“Yoga kendinle samimi olman için birkaç hokkabazlık gösteriyor”

yoga-temmuz-2012-resim-1

Yoga eğitmeni ve sanatçı bir annenin 8 çocuğunun en küçüğü olarak dünyaya gelen Rebekka Haas Çetin, adeta doğduğu günden beri yogayla ve sanatla iç içe. Yogasız bir hayat düşünemese de yogaya da fazla önem vermenin, onu fazla ciddiye almanın hayatımızda yeni bir ‘zorunluluk’ yaratacağını düşünüyor. “Her gün yoga yapıyorum çünkü istiyorum” diyor. Cihangir Yoga’nın kurucularından sinemacı Rebekka Haas Çetin formsanté’nin sorularını yanıtladı…

Egzersizle ilgili en önemii mazeret vakit darlığı oluyor. Siz yoğun temponuz arasında yogaya nasıl vakit ayırıyorsunuz?
Hayatı yaşamak gerçekten zorlaştı. Hep bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz, engelleri kaldırmakla meşgulüz, gelecek için planlar yapıyoruz… Ama bu arada hayatı yaşamak arka planda kalıyor. Sanki sürekli yemek hazırlıyoruz da hiç oturup yiyemiyoruz… Sonra, yemek yemeden öleceğiz. Ne kadar çelişkili bir durum değil mi? Hayatı yaşamadan öleceğiz, çünkü vaktim yok diyoruz… Yoga aslında tam da bu kısır döngüden çıkmak için bir fırsat. Yogada amaç yok, ‘için’ değil, ‘yetişmek’ yok, bir şeyleri ‘başarmak’ değil, ‘yarışmak’ değil, ‘önce zayıflayacağım sonra her şey iyi olacak’ değil… Yoga hayatı yaşamak ve lezzetini almak, çünkü yoga hayatın dışında bir şey değil. Yoga yaparken bir mat üzerindesin, olduğumuz gibi, ayakların çıplak, başka bir şeye de gerek yok. Mutluluk aslında bu kadar basit bir şey.

Şu anda yoga olarak adlandırılan pratiklerin en az yarısı yoga değil aslında. Bunlara iyi fiziksel egzersizler diyebiliriz.

Her gün yoga yapabiliyor musunuz?
Ben her gün yoga yapıyorum çünkü canım istiyor. Bazen az yapıyorum, bazen sadece gözlerimi kapatıp, dik omurga ile 10 dakika – 1 saat kadar oturuyorum. Bazen 1.5 saat terleyerek zor bir derse katılıyorum çünkü vücudum öyle istiyor. Sabahları yoga yapmayı çok seviyorum.

İleri yaşlarda yoganın sağladığı avantajlar neler?
Eğer dizler, bel, omuzlar ağrıyorsa doktorlar genelde ‘hareketsizliği’ öneriyorlar ve bence bu çoğu durumda yanlış. Bu ağrılar bir yaralanma ya da hareketsiz yaşamın sonunda olabiliyor. Sebep her ne olursa olsun, her iki durumda da soruna aynı açıdan bakıyoruz; iyileşme süreci için vücudu hareket ettirmemiz lazım. Bunun iki sebebi var; birincisi gece uyurken, kaslar ve bağ dokuların arasında örümcek ağı gibi bir madde salınıyor. Bu madde kasları birbirine yapıştırıyor ve kayganlığı engelliyor. Bu fenomen her gece yeniden oluyor. O yüzden sabah kalkerken kaslarımızı sert hissediyoruz. Bu madde sabah kalkarken ilk yaptığımız gerinmelerle eriyor. Eğer acı varsa, mesela omuzda, orayı korumak için biz genelde hareket yapmaktan kaçınıyoruz. Sonra tekrar uyuyoruz. Dün gece kalan yapıştırıcı üzerine tekrar örümcek ağı inşa ediliyor. Yavaş yavaş bu sertleşiyor, vücudumuz her gün daha kolalı bir hal alıyor, ağrı artıyor ve biz bunu yaşlanma ile karıştırıyoruz. İkinci önemli nokta da şu; yaralı ve acılı bir vücudu iyileştirmek için onu kişinin orijinal kusursuz duruşuna götürmeliyiz. Biz ona ‘original blue print’ diyoruz. Vücudumuz bunu tanıyor ve sakat bir durumdan oraya doğru yöneliyor. Bu noktada iyileşme başl›yor. Yoga yaparak vücudun kendini iyileştirme sürecine başlaması için adeta bir davetiye yolluyoruz. Fiziksel bir sorunu olan kişiler için terapi sınıflarımız bulunuyor.

Devamı diğer sayfada

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here