Yeni nesil stres kaynağı; modern yaşam

iStock 000078008309 Full

Modern hayat kolay, hızlı ve pratik imkanlar sağlarken bir yandan stresli olmanıza yol açıyor!

 

 

 

  

 


H
er geçen gün koşturmacalı hayata, teknolojiye ve imkanlarına daha çok bağlanıyoruz. Modern yaşamın getirdiği avantajlarla birlikte aslında koca bir dünyanın içinde kaybolup gidiyor, stres ve hastalıklara davetiye çıkarıyoruz. Kabul görüp, birileri tarafından onaylanma isteğiyle aslında kendimize zarar veriyoruz. Mükemmel olanı almak için benliğimizden ödün veriyoruz. Dinlenmeye, rahatlamaya fırsat vermiyoruz. Modern yaşamın getirdiği olumsuzlukları yönetmenin sırlarını İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Klinik Psikolog ve Dans/Hareket Terapisti Yrd. Doç. Dr. Zeynep Çatay Çalışkan’dan aldık.

HER ŞEYIN ÇOK KOLAY OLDUĞU MODERN DÜZENDE NEDEN STRES OLUYORUZ?
Kolay gibi gözüküyor ama aslında zor. Birtakım şeylere erişmemiz çok kolay. Diğer yandan hem içinde yaşadığımız sosyal çevrede hem de kişisel olarak talepler artıyor. “Her şey” olmaya çalışıyoruz. İyi bir eş, hiçbir işi aksatmayan bir anne, sürekli performansını artıran bir çalışan, bakımlı bir kadın, yakışıklı bir erkek, iyi bir evlat, vefalı bir dost gibi talepler altında eziliyor ve bunun farkında olamıyoruz. Elimizin altında her şeyi hızlandıran, pratikleştiren teknoloji var ancak içsel zamanımız çok farklı işliyor. Zamanı içsel olarak yaşayışımızda hep bir “geç kaldım” hissi var. Sürekli yetişemediklerimize odaklanıyoruz ve yapabildiklerimizi durup takdir edecek, sindirecek zamanı ayıramıyoruz. Hep “yetişemedim” hissiyle devam ediyoruz. Bir yandan da her şey çok hızlı değişiyor. İnsanın adaptasyon kapasitesi sınırsız gibi gözükse de aslında bu değişimlere uyum sağlamak o kadar da kolay olmuyor. Sürekli değişen, belirsizliklerle dolu bir sistemin içinde yaşıyoruz. 

MODERN HAYATIN GETIRDIĞI DEZAVANTAJLARI AVANTAJA ÇEVIRMENIN BIR YOLU VAR MI?
Durumun farkına varınca iş kolaylaşıyor. Fark etmek ilk ve en önemli adım. Çünkü genelde içinde bulunduğumuz durumu normal olarak değerlendiriyoruz. Stres beni nasıl sürüklüyor, yetişebilme isteği beni nasıl etkiliyor gibi sorular sormak önemli. Pek çoğumuz stres yüzünden gergin, sabırsız, toleranssız bir hale geliyoruz. Ama bunu kaçınılmaz bir durum gibi yaşıyoruz. Burada önemli olan nokta bu soruları kendimize sorarak değiştirmek için adım atmaya çalışmak oluyor. 

STRESIN YARATTIĞI FIZYOLOJIK ETKILER NELER?
Üstümüzde hissettiğimiz her türlü tehdit ya da baskı sistemimizde stres yaratıyor. Evrimsel olarak bir tehditle ya da tehlikeyle karşılaştığımızda sistemimiz “kaç ya da savaş” tepkisini vermek üzere programlanıyor. Bu da bedenimizde gerçekleşen bir dizi nörofizyolojik değişim sonucu oluyor. Tehdit algısı sempatik sinir sistemimizi harekete geçiriyor. Bu da çeşitli hormonların salgılanmasını ve sistemin harekete hazır hale gelmesini sağlıyor. Bu değişiklikleri bedenimizde gözlemleyebiliyoruz. Örneğin kalp atışı ve solunum hızlanıyor, terleme artabiliyor ve sindirim sistemi yavaşlıyor. Sindirim sistemi yavaşladığında da boşaltım sistemi işlevini göremiyor. Doğal olan tehdit algısı geçtikten sonra parasempatik sistemin yavaşlatıcı, sakinleştirici işlevlerinin devreye girmesi ve sistemin tekrar dengeli bir hale gelmesi gerekiyor. Bu da aslında strese karşı dayanıklılığımızı artırıyor. Eğer baskı ve tehdit hissi düşük yoğunlukta olsa da sürekliyse, bedenimiz ve sinir sistemimiz hiç rahatlayamıyor, tam olarak dengelenemiyor. Bu da kronik bir ajitasyon haline, sinirliliğe ya da yorgunluğa neden olabiliyor. Sinir sistemimizin düzenlenebilmesinin en önemli yolu durup bedeni dinlemekten, ona kulak vermekten geçiyor.

NEDEN OLDUĞU BELIRLI HASTALIKLAR DA VAR MI? 
Bedenin rahatlama, boşaltma ya da sindirme gibi mekanizmaları iyi çalışmadığında hastalıklara kapı açmış oluyoruz. Stres ve hastalık ilişkisi oldukça güçlü. Stresin neden olduğu hastalıkların başında kardiyovasküler hastalıklar geliyor. Kişi aslında fark etmeden sürekli bir şeylerle savaşma halindeyse, sistemi sürekli fazla çalışıyor demektir. Kalp-damar, mide gibi önemli bölgelerimiz de stresten çok etkileniyor. Yüksek tansiyon ve şeker hastalıkları da sıklıkla görülenler arasında. Ama herkesin fizyolojisinin ve hassasiyetlerinin farklı olduğunu düşünecek olursak, stresin herkeste başka hastalıklara sebep olduğunu söyleyebiliriz. 

ÇEVRESEL FAKTÖRLER NASIL ETKILIYOR? 
Sinir sistemimizin yatışması ve rahatlaması için en önemli kaynaklarımızdan biri doğa. Her geçen gün doğadan, topraktan, sudan biraz daha uzaklaşıyoruz. Ayağımız toprağa basamadıkça stresi boşaltamıyoruz. Bunun yanı sıra günlük hayatta çok fazla uyarana maruz kalıyoruz. Bilgisayar, cep telefonu, tablet ve televizyon derken farkında olmadan sinir sistemimiz sürekli uyarılıyor. Bu etkileri çoğunlukla fark etmiyoruz. Örneğin akşamları dinlenmek için televizyon izliyoruz ya da tableti elimize alıp internette sörf yapıyoruz ama aslında bu pratikler akşam saatlerinde sistemimizi rahatlatıp uykuya hazırlamak yerine daha da fazla uyarılmamıza neden olabiliyor. 

DÜZENLİ EGZERSİZİN YA DA HAREKETLİ OLMANIN STRES YÖNETİMİNDEKİ ÖNEMİ NEDİR?
Öncelikle stres yönetimini hayatımızın bir parçası haline getirmemiz gerekiyor. Stres fizyolojik düzeyde bedenimizi etkilediği gibi duygu dünyamızı, konsantrasyon, dikkat, karar verme gibi süreçlerimizi de etkiliyor. Bedensel ve zihinsel işlevlerimiz sürekli iki yönlü bir etkileşim halinde; stres yönetiminde ilk adımlardan biri, bizi ne tür yaşantıların tetiklediğini ve hem fiziksel hem de duygusal düzeyde nasıl etkilediğini fark etmek. Bedenimiz aslında stresle baş edebilmek için en büyük kaynaklarımızdan biri. Bu kaynağı daha etkili kullanabilmek için farklı bedenle çalışma pratikleri de var. Örneğin dans/hareket terapisi seanslarında zihinsel dünyamızla bedenimizde olup bitenler arasındaki bağları araştırıyoruz ve kişinin bedenini nasıl bir kaynak olarak kullanabileceğini bulmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. İşin başı aslında durmak ve bedeni dinlemek. Farkındalıkla başlamak gerekiyor. Nefes de en temel kaynaklardan biri. Nefesle olan bağımızı doğru kuramıyorsak kendimizi bütün ve sağlıklı hissetmemiz de mümkün olmuyor. Bunun dışında bedendeki köklenme ve akış hissini tekrar yakalayabilmek çok faydalı. Dans terapisinde hareket kanalıyla bedenin hem canlandırıcı hem de rahatlatıcı işlevlerini harekete geçirebiliyoruz. Spor yapmak da tabii ki strese çok iyi geliyor ama günlük hayatın ve iş yaşamının getirdiği hırs ve savaşçı tutumu egzersize de yansıttığımızda ters etki yaratabiliyor. Yoga, pilates, meditasyon, farkındalık pratikleri, dans/ hareket terapisi ihtiyacımız olan rahatlama için çok etkili yöntemlerden.

DANS/HAREKET TERAPISI NASIL BİR UYGULAMA?
Dans terapisi, sanat psikoterapileri şemsiyesi altında, spontan, yaratıcı hareketin kişisel ifade kanalı olarak kullanıldığı bir psikoterapi yöntemi. Bir ayağı yaratıcı hareket ve dansta, diğer ayağı da psikoloji ve psikoterapide. Beden ve zihnin bir bütün olduğu prensibine dayalı bir sağaltım yöntemi. Bunun yanı sıra kişinin yaratıcı potansiyelini açığa çıkartmak da temel hedeflerden. Çünkü bizi hasta yapan etkenlerden birisi de kendimizi etkin hissedememek ve yaratıcılığımızı ortaya koyamamak.

Doğru nefes almak için;

• Nefes kanallarımızı açarak iç organlarımızı besliyor. 

• Tüm dolaşım sistemini hareket ettiriyor. 

• Eklemlerdeki gerginliği ortadan kaldırıyor. 

Stresten uzak olabilmek için;

• Mükemmeliyetçiliği biraz daha esnetip, farklı çözümler yaratın. 

• İş düzeninizde aciliyeti olan işlere öncelik verin. 

• Hayır diyebilmeyi öğrenin, özerkliğinizi ve sınırlarınızı koruyun. 

• Sizi rahatlatacak aktiviteler yapın. 

• İçsel taleplerinizi belirleyin, gerçekçi olun. 

• Sosyal ilişkilerinize önem verin. 

• Üretmeye çalışın. 

Stresi yatıştırmak için sağlıklı bir pratiğiniz yoksa, anlık rahatlama peşine düşerek daha çok yemeye, alkol ve sigara tüketmeye meyilli olabilirsiniz. Bu da dolaylı olarak bedenimizi hastalıklara açık hale getiren bir etken oluyor.”

Formsanté 2016 – Nisan sayısı
Elif Gürsoy

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here