Ana Sayfa Yaşam Yaşamımız kimin kontrolünde?

Yaşamımız kimin kontrolünde?

Bazı kaynaklara göre insan yaşamında genetik geçiş önemli rol oynuyor. Epigenetik bilimi ise küçük bir oranı ifade eden bu genellemenin aksini söyleyerek, kadim öğretiler sayesinde insanın kendi yaşamı hakkında söz sahibi olabileceğini belirtiyor.

Yazı: Ayşegül Uyanık Örnekal

Şimdiye dek bize öğretilen bilgilere göre genetik mirasımız, yaşamımızın nasıl şekilleneceğini gösteren en önemli göstergeydi. Oysa epigenetik bilimi bunun aksini iddia ederek, kaderimizi baştan yazabileceğimizi söylüyor. Dolayısıyla kaderimizin ipleri bizim elimize geçiyor. Ama nasıl? Bu konuda alınabilecek önlemleri “Genleriniz Kaderiniz Değildir” adlı son kitabında okurlarıyla paylaşan Bütünsel Sağlık ve Ayurveda Uzmanı Ebru Şinik ile görüştük. Kitaptan merak ettiğimiz konulara cevaplar aldık.

Çok iddialı bir isimle çıktı kitabınız. Ki bu cümleyi ilk duyduğunuzda, siz de aynı şaşkınlığı yaşadığınızı söylüyorsunuz. Genlerimiz kaderimiz değilse, nedir? Bu yapı nasıl değiştirilebilir?
Genlerimiz sadece yatkınlıklarımızı belirliyor, kaderimizi değil. Genetik olarak atalarımızdan devraldığımız olumlu-olumsuz bilgilerin açığa çıkması ise bizim yaşam tarzımızla doğrudan bağlantılı. Bunu bize epigenetik bilimi uzun zaman önce ispatladı. Genlerin ne zaman, nerede ve ne kadar çalışacağını belirleyen bu mekanizmaya, bir diğer deyişle DNA’nın yapısında veya diziliminde herhangi bir değişiklik olmaksızın DNA’da kodlu olan genetik bilginin açığa çıkmasında meydana gelen değişikliklere “genler üstü genetik” anlamına gelen “epigenetik” adı veriliyor. Genin işleyişini kontrol eden ve düzenleyen oluşumlar olan epigenomlar, bilim insanları tarafından genlerin üstünde olarak tanımlanıyor. Epigenomlar, gene nasıl davranması gerektiğini söyleyerek, gen kalitesini aşağı veya yukarı çekerek tüm genetik aktiviteyi kontrol ediyor. Epigenetik araştırma sonuçları, özetle şunu söylüyor: Hastalıkların yüzde 5’lik bölümü genlerle ilişkilendirilirken, yüzde 95’lik kısmı da epigenetik aracılığıyla kontrol ediliyor. Bunu, yapılan binlerce klinik araştırmadan birini örnek vererek anlatmam gerekirse… Zeitgeist 2011 versiyonunda yayınlanan bir araştırmada, meme kanseri olan 100 kadından sadece yedi tanesinin kanser geni taşıdığı, diğer 93 kadının bu geni taşımadığı halde meme kanseri olduğu tespit edilmiş. Bu da dış etkenlerin, çoğu zaman genetik etkenlerden çok daha etkin bir şekilde hayatımıza dokunduğunu gösteriyor.

Gelişen ve değişen dünya ile beraberindeki teknolojik ilerleme, insanoğlunun yararına gibi görünse de sanki aksine bir işleyiş söz konusu. Bu nedenle mi kadim bilgilere yönelmeli ve yaşamı basitleştirmeli insanlar?
İnsanoğlu doğanın bir parçası. Ezoterik bilgiler, dünyanın ve dünyada var olan her şeyin, tüm canlıların ve cansız gibi görünenlerin beş elementten oluştuğunu belirtiyor. Bunlar; eter, hava, ateş, toprak ve su elementleri. Dolayısıyla insan doğadan uzaklaştıkça fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerindeki dengeyi de yitirmeye başlıyor. İşte bu nedenle camı açılmayan ofislerimizde tüm günü geçirirken, bedenlerimizde denge kurmaya yarayan farkındalık sağlayıcı egzersizler yardımımıza koşuyor. Bu teknikleri düzenli olarak uygulamak yaşamı çok daha tatmin edici ve sorunsuz bir noktadan algılayabilme yeteneği de kazandırıyor.

Aslında herkesin hayatı boyunca uygulaması gereken, öğrenildiğinde son derece mantıklı gelen yaşamsal rutinlerden neden kopuyoruz? Örneğin; kaliteli uyku, ağız hijyeni, doğru postür-duruş, düzgün işleyen sindirim sistemi gibi…
Bu basit gibi duran, maliyetsiz rutinlerin yaşam kalitemizi uzun vadede önemli ölçüde değiştirebileceğinin kesinlikle farkında değiliz. Peki bunun sebebi ne? Eğitim sistemimiz nedeniyle tüm iyi şeylere büyük eforlar harcanarak sahip olabileceğimiz bilgisi bilinçaltımıza kazınmış durumda. Halbuki evrende “Minimum çaba, maksimum bolluk-bereket” yasası esastır. Elbette gayret edeceğiz, çalışacağız, emek, enerji ve zaman vereceğiz. Ama inanın sözünü ettiğiniz günlük rutinleri uygulaması o kadar basit ve geri dönüşü öylesine güçlü ki!

İnsanoğlunun duyguları ile sağlığı arasında nasıl bir ilişki var?
Duygular, düşüncelerimizi ve arzularımızı tetikliyor; bunun sonucunda da eyleme geçiliyor. Her eylem yeni bir hafıza kaydı açıyor zihnimizde. Ve eylemlerimiz de bir sonraki arzularımızın temelini oluşturuyor. Dolayısıyla sağlıklı duygudurumu tüm bedenlerdeki dengeyi gösteriyor. Olumsuz duygularda, bedenlerimizde hazmedilmemiş olan his, düşünce, inanç kalıpları ve benzerleri, duygudurumumuzu dengelemek, yaşamda bilinçli seçimler yapabilmek üzere esastır. Bunu da düzenli olarak uygulanan farkındalık sağlayıcı nefes teknikleri ve meditasyon egzersizleri sayesinde tahmin edemeyeceğiniz ölçüde sağlamak mümkün!

Kitabın yayınlanmasının ardından geçen altı-yedi aylık dönemde ne gibi dönüşler aldınız? Günlük rutinlerle yaşamını değiştiren okurların tepkisi nasıl?
Okurlarımdan aldığım yüzlerce teşekkür e-postası ve sosyal medya paylaşımı beni çok etkiliyor. Kadim bilgileri bu basitlikte paylaşmaya devam etmek için müthiş motive ediyor. Sağlık durumu, genel olarak yaşama bakışı ve ele alışı, kendi bedeni ve çevresindekilerle ilişkileri olumlu yönde değişen, sağlıklı bir uyku düzenine ve dengeli bir sindirim sistemine kavuşan, anksiyete ve depresyonu yok eden o kadar çok okuyucudan e-posta alıyorum ki… İnsanoğluna hediye edilen bu değerli bilgilerin milyonlarca insana ışık olmasını, şifa dağıtmasını diliyorum.

Kitaptaki sandalye yogası ile Güneşe Selam serilerini poster veya A4 boyutunda indirmek için QR kodunu okutun.

Günümüz insanının en önemli sorunları arasında uykusuzluk, yorgunluk ve stres geliyor. Okurlarımıza bu sorunlara karşı hayatlarına entegre edebilecekleri öneriler vermenizi istesek, neler söylersiniz?
Tüm insanların genel olarak her akşam ortalama altı-sekiz saat dinlendirici bir uykuya ihtiyacı var. Peki dinlendirici uyku ne anlama geliyor?
• Uyuyabilmek için ilaç ya da alkol kullanmadığınız,
• Işıkları kapattıktan kısa süre sonra kolayca uykuya dalabildiğiniz,
• Sabaha kadar deliksiz bir uyku çektiğiniz uyku tipidir.
En kaliteli uyku, uyku döngülerinizi sirkadiyen ritimlere yani doğanın ritmine uydurduğunuz zaman oluşuyor. Bu da geceleri ortalama saat 22.00’de uyuyup, sabah 06.00’da uyanma şeklinde oluyor. İdeal olarak akşamları mümkünse saat 19.30’dan önce hafif bir yemek yiyerek, uyku düzeninizin hazım süreçleri tarafından engellenmemesini sağlamak önem taşıyor. Akşam yemeğinden sonra 15-20 dakikalık sakin bir yürüyüşe çıkabilir ve saat 22.00 civarlarında da yatmak üzere hazırlanmaya başlayabilirsiniz. Uykusuzluğa en iyi gelen şeyin günlük rutinlerinizi oturtmaktan geçtiğini rahatça söyleyebilirim. Özellikle sabah-akşam düzenli olarak uygulanan nefes egzersizleri ve mantra meditasyonları, bu sorunu kökünden çözmeye yardımcı oluyor. Bu uygulamalar neticesinde günün gerginliklerini bedeninizden rahatlıkla atarak, stres seviyenizi optimal düzeylerde tutabilirsiniz. Böylece zihniniz, bedeniniz yorgun olduğunda onun uyumasına izin verir.

Ebru Şinik

Kitapta yer alan önerilerde meditasyon, nefes egzersizleri ile masaj dikkat çekiyor. Bu üçlünün öneminden söz eder misiniz?
Kişi kendini ne kadar iyi tanırsa, hayatta o kadar sağlam ve dengeli bir duruşu oluyor. Meditasyon ve nefes egzersizleri, birçok tıbbi faydasının yanı sıra bunu sağlıyor.
Nefes teknikleri; sağlıklı, enerjik ve dengede bir beden için fizyolojiyi dengelemeye ve tamir etmeye başlıyor. Masaj ise bedenimizin en büyük detoks organlarından biri olan cildimiz ve lenfatik drenaj sistemi için elzem bir uygulama. Düzenli masaj yaptırmak, sağlıklı bir alışkanlık. Meditasyonun faydaları ise saymakla bitmiyor. Klinik araştırmalara göre meditasyon;
• Stresi gideriyor.
• Uykusuzluğa karşı çok etkili ve uyku kalitesini arttırıyor.
• Yüksek tansiyonu indiriyor.
• Kan basıncını azaltıyor.
• Kalp çarpıntısını hafifletiyor.
• Kabızlığı önleyip, sindirim sistemini düzenliyor.
• Erken yaşlanma sürecini engelliyor.
• Madde ve her türlü bağımlılıktan özgürleşmeyi destekliyor.
• Sağlıklı ve irade kullanmadan kilo vermeyi sağlıyor.
• Yorgunluğu gideriyor.
• Kaygı, endişe ve muhtelif korkuları azaltıyor.
• İlişkileri iyileştirip, geliştiriyor.
• İç huzuru kazandırıyor.
• Fiziksel ve zihinsel detoks etkisi yapıyor.
• Psikolojiyi dengeliyor.
• Verimliliği ve yaratıcılığı arttırıyor.
• Odaklanma yeteneğini arttırıp, konsantrasyonu güçlendiriyor.
• Bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor.
• Sezgileri uyandırıyor.
• Daha az yargılayıcı olmayı sağlıyor.
• Well-aging/ sağlıklı yaş alma sürecini başlatıyor.


Uyku Macunu
Malzemeler
• 1 tatlı kaşığı haşhaş tohumu
• 1 tatlı kaşığı Hindistan cevizi rendesi (mümkünse taze rendelenmiş de olabilir)
• 1 tutam kimyon
• 1 tutam zerdeçal
• 1/2 tatlı kaşığı sadeyağ (ghee)

Hazırlanışı
Küçük bir kaseye haşhaş tohumları ile Hindistan cevizi rendesini koyun. İçine azar azar su ekleyerek yoğun bir macun kıvamına gelene kadar karıştırın. Sadeyağı küçük bir cezvede eritip, içine kimyon ve zerdeçalı ekleyerek iyice karıştırın. Hemen ateşten alarak, yaklaşık bir dakika kendi sıcaklığıyla bileşim renginin ve aromasının değişmesini bekleyin. Daha sonra içine haşhaş tohumu ile Hindistan cevizi macununu ekleyin. İyice karıştırarak, 5 dakika kadar bekletin. Eğer isterseniz tadı için çok az tuz da ekleyebilirsiniz. Bu macunu yatmadan yaklaşık bir saat önce yiyin.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here