Ana Sayfa Psikoloji ”Yeme bozukluğum yok” demeyin!

”Yeme bozukluğum yok” demeyin!

26062013 yemebozuk1

Yeme bozukluğu deyince aklınıza hemen anoreksiya ya da bulimia gelmesin. Hangi pantolon zayıf gösteriyor, tartı bugün kaç gösterdi, ne giysem de ince görünsem gibi takıntılar da yeme bozukluğu tanımının içinde yer alıyor.

 

Normal kilo değerleri içinde olmanız, aç dolaşmamanız ya da yemek yedikten sonra kusmamanız bir sorun olmadığı anlamına gelmiyor. Günümüzde kadınların büyük çoğunluğu ne yediği ve ne kadar yediğini, kaç kilo alıp verdiğini bir takıntıya dönüştürüyor ve kendini baskı altında hissediyor. Yoksa siz de bu grupta mısınız? “Yemek ya da Yememek” kitabının yazarı Uzman Psikolog Feyza Bayraktar’ın verdiği bilgiler ve formsanté okuyucuları için hazırladığı test, yemekle ilişkinizi tekrar gözden geçirmenizi ve yeme farkındalığınızı oluşturmanızı sağlayacak. 

“Normal yeme”yi nasıl tanımlayabiliriz?

Normal yeme, ülkeden ülkeye değişen bir kavram ve tek bir tanımı bulunmuyor. Örneğin son zamanlarda günde 3 ana, 3 ara öğün yenmesinin normal olduğu söylenirken bazı uzmanlar ise günde 3 ana öğünün yeterli olması gerektiğini belirtiyor. Bu nedenle normal yemeyi ancak şöyle tanımlayabiliriz; kişinin yeme davranışı gündelik hayatını, sosyal, fizyolojik ve psikolojik açılardan engellemiyorsa, düşünce sisteminin büyük bir kısmını ‘Acaba bugün ne yiyeceğim, kaç kilo alırım, kaç kilo verdim” gibi takıntılarla beslemiyorsa normal yiyordur. Yemek yiyen insanların davranışları gözlemlendiğinde normal yemek yiyenlerin sadece kendi tabaklarındaki yemekle ilgilendikleri, diğerlerinin ne yediği ile ilgilenmedikleri, acaba bana kalacak mı endişesi ile yemeklere saldırmadıkları, arada çatal bıçağı bırakıp sohbet ettikleri, arkalarına yaslandıkları görülüyor. Asıl önemli olan ise fizyolojik olarak aç hissedince yemek yemektir. Bizim kültürümüzde sevgi yemekle ifade edildiği için bu çok mümkün olmuyor. İkramlar yapıldığında tok olsak dahi yemek zorunda kalıyoruz. Bir arkadaşımızla sohbet etmek için bir parktaki bankta oturmuyoruz, bir kafeteryaya gidip kahvenin yanında mutlaka tatlı bir şeyler yiyoruz. Kısaca şunu söyleyebiliriz; yemek yemek çok karmaşık bir olgu ve bu nedenle insanın sadece fizyolojik bulguları takip ederek yemek yemesi çok mümkün olmuyor.

 

Yeme bozukluğu tanımına hangi durumlar giriyor?

Bir kişi gün içinde sürekli “Acaba bugün ne yiyeceğim, kaç kalori aldım, yesem mi yemesem mi, yarın tartıda kaç kilo çıkarım” diye düşünüyorsa, sıkıntıdan kendini aşırı yemeğe verip sonra pişmanlık duyuyorsa, diyet döngüsü içerisindeyse, geceleri kalkıp yemek yiyorsa, yemekle ilişkisi sosyal, psikolojik ve fizyolojik olarak günlük hayatını etkiliyorsa yeme bozukluğundan söz edebiliyoruz. Aşırı zayıflık saplantısı anlamına gelen anoreksiya nervoza deyince insanların aklına hep iskelet gibi kadınlar geliyor ve “Ben öyle değilim” diye düşünülüyor. Oysa günümüzde çoğu kadında ne yazık ki yeme bozukluğu var. Herkes ne yediği ve ne kadar yediği, kaç kilo alıp verdiği ile ilgili takıntılı hale geldi. Hangi pantolon zayıf gösteriyor, tartı bugün kaç gösterdi, bugün ne giysem de daha zayıf görünsem gibi takıntılar, anoreksik düşünce sistemlerinin içinde yer alıyor. İlla ki çok zayıf olmanız ya da kusmanız gerekmiyor. Örneğin günde 4-5 saatini spor salonunda geçirenler için de aynı durum geçerli. Eğer profesyonel sporcu değilseniz bu kadar çok spor yapmak da bozukluk içeren bir davranış oluyor.

 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here