“Sistemi beslemek için potansiyelimizi feda ediyoruz”

24022015 azrakohen01

Fİ ve Çİ kitaplarının yazarı Azra Kohen, “Hayat, harekete geçen herkesi varması gereken yere götürür” diyor ve harekete geçmemiz için öyküsünün içine gizlediği bir kılavuz sunuyor.

Önce Fİ çıktı, ardından Çİ geldi ve sırada Pİ var… Üçlemenin ilk iki kitabı şu an piyasada; Pİ geldiğinde ise karma tamamlanmış olacak. Bazıları bu kitapların hikayesinde ünlü psikologlar, medya patronları, televizyon ünlüleri, şarkıcılar, sanatçılar ve aşk, seks, aldatma, aldanma bulacak ama satır aralarına gizlenmiş detayları görebilenler bunun bir farkındalık kitabı olduğunu anlayacak. Azra Kohen, bilgiyi uyutarak değil keyiflendirerek vermek istediği için son zamanlarda sıkça kullanılan “farkındalık”, “dönüşüm”, “kendini gerçekleştirmek” gibi kavramları bir öykünün içine yedirmiş ve kitaplarını “çatlama cesareti gösterebilmiş tohumlara” adamış. Çİ’nin arka kapağında dediği gibi; “Hayatı değil, sistemi yaşadığımızı fark edenler, harekete geçmek için işaret bekleyenler, umursamayanlara karşı umursayanlar, hissedemeyenlere karşı hissedenler ve kendi tekamülünde kaybolmuşlar”dan biriyseniz Azra Kohen’e kulak verin. 

 

Fİ önce sadece Akilah imzası ile çıktı, Çİ’de isminizi de gördük. Planlanmış bir şey miydi?

Fİ basıldığında üzerine adımı koymayı kesinlikle düşünmüyordum. Kadın mı erkek mi olduğu belli olmayan, cinsiyetsiz bir isim olsun diye Akilah’ı seçtim. Yeni yayınevim şart koştuğu için Çİ’de küçük puntolarla -ki ben daha küçük olmasını isterdim- ismim yer aldı. Kitap benden bağımsız olsun istedim çünkü kimin yazdığı önemli değil, bu bilgi bir şekilde inecekti. İçinde birçok akademik araştırma yer alıyor. Kitaptaki bilgilerin derinliğini araştırmak isteyenlere kaynaklarını da belirtiyorum. Bu nedenle hiç konuşulmak istemedim. Huzurlu bir hayatım var. 

 

Neler yapıyorsunuz?

Şu an doktoramı yapıyorum ve birçok araştırmanın içindeyim. İngiltere kökenli “Biopsychosocial” ekolünde biyolojiyi, sosyolojiyi ve psikolojiyi bir arada inceliyoruz. Örneğin fareler üzerinde yapılan deneylerle ispatlandı ki belli bir gen var ve bu sizde bulunuyorsa, bulunmayan kişilere göre çok daha kolay bağımlı oluyorsunuz. Biz insanların hep travmalarına, çocukluklarında ne yaşadıklarına takılıyoruz, oysa görüyoruz ki biyolojinin de çok önemli yeri var. Bu nedenle psikolojide işin matematiksel yanının da devreye sokulması gerektiğine inanıyorum. Şu da bir gerçek ki biz genetik biliminde olsun, astronomide olsun daha yeni yeni ilerliyoruz. Örneğin astronomiyi gazete köşelerine indirmiş ve küçültmüş bir uygarlığımız var. Bu bilgi yavaş yavaş ilerliyor ama ilerlediği kadarıyla insanları kategorize etmek, “Sende öğrenme güçlüğü, hiperaktivite var” demek yerine daha elle tutulur deliller aramaya gidilmesi gerekiyor. Hepimiz finansçı ya da dansçı olmak için tasarlanmadık, farklılıklarımız var ve zaten uygarlıkları güzel yapan da bireylerdeki farklılıkların beslenmesi. İnsanın insanlığı sanattan geliyor. Böyle söylediğim zaman sanat, mutluluk, çiçek çocuklar falan demiyorum. Sanat, anlamı fark ettirmektir. Bir anlam vardır, önce siz onu fark edersiniz, sonra diğerlerinin de fark edeceği şekilde resimle, heykelle ya da bambaşka şekilde forma sokarsınız ve o andan itibaren diğerleri de sizin aracılığınızla fark ederler. O yüzden sanat çok değerlidir.

 

Siz de bazı konuları fark etmiş ve bunu edebiyata yansıtmışsınız. Neyi fark ettiniz?

Tek bir cümle söylemem gerekirse; dünyadaki insan uygarlığının insanlar tarafından yönetilmediğini fark ettim. Ama böyle söyleyince “Kim yönetiyor?” sorusu geliyor. İnsan dediğimiz organizma yönetilmek, koşullandırılmak, manipüle edilmek için çok uygun. Zaten ilk kitap Fİ’de manipülasyon konusunda uzman olmuş bir psikoloğu, Can Manay’ı yazmamın nedeni buydu. Algımız manipülasyona çok uygun. Her şey gördüğümüz gibi değil, bildiğimiz gibi de değil. Bazen bildiğimizi sandığımız şeyler, bildiğimiz şeylerden çok daha az olabiliyor. 

 

Burada sadece insanlar arası ilişkilerden mi bahsediyoruz, daha büyük bir şeyden mi?

Zaten hepsi birbirine bağlı… Sizin annenizle ilgili farkındalıksızlığınız, okuldaki dersinize olan farkındalıksızlığınıza bağlanabilir. Oradan özel hayatınıza, oradan bir seçmen oluşunuza, oradan bir işveren olarak işyerindeki durumunuza kadar zincirleme reaksiyon gösterir. 

 

 

Yazmaya nasıl karar verdiniz?

Hepimizin endişeleri var. Endişenin belirli boyutlarda olması uygarlıkların gelişmesi açısından iyidir, endişeyi engellemek için harekete geçeriz. Genel resme baktığımızda biz sabah kalkıp işe gitmek, bütün zamanımızı vermek, eve gelip kendimizi televizyona teslim etmek, sonra uyumak ya da uyumak için cebelleşmek, ardından ilaçlar kullanmaya başlamak şeklinde katatonik bir alacakaranlık kuşağının içindeyiz. Oysaki kitapta ucundan değiniyorum ve Pİ’de açacağım ki “Schumann Rezonans” diye bir bilgi var. Dünyanın merkezinde atan bir nabız bulunuyor. Yerkürenin çekirdeğinin atmosfere uyguladığı bir nabız bu… Pıt pıt diye, tıpkı bizim nabzımız gibi atıyor. İnsan beyninin çıkardığı beta dalgaları ile yerküre çekirdeğinin oluşturduğu nabız birebir aynı frekansta. Bu bize şunu gösteriyor: Biz yerkürenin çekirdeğine bağlı yaşayan varlıklarız. Ama biz iletişimi geliştirmek üzere internet, kablosuz ağ vs. kullanacağız diye daha yan etkilerinden emin olmadığımız teknolojilere kendimizi teslim ediyoruz ve birincil ihtiyacını karşılayamayan yaratıklara dönüyoruz. 

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here