Utangaçlık duvarın arkasındaki hayatlar

ocak-2012-psikoloji-2-resim-1

Çocukluklarından beri başkalarının gözlerini sürekli üzerinde hisseden, her an hata yapacaklarından endişe duyan sosyal fobikler, hayatı adeta sürekli bir sahne korkusu hissederek yaşıyorlar.

Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Psikiyatrist Prof. Dr. Peykan Gökalp, sosyal anksiyete bozukluğunun (sosyal fobi) ilerleyişini şöyle anlatıyor: “Genellikle çocukluk çağında başlayan çekingenlik ve davranışsal tutukluk, ergenlik çağında özellikle karşı cinsle tanışma ve arkadaşlık sürdürmede zorlanma, topluluk karşısına çıkıp konuşma ya da bir gösteri yapmaktan korkma olarak ortaya çıkıyor. Hep başkalarının karşısında hata yapmaktan ve küçük düşmekten korkup, itiraz etmekten, çarşıda pazarlık yapmaktan, arızalı bir malı iade etmekten, yetkili biriyle konuşmaktan çekiniyorlar. Girdikleri bir ortamda oradakilerin kendisinden üstün olup olmadıklarını tartıyorlar. Adeta hep sahnede bir gösteri yapıyorlar ve sanki repliklerini unutup rezil olmaktan korkuyorlar yani hayatın içinde hep bir sahne korkusu yaşıyorlar.”

İzole yaşam başlıyor
Mükemmel olmak zorunda hissetmenin de sosyal fobide çok sık görülen bir özellik olduğunu belirten Prof. Dr. Gökalp, “Kendinde hiçbir hataya izin vermemek yani sıfır tolerans kişiyi çok zorluyor. Başkalarının gözünü üstünde hissediyor, hep izlendiğini düşünüyor. Birçok kişide bu psikolojik belirtilerin yanında terleme, titreme, yüz kızarması, ağız kuruması, nefes darlığı gibi fiziksel kaygı belirtileri de ortaya çıkıyor. Zamanla bunları yaşamamak için kaçınmalar başlıyor” diyor. Ancak yalancı bir rahatlama dengesi oluşturan bu kaçınmalar bireyin iş, okul ve sosyal hayatını olumsuz etkiliyor, hak ettiğinden daha alt düzeyde işlere razı olmasına neden oluyor.

Bu kişiler eğitimlerini sürdüremiyor, izole bir yaşam sürüyor ve fiziksel kaygı belirtilerini yatıştırmak için alkol ve yatıştırıcı ilaçlar kullanıp bunlara karşı bağımlı bile olabiliyor. Sosyal fobiyle birlikte depresyonun da görüldüğünü belirten Prof. Dr. Gökalp, “Bu durumda toplum içinde yaşanan hata yapma, küçük düşme kaygılarına ek olarak; karamsarlık, isteksizlik, genelde zevk aldığı şeylerden zevk alamama yaşanıyor. Bu durumda yeti kaybı daha da belirgin hale geliyor” diyor.

Neden ben?
“Sosyal fobik kişilerle konuşulduğunda bu durumun genellikle kendilerini bildiklerinden beri var olduğunu söylerler. Çocukken tanımadıkları ortamlara girmekte ve orada kendi başlarına hareket etmekte zorlandıklarını, annelerine yapıştıklarını, ortama alışmalarının uzun sürdüğünü anlatırlar” diyen Prof. Dr. Gökalp sözlerini şöyle sürdürüyor: “Buna davranışsal tutukluk deniyor. Bu özelliğin kalıtımsal bir yönü de var. Ailede gizli ya da açık bir sosyal fobik ya da başka bir anksiyete (kaygı) bozukluğu olan biri bulunuyor. Bu durumda çocuğun kaygılı aile bireyinin utangaçlık ile yoğun kaygılı yaşantı ve davranışlarını gözleyerek öğrenme sonucunda sosyal fobi geliştirmeleri söz konusu olabiliyor. Bunun dışında sosyal korkuları olanların tutumları ve ifadeleri de toplumsal ortamların tehlikeli ve riskli olduğunu çocuğa gösterebiliyor, sosyal anksiyete bozukluğuna yatkınlık yaratabiliyor. Doğrudan koşullama ile çocuğun karşılaştığı başkalarının yanında küçük düşürülme, utanç yaratan disiplin uygulamaları gibi travmatik sosyal olaylarda yaşadığı nahoş hisler ve kendine güven kaybı yaygın sosyal fobiye yol açarken, sosyal fobisi olan kişilerin yarıdan fazlasının geçmişinde bu tür travmatik deneyimler bulunuyor.” Devamı diğer sayfada

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here