için sevdiğini gösterme şekli, korumak ve kollamak iken başka biri için hediye almak olabiliyor. O yüzden beklentimiz temelde sevildiğimizi duymak ya da hissetmekse, bunu partnerimizden başka şekillerde de karşılayabileceğimizi biliyor olmamız gerekiyor. Tabii ki bunun için de temelde karşımızdakini iyi tanıyor ve anlıyor olabilmeliyiz.

DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE NE YAPMALIYIZ? HANGİ YÖNTEMLERİ DENEMELİYİZ?

Günlük hayatımızda ya da ikili ilişkilerde iletişimin önemini her geçen gün daha fazla hissettiğimiz şu dönemde, hayatımızın neredeyse yarısının sanal ortamlarda geçtiğini, iletişim şekli olarak da bilgisayar veya telefonun yoğunlukla kullanıldığını düşünürsek, anlaşılmak ve karşımızdakini anlamak, aşılması daha zor bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Öncelikle anlaşılmak istiyorsak, bunun için karşımızdakini doğru anlayıp anlamadığımızı sorgulamamız gerekiyor. Doğru anlamaktan kastım da sadece ağzından çıkan kelimeleri değil, genel olarak karşımızdaki kişiyi tanıyıp anlamış mıyız, buna bakmak önem taşıyor. Çünkü eğer bu aşamayı geçememişseniz, karşınızdakiyle ortak ya da onunla anlaşabileceğiniz bir dil bulmak çok zor hale geliyor. Ortak bir dil kullanamıyorsanız, anlaşılmanız da çok zor oluyor. Eğer anlaşılmama problemini sık yaşıyorsak, bu noktada zaman zaman kendimize de bakmamız gerekiyor. Acaba kendimizi doğru ifade edebiliyor muyuz? Peki doğru ifade edebilmek neleri içerir derseniz; öncelikle kendini tanımak derim çünkü kendimizi gerçek anlamda tanımadan, karşımızdakine anlatabilmemiz oldukça zor. Bu yüzden önce doğru ve karşımızdakinin de anlayabileceği şekilde kendimizi tanımalı, ki burada da beden dili, göz kontağı, hitap şekli gibi faktörler devreye girer, uygun ifadeler kullanarak ortak bir dilde ifade edebiliyor olmalıyız.

İLİŞKİDE YANLIŞ ANLAŞILMAYA YA DA ANLAŞILMAMAYA MARUZ KALMAMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

Öncelikle çiftlerin birbirine karşı açık ve net olmaları çok önemli. Aradaki ilişkinin dayandığı duygusallık, doğası gereği “gözün başka bir şey görmemesi” haliyle beraber, birçok yanlış anlaşılmaya ya da anlaşılmamaya zaten kendiliğinden zemin oluşturuyor. Çiftlerin birbirlerine duydukları duygunun yoğunluğundan hareketle, söyleneni ya da yapılanı ilk olarak bu çerçeveden görmesi bu durumun en temel nedeni. Bunun neden olduğu hassasiyet, beklenti ve öncelik farkı bazen işleri bu anlamda karıştırabiliyor. Oysa tüm bunlardan sıyrılabilmek bir yerde çok kolay. O da belirttiğimiz temel prensipleri (yani çiftlerin birbirlerine karşı kendilerini açık ve net şekilde ifade etmeyi, buna güvenmeyi), her zaman hatırlayıp ilişkilerinde bunu egemen kılmayı başarmak ve bu yanlış anlaşılma ya da anlaşılmamayı geride bırakmalarını sağlıyor. İlişki içinde bireylerin kendilerini net, dolaysız ve rahat bir şekilde ifade etme güveni, çiftleri birbirine daha çok yaklaştıracağı gibi aralarındaki bağı daha da kuvvetlendiriyor. Kişinin kendisini net bir şekilde ifade edebilmesi, kuşkusuz partnerine duyduğu güvenle direkt ilgili. Karşısındaki partnerin onu her ne olursa olsun, kendisini tam anlamasa bile, her koşulda anlamaya çalışacağına duyduğu inanç ve güven, öncelikle ilişkide tesis edilmesi gereken en önemli zemin.

İLGİLİ İÇERİKLER

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here