✓ Doğruluğu kontrol edilmiş makale

Psikolojik Danışman Sevgi Umuç


Ana Sayfa Psikoloji Yeni (A) Normal sürecinde ne yapmalı? Bu süreci nasıl karşılamalıyız?

Yeni (A) Normal sürecinde ne yapmalı? Bu süreci nasıl karşılamalıyız?

yeni-normal

Hepimizin kafası karışık ve bundan daha doğal bir şey olamaz. Yaşadıklarımız gelecek planlarımıza uymuyor, hedeflerimizi tutturamıyoruz. Belki de hayat bize planların ötesinde şeyler öğretiyordur!

Normal kelimesinin yenilenmesi mi? Anormalin bize alıştırılması mı? Bu sorulara takılmadan önce durum ne olursa olsun öncelikle sakince düşünüp, tartıp biçip kendi adımıza biz ne yapacağız, nasıl ilerleyeceğiz; bunu belirlememiz çok daha akıllıca olur. Endişeye kapılmadan ama çok da rahat etmeden “yeni normali” içimize sindirmeli, öğrendiklerimizle yolumuza devam etmeliyiz. Karantina sürecinden çıkmanın ufak bir rahatlaması olsa da şimdi önümüzde sosyal ve ekonomik açıdan zorlayıcı günler var. Bu zamanları psikolojik yönden dingin bir şekilde atlatmanın karakterimizi ve bakış açımızı olumlu yönde etkileyeceğini aklımızdan çıkarmayalım. Yeni normali nasıl kanıksayıp, bundan sonrasını nasıl idare edebileceğimizi İstanbul Rumeli Üniversitesi’nden Psikolojik Danışman Sevgi Umuç’a sorduk.

‘YENİ NORMAL’ TANIMI NE İFADE EDİYOR? *

Yeni normali; pandeminin varlığını kabul ederek, yeni birtakım kurallar eşliğinde rutin yaşantımıza dönmek olarak tanımlayabiliriz.

Yeni normal düzende hayatımızla ilgili ne gibi kararlar alabiliriz?

İnsanlar bulundukları ortama her zaman uyum sağlayabilecek adaptasyon gücüne sahiptir. Yeni normale uyum sağlamak da pek zor olmayacak. Pandeminin başından beri aldığımız tedbirlerle beraber sosyal faaliyetleri, günlük rutinleri, işimizi kendimiz için devam ettirmeliyiz. Sosyalleşmeye verilen uzun aranın ardından bu dönemlerde sosyalleşmek, yeni yerlere gitmek, insanlarla beraber olmak isteyebiliriz; bunu doğal bir istek olarak görebiliriz. Ancak bizler sosyal mesafe kuralını, maske zorunluluğunu, dezenfekte olmayı da bu işin içine katmalı ve hayatımızın önemli bir parçası olarak görmeliyiz. Gerekli olmadıkça ortam değişikliği yapmamak, sosyalleşirken kişi sayısını kısıtlı tutmak, tatil planında aceleci davranmamak ve virüsü hep hatırlamak ise alacağımız kararlara örnek olabilir.

Hep duyduğumuz şeylerden biri de ikinci ve üçüncü dalga olasılıkları; bunun için psikolojik anlamda kendimizi nasıl hazırlayabiliriz?

Önümüzdeki aylarda ikinci bir dalganın olacağına dair öngörüler var. Virüsün ilk baş gösterdiği aylar çok hızlı bir hayattan çok yavaş bir hayata ani geçişlerimiz oldu ve bu ani durumda panikleyip ne yapacağımızı bilemedik, korktuk. Yeni bilgilerle, belirsizliğin bir sonuca kavuşmasını bekledik. Yeni normal şu an için ulaştığımız bir sonuç. Nasıl ki yeni normale alışabildiysek, ikinci ve üçüncü dalgaya da alışacağız. İkinci dalgaya; tedbirler konusunda daha dikkatli olarak, güvenli kaynaklardan doğru bilgiye ulaşıp, artık virüs hakkında tecrübeli olduğumuzu da hatırlayarak hazırlanabiliriz.

Karantina boyunca hep yeni dönemde hastalıkların ve yaşadığımız tarzda durumların eskisine göre daha fazla tekrarlanacağı yorumları yapıldı. Böyle bir senaryoda endişe etmeden yaşamanın yolu nedir?

Endişe etmeden yaşamak amaçlanmamalı. Bir parça endişe, virüsü ciddiye alabilmek ve tedbirleri uygulayabilmek adına şart. Kurallara uyarsak, Sağlık Bakanlığı ve hekimlerimizin söylediklerini uygularsak endişelenecek pek bir şey kalmıyor.

Bu dönemden bekar ve evli kadınlar aynı oranda mı etkilendi?

İki tarafın da etkilendiği çok net fakat tamamen aynı etkileri taşıdığını söylemek pek mümkün değil. Virüsün getirdiği karantina süreci, evli olup kalabalık yaşayan kadınlar için belki daha çok fedakarlığı ve daha çok paylaşımı gerektirdi. Aynı evin içerisinde sürekli olarak eş ve varsa çocuk ya da çocuklarla yaşamanın, evli kadınları yorduğu yönünde geri bildirimler çok fazla. İş yükünü ve çocuk bakımını çoğunlukla annenin üstlenmesi, kişide çok fazla tahammülsüzlüğü de beraberinde getirdi. Problemli evliliklerde kadına sözel ve fiziksel şiddetin arttığı, bu yüzden birçok kadının evliliğini sonlandırmak istediği görüldü. Bekar ve yalnız yaşayan kadınlar ise bu dönemde paylaşıma, sohbet etmeye her zaman olduğundan daha çok ihtiyaç duydu. Bu dönemde yalnız yaşayan kadınların ortak sorunu kaygıyı, korkuyu, belirsizliği bir başkasıyla paylaşamamak oldu.

Süregelen son beş aylık dönemde, global olarak başımıza gelen durumun psikolojik olarak değerlendirmesini nasıl yapabiliriz? Bundan sonra adımlarımızı atarken nelere dikkat edebiliriz?

Alışkın olunmadık bir duruma ayak uydururken karşılaşacağımız her türlü sıkıntı çok doğal. Hiç tanıdık olmayan tepkiler verebilir, belki kendimizi tanıyamayabiliriz. Korku, kaygı, stres, panik hatta yas dönemleri yaşadık. Belirsizlik karşısında ne hissedeceğimizi şaşırdık ama sonunda bununla baş edebilmeyi hep beraber öğrendik. Psikolojik dayanıklılığımız güçlendi. Virüs tehdidi ortadan kalkana kadar kurallarla beraber yaşamak, dikkat edeceğimiz ön koşul. Süreç ne kadar zorlayıcı olursa olsun kendimizi ihmal etmemek de oldukça önemli.

DÜZENE AYAK UYDUR

Aşırı endişeden kaçınıyoruz ama kesinlikle boş vermiyoruz! Çevre Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Sema Targıt Akbaşak, yeni normal düzende en fazla dikkat etmemiz gereken unsurları sıraladı.

YENİ NORMAL DÜZENDE DÜZEN *

Her zaman sağlığımız önceliğimiz olsa da yeni normal düzende hayatımızla ilgili kararların başında, bulunduğumuz yerlerin hava kalitesine dikkat etmek geliyor. Örneğin;
• Havalandırması klima ile yapılan, dış havayla irtibatı olmayan mekanlarda bulunmamak,
• Kalabalık, iç içe yaşanan mekanlara girmeden ihtiyaçları karşılamak,
• Ekonomik kayıplar yüksek olduğu için tüketimi azaltmak, israfı önlemek,
• Alışkanlıkları değiştirerek, topluma faydalı bir yaşam biçimi geliştirmek,
• Elimizdeki şahsi veya ortak kullanımdaki eşyaları tekrar kullanılabilir hale getirmek, temiz ve eskitmeden yaşamayı öğrenmek,
• Tatil anlayışımızı açık havada, az insanla vakit geçirmek şeklinde değiştirmek.

BİRLİKTE TEKRAR EDİYORUZ!

Tekrar etmekte yarar var; her bulaşıcı hastalık ara ara tekrarlar. Bunun tek sebebi, sanki bulaşıcı hastalık yokmuş gibi yapmaktır. Sepsis ve antisepsi kavramları, bulaşıcılığın tanımıdır. Sepsis, kirlenme, yayılma varsa; onun yok edilmesi, temizlenmesi ise antisepsidir. Antisepsiyi öğrenirsek hastalıklar yayılmaz! Salgın biter. Endişe yerine, mücadele etmek gerekiyor. Örneğin; gazete en kirli kağıtlardan biri ve gazete üzerinde yemek yemek septik bir davranıştır. Para tuttuktan sonra el yıkamak gerekir çünkü para da çok virüs taşır. Sadece bu zaman içerisinde değil, her zaman dışarıdan alınanları yıkamak ya da silmek gerekli. Alışkanları değiştirmek önemli, yoksa geçti diye aynı alışkanlıklarla devam etmek tekrarı getirir.

PSİKOLOJİMİZİ KURTARALIM!

Son beş ayda yaşadıklarımız korku ve tedirginlik yarattı. Bireysel olarak hiç yaşamadığımız bir süreci, global olarak yaşamaya başladık. Bu bizi çok etkiledi. Artık öğrenmeye başladık. Korku ve tedirginlik yaşamak yerine, huzur kaçırmadan bulaşıcı hastalıkların olmayacağı, temiz bir yaşam tarzı benimsemeliyiz. Devamlı hastalık düşüneceğimize, artık bulaşıcı hastalık kapmadan yaşamayı, temiz olmayı düşünebiliriz. En önemli adım burun içeride “maske takmak” çünkü virüs burun yoluyla kolayca vücuda giriyor, koku siniri yolu ile beyine ulaşıyor, merkezi sinir sistemi ve/veya sinir-kas sistemlerini tutabiliyor.

Yazı: Irmak Yaşar

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here