Sır kitap: İlahi Nizam ve Kainat

13112013 pozitif1

Bu kitap 54 sene önce yazıldığında ne zaman yayınlanacağı bilinmiyordu! Bedri Ruhselman’ın kaleminden çıkan ve yayınlandığı günden beri çok satanlar listesinde yer dolduran “İlahi Nizam ve Kainat’ kitabının esrarı ve Ruhselman hakkında merak edilen her şeyi özel röportaj ve araştırmalarımızla derledik.

İlahi Nizam ve Kainat” kitabını elime aldığımda beni bambaşka bir enerjinin içine çekti; kuşatılmıştım. Bu hal daha önce yaşadığım deneyimlerden farklı olmasına rağmen, asla rahatsız edici değildi, huzurlu, mutlu bir çocukluk hali yaşıyordum. Sanki okuyucunun isteğine, iradesine bırakılmıştı; “Sen neyi ne kadar almak istiyorsan o kadarını al” diyordu kitap. Korteksiniz yani gündelik zihniniz şaşırsa da zaman zaman, yüksek bilinciniz layığını bulmuş edasıyla koltuğuna bir güzel yerleşiyordu gülümseyerek.

Satışa çıktığı ilk gün koşarak almaya gittim. Varlığını Bedri Ruhselman’dan günümüze dek -kadrolar ve isimler değişse de- sürdüren MTİA Derneği ve BilYay Vakfı insanlığa sunulan eser için bir “tanıtım etkinliği” düzenlemişti. O günün Hürriyet Gazetesi’ne verilen bir ilanla kitabın insanlığa sunuluş vaktinin geldiği duyurulmuştu. BilYay Vakfı’nın Başkanı Cemal Gürsoy yaptığı konuşmada kitaba dair bazı ipuçları vermiş ve bekleyenlerin heyecanını daha da artırmıştı. Konuşmacı ve davetlilerin duyguları yükseliyordu ve nihayet tanışma anı gelmişti. Spiritüel camiada 54 yıldır merakla beklenen “İlahi Nizam ve Kainat” artık kendini insanlığa açmıştı.

Rastgele sayfalardan ilgi çeken bölümler okunuyordu önce. Kolaydı okunması, çok kolaydı. İnanması da kolaydı. Zihin kuşku hamlelerini atıyordu: “Nasıl inanırsın? Nasıl sorgulamazsın? Nereden biliyorsun bu okuduklarının doğru olduğunu?” Beyhude çırpınışlardı bunlar. İster yüksek benlik deyin, ister öz benlik -ki kitap ‘varlık’ diyor buna- çoktan koltuğuna yerleşmiş keyif kahvesini yudumluyordu. Okuduğunuz bir bilgi ‘oluş’unuzun yüksek zincirlerine bir halka atıyor ve sizi doğrudan oraya bağlıyordu. Kitap önünüzde açık kalmış halde dururken, siz kim bilir hangi enginlere açılıyordunuz. İşte böyle bir şey “İlahi Nizam ve Kainat”.

Bazen de okunmuyordu. Varlığınıza işleniyordu. Lezzetli bir sofranın zengin çeşitlerinden tatmak gibiydi. “Hiç bir detayı kaçırmak istemiyorum”, dedirterek kitap sırasıyla, baştan sona okunmaya karar verdiriyordu. Tanımlar çok fazlaydı ilk bölümlerde, yeni kavramlarla tanıştırıyordu. İlk defa gördüğünüz birini tanımaya çalışır gibi bakıyordunuz kavramlara; neyi, nasıl tarif etmiş, bu tanım nereye kadarını içeriyor, nereye dokunmayıp da dışarıda bırakıyordu, ölçüsü neydi? Zihin zorlanıyordu, deposundaki eski dosyalarla tarifleri kendi biçimlerine dökmek istiyordu. Zihin neden ısrar ediyordu, kendi sözcükleriyle anlatmaya? Bırakılıyordu kitap. Ara verildiğinde; rüyalarınızda, konuştuğunuz insanlarda, izlediğiniz herhangi bir şeyde, okuduğunuz bir sözde, dinlediğiniz hikayede karşılaştığınız benzetmeler ve mizansen ile zihin de anlıyordu. Dedik ya, bir kere zincirin yükseklerine bağlandı halkalar, diye. Siz anlamak istedikçe, her surette anlatılıyordu. Kolaydı anlaşılması, çok kolay. Uyanış çağına geçilmişti artık!

 

Önce kemanını sonra doktor önlüğünü bıraktı

Yeğeni anlatıyor: “Bedri Dayım tıp fakültesini bitirdikten sonra uzun yıllar hekim olarak Anadolu’da ve yurt dışında görev yaptı. İmkansız şartlarda vazgeçmeden hastalarına bakmaya devam etti. Hayatlar kurtardı. Ege Bölgesi’nde görev yaptığında, bir gün hekim olan bir arkadaşı ona yıllardır baktığı bir hastasını göndereceğini söylemiş. Muayene etmiş dayım, uzun yıllar tedavi edilecek bir hastalığı yokmuş. Basit bir müdahale yeterliymiş. Bedri Dayım hekim arkadaşına durumu anlatmış. Söylendiğine göre arkadaşı ona: ‘Biliyorum ciddi bir hastalığı olmadığını ama adam çok varlıklı. Sorunun çözülemez olduğunu söyleyip tekrar bana yolla. Böylece çok para kazanırız’ demiş. Dayım prensiplerine sadık biriydi. ‘Eğer hekimlik böyle bir iş ise ben hekimlik yapmam’ deyip işi bırakmış. Rahmetli annemden duymuştum bunu.

Ailemizde müziğe karşı bir yetenek vardır. Bir kısmı müzisyen, bir kısmı doktor, bir kısmı da asker olan bir aileden geliyoruz. Bedri Dayım’ın yeteneği apayrıydı, dönemin en iyi öğretmenlerinden dersler aldı. Yurt dışındaki eğitimi burslu olarak yapmıştı. En iyi keman virtüözleri arasında parmakla gösteriliyordu. TBMM’nin yaptığı İstiklal Marşı beste yarışmasına katılması için bizzat meclisten davet aldığını biliyorum. Bir gün bir kutlama tertip edilmişti ve dayımın da orada keman çalması istendi. Sahnenin önünde balon kovalayıp, koşuşan çocuklar vardı. Aileleri öylece bakıyordu. Sanata yapılan bu saygısızlık üzerine kemanını bıraktı ve bir daha da çalmadı.”

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here