Ana Sayfa Gezi Rize alışkanlık yapıyor

Rize alışkanlık yapıyor

Yeşili, çayı, yaylası, balı, bebeği, çiçeği, şifalı suyu, havası en önemlisi de insanıyla, dikkat, Rize alışkanlık yapıyor

Yeşilin kaç tonu var?

Karadeniz'in bu güzel kenti ve civarı için 'yeşil' kelimesini kullanmak yeterli gelmiyor. Karadeniz'in lacivert sularının bitiminde hemen başlayan ormanlar size, baktığınız her yerde, nefis fotoğraf kareleri sunuyor.

Çayeli'nden öteye…

Rize'de yapacak çok şey, gezip görülecek çok yer var. Ayder Yaylası, Uzungöl, Fırtına Vadisi ve Fırtına Deresi, Kavron Yaylası, Trabzon'daki Sümela Manastırı… Üstelik bunların hepsi şehir merkezine sadece 1 saatlik mesafede. Rize'de yapacak çok şey, gezip görülecek çok yer var. Ayder Yaylası, Uzungöl, Fırtına Vadisi ve Fırtına Deresi, Kavron Yaylası, Trabzon'daki Sümela Manastırı… Üstelik bunların hepsi şehir merkezine sadece 1 saatlik mesafede. Bizim istikametimiz, Fırtına Vadisi ve Kaçkar Milli Parkı içindeki Ayder Yaylası.
Ayder Yaylası'na ulaşmak için Rize'den çıkıp Artvin istikametine doğru devam ediyorsunuz, Çayeli'ni geçiyor, Ardeşen'e ulaşıyor ve Fırtına Vadisi boyunca yukarı çıkmaya başlıyorsunuz. Milli park statüsündeki Fırtına Vadisi dünyanın korunma öncelikli 200 ekolojik bölgesinden birisi. Bölgeye girince bunun nedenini anlamak hiç de zor değil. Derin bir yarın ortasında akan, cam göbeği renkli bir dere, bin bir çeşit ağaç ve rengarenk çiçeklerden oluşan manzara Ayder'e giden yolda bazen kemerli taş bir köprü, bazen aniden karşınıza çıkan bir şelale sizi şaşırtıyor ve gözünüzü bir an bile bu güzel manzaradan alamıyorsunuz. Bence en güzeli de sis. Zaman zaman bulutların üzerine çıkıyor, sisin içinde kalıyor ve bu büyülü manzaranın tam içinde olmanın keyfine doyamıyorsunuz. Yol sakin, hemen hemen kimseler yok. Örneğin biz, yol boyunca, arabalarını horon tepmek için kenara çeken bir ailenin dışında pek kimseye rastlamadık!Ayder yolundaki tek kasaba Çamlıhemşin. Çamlıhemşin'de kadınların yöresel kıyafetinin güzelliği dikkat çekiyor. Buradaki kadınlar başlarını rengarenk ve pullu eşarplarla bağlıyorlar. Bu eşarplar aynı zamanda hediyelik eşya olarak satıldığı için almak mümkün.

Havası, kaplıcaları ve balıyla şifa yaylası

Ayder'de bulunmak bile kendinizi iyi hissetmenizi sağlayabilir. Doğayla bütünleşmiş yayla evlerine yeni yapılmış çam bungalovlar, oteller ve pansiyonlar eşlik ediyor. Bir de kamp yapmak için burada olanların çadırları… 1358 metre rakımlı Ayder'de yapılaşma belli kurallara tabi, örneğin yapılacak binalar mutlaka ahşap olmalı, beton bina yapmak yasak.. Yayla bölgenin diğer kesimlerine göre kalabalık. Ağırlıklı olarak turistler var, dünyanın her yerinden insana rastlayabiliyorsunuz. Tabii, en başta da, ellerinde fotoğraf makineleriyle Japonlara.
Ayder'i şifa yaylası olarak tanımlamamıza neden olabilecek birkaç tane özelliği var. Bunlardan ilki havası, ikincisi balı üçüncüsü ve belki en önemlisi de kaplıcası. Ayder Yaylası'nın havasının astım hastalığına iyi geldiği söyleniyor. Kaplıca olarak ise büyük bir tesis var ve gün boyu ziyaretçi akınına uğruyor.
Kaplıcayla ilgili ayrıntılı bilgiyi Ayder Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yazıcı'dan alıyoruz. Mehmet Yazıcı, 260 metre derinlikten çıkan, 50 derecelik kaplıca sularının başta romatizma, kireçlenme olmak üzere pek çok hastalığa iyi geldiğini belirtiyor. Kaplıca sularından fayda görmek için havuza girmek, özel banyo almak ya da içmek mümkün.
Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Güler yaptığı açıklamada, kaplıca sularının romatizmal eklem hastalıkları,sinir, sindirim, dolaşım sistemi hastalıklarıyla idrar yolları ve üreme organı hastalıklarına iyi geldiğini belirtiyor. Kaplıca suları ayrıca, egzama ve sedef, ergenlik sivilceleri gibi cilt hastalıklarının tedavisinde de kullanılıyor. Tabii ki, kaplıcaya girmeyi sakıncalı kılacak durumlar da var. Örneğin kanamalı rahatsızlıklar, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıkları başta geliyor. Bu nedenle kaplıcaya girmeden önce mutlaka uzman bir doktora danışmak şart. Zaten Ayder Kaplıcaları'nda görev yapan bir uzman doktor da bulabilirsiniz. Uzmanlar ayrıca kaplıcada günde ikiden fazla banyo alınmaması gerektiğini hatırlatıyor ve 4 banyodan sonra kendisini halsizlikle belli eden ve Kaplıca Krizi olarak tanımlanan bir rahatsızlığın bazı kişilerde görülmesinin normal olduğunu belirtiyorlar. Unutmadan, kaplıcalarda havuza giriş ücreti 4 milyon TL. Özel banyonun ise 1 saati 15 milyon TL.

Orman gülünden bal

Ayder Yaylası'nda, tüm turistik yörelerde olduğu gibi, turistik eşya satan küçüklü büyüklü dükkan ve tezgahlar dikkat çekiyor. Bir de bal satanlar. Bal satıcıları bunu 'ilaç balı' ya da 'şifalı bal' olarak sunuyorlar. Bal satanlara ballarının özelliğinin ne olduğunu soruyoruz. Ayder balının en önemli özelliği tamamen doğal olması. Normalde, 'fenni kovan' olarak tanımlanan, bildiğimiz kovanlardaki balı elde etmek için oraya balmumu konuyor ve arılar yerleştiriliyor. Oysa Ayder balını elde etmek için yöre halkı, içinde hiçbir şey olmayan ve bira fıçısına benzeyen tahta kovanları, iplerle yüksek çam ağaçlarının tepesine çekiyor ve orada bırakıyorlar. Kafkas orman güllerinden polen alan arılar da işte, burada tamamen doğal ortamlarında meşhur Ayder balını yapıyorlar. Balı, ilk bakışta diğer ballardan ayıran özelliği rengi. Klasik bal renginden daha açık üstelik de berrak değil mum gibi bulanık bir rengi var. Bu balın balmumu, ağızda hemen eriyecek kadar yumuşak. Yöre halkı ayder balını başta mide rahatsızlıkları olmak üzere pek çok rahatsızlığa karşı tüketiyor.
Pastanın üzerinde görüyorduk ama
Ayder'e gelenlerin pek çoğu trekking yapmak için geliyor. Tam 20 farklı türde çiçekle kaplı Alpin çayırlar doğal bir bahçe gibi. Ayder'den yukarı devam ederek, Kavron yaylasına ve Türkiye'nin en yüksekte bulanan gölü ( 3370 metre ) Deniz Gölü'ne ulaşmak mümkün. Deniz Gölü, çevresindeki 5 buzul ve krater gölüyle beraber, göller bölgesinde bulunuyor ve gerçekten görülmeye değer. Biz de patika yolu boyunca tırmanıyor, buz gibi şelale sularından içiyor ve mor renkli gelinciklerden topluyoruz. Sonra dikkatimizi bir şeyler toplayan anne-kız çekiyor. Yaklaşıp ne topladıklarını soruyoruz; "frambuaz" diyor anne, sonra da ekliyor; "Biz pastanın üzerinde görürdük, meğer bizim memleket doluymuş". Gerçekten de her taraf frambuaz dolu, tadıysa enfes.

Bulutların üzerinde

Yola devam ettikçe etrafı sis sarıyor ve aşağıda kalan bulutlar görülüyor. Yukarı Kavron Yaylası'ndan, Kaçkar Dağları'nı seyredebilirsiniz. Manzara harika. Özellikle de güneşin batması. Ancak, güneşin batmasıyla hava hissedilir biçimde soğuyor, hafif hafif yağmur çiseliyor. Kendimizi yöresel yemekler yapan bir restorana, şöminenin başına atıyoruz. Karadeniz'de yöresel yemek denince akla ilk gelenler, kara lahana sarması, peynir ve mısır unuyla yapılan mıhlama ve fasulye kavurması. Bir de kesinlikle harika bir tatlı olan Laz Böreği. Adı sizi kesinlikle yanıltmasın, bu enfes bir süt tatlısı. Aslında sütten değil kaymaktan yapılıyormuş. Koyu bir muhallebinin üzerinde ince bir tabaka hamur konup fırınlanmış ve üzerine de şerbet dökülmüş. Gerçekten çok lezzetli. Yemeği, tabii ki, Rize çayıyla tamamlıyoruz. Artık otelimize dönmeye hazırız.

Rize'ye gitmişken…
* Rize, çayıyla bir de beziyle meşhur. Tezgahlarda ham pamuktan Rize bezleri dokunuyor, bunlardan satın alabilirsiniz.
*Trekking, kamp ve rafting gibi sporlara meraklıysanız burası tam merkezi. Fırtına Deresi rafting yapmak için çok uygun ve tercih edilen bir yer.
* Civarda ziyaret edilecek sayısız tarihi yer var. Trabzon’daki Sümela Manastırı, Fırtına Vadisi’nde bir ortaçağ kalesi olan Zil Kale ve yine Fırtına Deresi üzerindeki Taş Köprü bunlardan sadece birkaçı.
*Mısır, frambuaz bir de kivi yemeyi unutmayın. Artık Karadeniz’de bol bol kivi yetiştiriliyor. Kivi Yetiştiricileri Birliği bile var, gördüm.
*Yöresel giysiler giydirilmiş bebekler hediyelik
eşya olarak son derece iyi bir seçim.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here