Sporcular da kaçamak yapar!

Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımı Kaptanı Damir Kaan Mrsic, Fenerbahçeli voleybolcu Çiğdem Can Rasna, Galatasaray Futbol Takımı Kaptanı Ümit Karan ve genç tenisçi Pemra Özgen…Hepsi çelikten kaslara, herkesin gıpta ettiği sağlıklı, sıkı bir vücuda sahip. Hızlılar, çevikler, dayanıklılar. Karşılaşma boyunca kazanmak için koşuyorlar, zıplıyorlar, vuruyorlar. İşlerini bedenleriyle yapıyorlar ve ona tabii ki çok iyi bakıyorlar. Uykuları, beslenmeleri tam bir düzen içinde. Spor onlar için bir yaşam biçimi. Ama birer robot gibi yaşadıklarını, arada “küçük” kaçamaklar yapmadıklarını sanmayın. Onların da hepimiz gibi küçük zaafları var. Kimisi baklavaya dayanamıyor, kimisi çikolataya… Hepsi kendi alanında birer yıldız olan bu ünlü sporculara teybimizi uzattık bu ay… Profesyonel bir sporcu olarak nasıl beslendiklerini, nasıl yaşadıklarını, maçlar ve ağır antrenmanlarla geçen hayatlarını nasıl düzenlediklerini, kazandıklarında ve kaybettiklerinde neler yaşadıklarını sorduk. Ve birde beslenme kaçamaklarını…

Aytaç ÖZKARDAŞ – aozkardas@doganburda.com Fotoğraflar- Ahmet GÜL, Kürşat ERGAN

Fenerbahçe Basketbol Takımı Kaptanı Damir Kaan Mrsic: 'Baklavaya taraftar alıştırdı'

Fenerbahçe Basketbol Takımı Kaptanı Damir Mrsic, Türkiye basketbol liginin en yaşlı oyuncusu. 38 yaşında olmasına rağmen hâlâ potada fırtına gibi esiyor. Başarısını ise beslenme ve dinlenmesine çok dikkat etmesine bağlıyor. Ancak baklavaya dayanamıyor!

Profesyonel bir sporcu olarak nasıl besleniyorsunuz?

Aldığım gıdalara çok dikkat ediyorum, çok sağlıklı besleniyorum. Asitli bir şey içmiyorum. Yağlı ve şekerli yiyeceklerden uzak duruyorum. Biz profesyonel sporcular için beslenme çok önemli. Tempomuz çok ağır, bu nedenle beslenme ve dinlenmene dikkat etmezsen zaten iyi bir performans gösteremezsin. 38 yaşına geldim. Eğer bunlara gereken önemi vermeseydim bu yaşa kadar basketbol oynayamazdım.

Ama baklavaya dayanamıyormuşsunuz…

Evet kaçamak olarak bir tek o var. O da şöyle; yemek sonrasında ya da bir yerde oturup baklava yemem. Antrenmanlarda taraftarlar bir tepsi taze baklavayla geliyor. İdmandan sonra zaten büyük enerji harcamış oluyorum ve dayanamıyorum ona. Taraftar getire getire alıştırdı beni baklavaya! Zaten idmanda büyük bir enerji harcamışsın, çok da bir zararı olmuyor, galiba vücut istiyor.
Sizin gibi 38 yaşına kadar oynayan çok az basketbolcu var herhalde değil mi?
30 – 35 yaşında bırakıyorlar genelde. 40 yaşında da oyuncu var ama çok nadir. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz, gücünüz yerinde mi? Bunlar önemli. Bir de sakatlıklar… Geçirilen sakatlıklar belli bir yaşa geldikten sonra etkiliyor sizi. Ben o konuda çok şanslıydım, hiçbir sakatlık geçirmedim.
Başka takım taraftarları da sizi çok seviyor, en çok da kızlar…

Nedir bunun sırrı?

Allah'a şükür! Kızlar da olsun maçlarda, hep erkek olmasın. Son zamanlarda çok erkek geliyor maçlara zaten. Taraftarın sevgisi benim de ilgimi çekti ve sevindirdi. Sadece Fenerbahçe taraftarı değil, Beşiktaş ve Galatasaray taraftarları da ilgi ve sevgi gösteriyor. Bilemiyorum, belki sempatik buluyorlar, belki güler yüzlü buluyorlar… Bir de işe saygı duyuyorum ve galiba sporsever de bunu anlıyor.

Fenerbahçe'nin 100. yılında şampiyonluk kupasını aldınız. Klasik bir soru olacak ama, nasıl bir duyguydu?

Çok güzeldi… Türkiye çok büyük bir ülke sonuçta. Çok büyük bir taraftar potansiyeli var. Fenerbahçe gibi büyük bir camiada şampiyonluk havası yaşamak gerçekten farklı bir olay. 100. yılda olması daha da özel yaptı şampiyonluğu. O büyük kutlamayı yaşadığım için mutluyum.

Bir tekneniz varmış. O da mı spor amaçlı?

Hayır, keyif için. Her gün spor yapıyoruz zaten. Teknemde tatil yapıyorum!

Basketbolcu olmasaydınız ne olurdunuz?

Ben kesin sporcu olurdum. Çünkü çok hiperaktif bir çocuktum. Annem – babam inanılmaz rahatsız olmaya başlamıştı. Evde biraz huzur olsun diye beni spora yazdırdılar.
Basketbola değil de futbola verselerdi, futbolcu olurdum. O enerjiyle makine mühendisi ya da doktor olamazsın. Yerinde duramıyorsun çünkü. O enerji bende hâlâ var, bak 38 yaşımdayım hâlâ idmandan en son ben çıkarım, kendim gider ekstra idman yaparım. Baklavadan mı bilemiyorum artık… Ancak babam üniversitede hocaydı. Onun vizyonunda okul, üniversite ve normal bir iş hayatı var. Beni spora yolladı ama bu kadar yönelmemi istemedi. Ama ben sporu çok sevdim, idmana giderken çok zevk alıyordum. Spora yoğun bir ilgi başlayınca babam yasakladı. Çünkü çok riskli bir hayat. Sakatlanırsın ve her şey bitebilir. Okulu da bitirmedin, kimse sana yardım edemez ki… Bazen gizli gizli gidiyordum idmana. Annem çantamı gizlice verirdi.

Haberin devamı 2008 Aralık sayımızda..

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here