Vücut kendi kendine savaş açınca!

Bağışıklık sistemimiz bizi mikroplardan, virüslerden koruyor. Peki bu sistemde bir “arıza” çıkıp, bağışıklık sistemi kendi vücut hücrelerimize saldırdığında ne oluyor? Çağımızın teşhisi ve tedavisi en zor hastalıklarından biri olan ‘lupus’a yakalanmış iki genç kadın, bu ender hastağa karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor…

Aytaç Özkardaş aozkardas@doganburda.com – FOTOĞRAFLAR: OZAN KUTSAL

İki genç kadın; gazeteci Beril Ekşioğlu Sarılar ve Kurumsal Operasyon Uzmanı Yeliz Karagöz Aydın… İş hayatlarında başarılılar, ikisi de yoğun bir tempoda çalışıyor, ikisi de oldukça eğitimli. Ancak onların hikayesinde ortak bir yan daha var; her ikisi de "Sistemik Lupus Eritematozus" yani lupus hastası…
Evet, ikisinin hikayesi de hastalıkları kadar ilginç. Ama bu hikayeleri anlatmadan önce kısaca lupus ile ilgili biraz bilgi verelim: Lupus, Latincede "kurt" anlamına geliyor… Eklemleri, kasları ve vücudun diğer organların etkileyen "kronik otoimmun" bir hastalık olan lupus, aynı zamanda ciltte bir kurdun yüzündekine benzer kızarıklıklar oluşturuyor. Bu nedenle de bu hastalığa lupus ismi verilmiş. Peki, kurt kızıllığının ötesinde nedir bu lupus? "Vücudumuzun bağışıklık sisteminin görevi, vücudumuzu antijen diye adlandırdığımız organizmamız için yabancı cisimlere ve mikroplara karşı korumak ve savunmaktır. Bağışıklık sistemi bunu antikor diye adlandırdığımız bazı vücut proteinleri üreterek yapar. Nadiren, bağışıklık sistemimiz bu fonksiyonunu yeterince yapamaz ve yabancı organizmalar ile kendimize ait hücreleri ayırma yeteneğini kaybeder. Bu durumda, yalnışlıkla mikroplar yerine kendi vücut hücrelerimize karşı saldırıya geçer." Konunun uzmanlarından Prof. Dr. Şule Yavuz böyle açıklıyor lupusun işleyiş mekanizmasını… Hastalık hemen her yaş ve cinsiyette görülse de çoğunlukla 20-40 yaş arasındaki kadınları vuruyor. Tıpkı haberimizde hikayelerini anlatacağımız Beril Sarılar ve Yeliz Karagöz Aydın gibi…

Beril Ekşioğlu Sarılar – (42) / Gazeteci
"Şapkasız çıkmam!"

Gazeteci Beril Ekşioğlu Sarılar (42) birçok haber programının ekibinde yer almış, aslında birçoğumuzun sesine televizyondan aşina olduğu bir isim. Evli ve bir çocuk annesi. Hastalıkla 36 yaşındayken tanışmış. Oldukça zorlu bir teşhis sürecinden geçmiş. Şu anda aldığı ilaçlarla hastalığı baskı altında tutabiliyor ve gündelik hayatını sürdürüyor. Sarılar, hastalığın kendini ilk olarak nasıl gösterdiğini, nasıl teşhis konulduğunu şöyle anlatıyor:
"36 yaşında doğum yaptım. Doğumun ardından bende şiddetli bir şekilde saç dökülmesi başladı. Ablam doktordur. 'Hormonal değişimlerdir, hiç kafana takma' diyordu.
Ancak bunun aylar boyunca sürdüğünü görünce şüphelenmeye başladım. Şikayetlerim, kafamda saç kalmayıp dipleri görünmeye başlayıncaya kadar arttı. Buna bir de eklem ağrıları eklendi. El ve ayak parmaklarımda ve bileklerimde dehşet derecede ağrılar başladı. Bu iki problemden yola çıkarak tarama yaptırmaya başladık…"

Haberin devamı 2009 Ocak sayımızda…

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here