Yatakta da aynı dili konuşuyor musunuz?

Yaşadığınız ilişkide her şeyin kusursuza yakın ilerlediğini düşünüyor olabilirsiniz. Peki durum yatak odanızdaki özel anlar için de geçerli mi?

İlişkiniz boyunca bir şeyleri konuşarak hallediyor olabilirsiniz. Belki biraz tartışarak belki daha sakin şekilde gerekli iletişimi sağlayabilirsiniz. Peki bu durum partnerinizle olan en özel anlarınızda da geçerli mi? Birbirinizin doyumu konusundaki beklenti ve isteklerinizi açıkça dile getirebiliyor, cinsel aktivitenizi iyileştirmek için gerekli iletişimi kurabiliyor musunuz? Naisa Psikoloji’den Psikoterapist Şerif Ahmet Ege, yatak odasındaki iletişim hakkında merak ettiğimiz soruları yanıtlıyor.

Sağlıklı ve iyi giden bir ilişkinin tanımında cinselliğin yeri ve önemini biliyoruz. Neden, nasıl bu kadar etkili oluyor?

Aslında bu durum daha çok cinselliğin nasıl algılandığı, ilişkide ve bireylerin hayatında nasıl konumlandığı ile ilgili. İlişkilerde cinselliği partnerler arası bağlayıcı bir faktör olarak görmektense ilişkiyi meydana getiren birçok işlevsel bileşenden biri olarak görmek gerekiyor. Öyle ki cinsellik biyolojik, psikolojik ve sosyal süreçler bir arada göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gereken bir olgu. Bireylerin ilişkiyi yaşadığı coğrafya, bu coğrafyanın cinselliğe bakışı ve bu bakış açısının ışığında bireylerin ilişkide cinselliği nasıl değerlendirdiği ile alakalı. Modern toplumlarda, ilişkilerde cinsellik günlük hayatın olağan akışında olması gereken bir deneyimken, muhafazakar toplumlarda ahlak süzgecine takılıp tabu olarak değerlendirilebiliyor. Bu faktörler de göz önünde bulundurulduğunda cinsellik, hem sosyolojik hem de psikolojik önem arz edebilen bir olguya dönüşüyor.

Seksin bedensel bir ihtiyaç olduğu kadar duygusal bir doyum aracı olduğunu da söyleyebilir miyiz?

Tarihsel süreçte seks birçok kuram ve kuramcı tarafından açıklanmaya çalışılmış. Sanırım en popülerlerinden bir tanesi ise psikanalizin babası olarak adlandırılan Sigmund Freud’un psikoseksüel gelişim kuramı. Freud’a göre insanın cinsel gelişimi çocukluktan itibaren başlayarak beş ana dönemde ele alınıyor ve her dönem vücudun belli bölgelerinde oluşan haz ve doyum ile ilişkilendiriliyor. Bu perspektiften baktığımızda cinsellik ve seks bireylerin hem fiziksel hem de mental olarak doyumuna yönelik eylemler olarak tanımlayabiliriz diyebiliriz. Ancak yine de bireysel deneyimler ve cinselliğe yüklenen kişisel anlamları da göz ardı etmememiz gerekiyor.

Yatakta kusursuz uyumdan bahsedebilir miyiz?

Kusursuzluk denilen kavramın kendisi aslında bana biraz kusurlu geliyor. Her canlı doğası gereği belli başlı kısıtlama ve sınırlılıklarla dünyaya adapte olma çabasında. Bu adaptasyon çabalarından biri de cinselliği deneyimlemekten geçiyor. Cinsel deneyimi ve partnerler arası uyumu; bir iletişim biçimi, tensel bir alışveriş olarak algıladığımız takdirde aslında bu kavrama bakışımız da farklılaşıyor. İletişim kurmanın doğasındaki işteş hali (birden fazla kişi tarafından yapılıyor olması) cinsel yaşantımıza da yansıttığımız takdirde hem partnerimizin arzu ve isteklerine hem de kendimizin sınırlılıklarına daha hakim bir tavırda oluyoruz. Bu tavır da bizi doğası gereği daha uyumlu ve uzlaşmacı bir noktaya getiriyor.

Partnerlerlerin cinsel deneyimleri konusunda açık bir iletişimde olmaları ilişkiye ne gibi avantajlar sağlıyor?

Toplumsal olarak belki de en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri de bu soruda gizli “cinsellik deneyimi hakkında konuşabilmek”. Partnerlerin birbirleriyle cinsel deneyimleri hakkında konuşabilmelerinin yolu öncesinde; belirli gelişim dönemleri tamamlanırken ailelerinde ebeveynleriyle ve okulda eğitimcileri-psikolojik danışmanlarıyla bilimsel bir çerçevede cinselliği konuşabilmelerinden geçiyor. Bu sağlıklı gelişimsel tablo kişilerin cinsel yaşamlarındaki arzu ve isteklerini, sınırlılıklarını ya da sınırsızlıklarını partnerlerine net bir biçimde yansıtabilmenin yolunu açıyor. Daha önce de belirtmiş olduğum gibi “onay mekanizmasının” cinsel hayatta en iyi şekilde işleyebilmesi için sağlıklı partner iletişimi ve cinsellik hakkında konuşabilmek büyük önem taşıyor.

Genelde hangi taraf, ne gibi sebeplerden ötürü çekimser olup iletişimden uzak kalıyor? Bu çekimserlik neden oluyor?

Bizim toplumumuz gibi ataerkil bakış açısının doğduğu andan itibaren bireylere empoze edildiği toplumlarda ne yazık ki cinsellik ikili cinsiyet sistemi ve toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden tanımlanıyor. Yine ikili cinsiyet sisteminin dayatması altında, kadına toplumun çoğu alanında olduğu gibi cinsellikte de edilgen bir rol çizilirken erkeğe etken bir rol çiziliyor. Bu da erkek cinselliğinin söylem ve eylem üretmekte daha göz önünde bulunabilmesine imkan sağlıyor. Kadınlar daha çekimser ve cinsellik konusunda konuşmaktan sakınan dezavantajlı bir grup haline geliyor. Bu çekimserliğin yegane kaynaklarından birinin ataerkil sistemin ürettiği “toplumsal ahlak kuralları” olduğunu düşünüyorum.

Bu çekingenlikten uzaklaşmak isteyen partnerler nasıl bir yol izlemeli?

Modern çağın getirilerinden biri de günlük hayat pratiğinde yavaş yavaş toplumsal cinsiyet rollerinin arasındaki sınırların eriyor olması. İkili cinsiyet sisteminin dayattığı geleneksel rollerin kırılmasına yönelik her türlü söylem ve eylem kadına yüklenen bu “çekimserlik” rolüne karşı edinilmiş bir kazanım. Bireylerin partnerleri ile gerçekleştireceği her tür paylaşımı karşılıklı onay mekanizması doğrultusunda dile getirmesi gerekiyor. Yine bireylerin, geleneksel bakış açısının ürünü olan etken/edilgen rollerin dayatıldığı cinsellik algısının dışında her ilişkinin kendi cinsel dinamiği ve pratiğinin olduğunun farkına varması şart.

Cinsel ilişki esnasında konuşmak, istekleri belirtmek ilişkinin genelinde nasıl bir avantaj sağlıyor?

Cinsellik temelinde karşılıklı rıza ve istek doğrultusunda gerçekleştirilen eylemler bütününü kapsıyor. Aslında partnerlerin birbirleriyle iletişim kurma biçimlerinden bir tanesi de cinsel deneyimler. Bu da demek oluyor ki her türlü cinsel aktivitede bireyler birbirlerinin istek ve arzularının farkında olmalı bu sayede de en iyi doyumu alabilmeli. Bu bakış açısından yola çıkarak cinselliği deneyimlerken tarafların birbiri ile sözlü ya da sözsüz iletişim halinde olmasının karşılıklı doyumu ve uyumu arttırıcı etkiye sahip olduğu söylenebilir.

Partnerlerin seks yaşamlarındaki iletişimi kuvvetlendirmek için gerekli mutlak beş etken nedir?

Bunu beş etken olarak sınırlandırmak zor ama genel olarak şu şekilde bir çerçeve çizebiliriz; bireylerin karşılıklı onayları doğrultusunda, hazlarını, fantezilerini, sınırlılıklarını birbirleri ile açıkça paylaşması hem kendileri hem de partnerleri için daha güvenli bir cinsel yaşam sunuyor. Karşılıklı iletişimin ilişkinin seyri ile birlikte doğru orantılı olarak artacağını varsayarak partnerlerin birbirlerini kişilik olarak iyi analiz etmeleri de mutlaka seks yaşamlarındaki karakterleri hakkında faydalı ipuçlarına sahip olmalarını sağlıyor. Aslında işin özü biraz da partnerlerin sosyal kimlikleri ile cinsel kimlikleri arasında bağ kurabilme becerileri ve bu bağlamlar ile birbirlerine ne kadar ulaşabildikleri ile ilgili.

Yazı: Elif Gürsoy

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here