Kaygılarınıza yenilmeyin

shutterstock 201672704

Gelecek kaygısı olmadan yaşamak mı, yoksa hep birkaç adım sonrasını düşünüp, endişeler girdabına çekilmek mi? Her insanda biraz olması normal sayılan kaygı ve endişe hali yaşam konforunu sarsmaya başlayınca tedavi kaçınılmaz oluyor.

 

 

 

 

Herkesin hayatında kaygılandığı durumlar oluyor. Kimi gireceği sınavdan, kimi ekonomik sıkıntılardan, kimi de çocuklarının geleceğinden endişeleniyor. Bunlar normal sayılabiliyor. Ancak bazen de bu hisler yaşamı etkileyecek ve hayat konforunu ciddi oranda sarsacak hale gelir, ki bu da kaygı bozuklukları olarak adlandırılabilir. Kaygı bozukluklarının en önemlileri arasında fobiler, toplumsal kaygı bozukluğu (sosyal fobi), panik bozukluğu, yaygın kaygı bozukluğu, madde ya da ilaçların yol açtığı kaygı bozuklukları ile genel tıbbi duruma bağlı olarak fizyolojik hastalıklardan, ikincil gelişen kaygı bozuklukları yer alıyor. Geçmişte obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ile 

Gelecek kaygısı olmadan yaşamak mı, yoksa hep birkaç adım sonrasını düşünüp, endişeler girdabına çekilmek mi? Her insanda biraz olması normal sayılan kaygı ve endişe hali yaşam konforunu sarsmaya başlayınca tedavi kaçınılmaz oluyor.

Kamuoyunda kaygı bozukluğu olarak adlandırılan bu rahatsızlıklar grubu tıbbi literatürde “anksiyete bozuklukları” olarak tanımlanıyor. Anksiyete; bunaltı, sıkıntı, endişe ve kaygı sözcükleriyle ifade ediliyor. En yakın tanımın ise “kaygı” olduğunu, o nedenle bu şekilde adlandırıldığını belirten Özel Fransız Lape Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Volkan Girgin, anksiyetenin en doğru tanımının ise “Nereden ve nasıl geleceği belli olmayan, kötü bir şey olacakmış hissi” olduğunu söyleyerek, “Anksiyete tam da tanımı itibarıyla belirsizlik söz konusu olduğu için oluşuyor. Kişiyle ilişkili kötü bir şey olacağı bilinse de bunun kime veya neye olacağı belli değil. O belirsizlik de anksiyetenin ortaya çıkmasına neden oluyor” diyor. 

EN SIK KADINLARDA GÖRÜLÜYOR 
Anksiyete bozuklukları kadınlarda biraz daha fazla olmakla birlikte, en sık 20’li ve 30’lu yaşlarda görülüyor. Kadınlardaki farkın temelinde hormonal, kültürel ve sosyolojik birçok etmen var. 60’ın üzerindeki grupta yaşlılık anksiyetesi olarak adlandırılan bu durum sıkça görülüyor. Burada fizyolojik olarak çok fazla uyaran devreye giriyor. Tansiyon, şeker gibi hastalıklar da bu belirtileri şiddetlendirebiliyor. Ölüme yaklaşmanın verdiği endişenin yanı sıra bedensel ve ruhsal performansta azalma olması da bu durumla başa çıkılmasını zorlaştırabiliyor. 

Anksiyetenin oluşabilmesi için mutlaka küçük olmayan bir çatışma alanı olması önem taşıyor. Çatışma için de ya çok isteyip bir türlü yapamadığınız ya da hiç istemeyip, zaman zaman veya süreğen şekilde yapmak zorunda kaldığınız şeyler olması gerekiyor. Örneğin, bir kişi iş yerinde mutlu değil ve o işi yapmak istemiyor ama ekonomik nedenlerden dolayı yapıyorsa, bir başkası çok istediği durumu bir türlü gerçekleştiremiyorsa anksiyete yaşamaları neredeyse kesin oluyor. 

Anksiyete bozuklukları hakkında bilgi aldığımız Dr. Girgin, sorularımızı cevaplamaya geçmeden bu tanımın bir başka açıdan da ele alınabileceğini belirterek, şunları söylüyor: “Çoğu sorunu savunma mekanizmalarıyla hallederiz. Bir sorun olduğunda buna karşı bir ya da birden fazla savunma mekanizması devreye girer ve sorun ya tamamen, ya kısmen çözülür ya da hiç çözülmez! Bunu bir kimyasal reaksiyon gibi düşünmek anlamamızı kolaylaştırabilir. Sorun-savunma mekanizmaları-sonuç: Çözüldü, kısmen çözüldü, sorun. Bu tepkimenin mutlaka bir yan ürünü var, o da stres. İşte bu ‘stres’ aniden, şiddetli veya süreğen olarak ortaya çıkarsa ‘anksiyete’ye dönüşebiliyor.” 

ANKSİYETE BOZUKLUKLARI NASIL BELİRTİ VERİYOR? 
Kişiler genellikle endişe, kaygı, tedirginlik, çabuk öfkelenme, kolay yorulma, gerginlik, diş gıcırdatma, uyku sorunu yaşama (dalmada sorun, az uyuma, uykunun bölünmesi, ter içinde ya da bağırarak uyanma), titreme, çarpıntı, bulantı, odaklanma sorunu gibi şikayetlerle başvuruyor. Anksiyetenin fiziksel semptomları olan kaslarda gerginlik, titreme, terleme, çarpıntı, bulantı tedavinin en zorlayıcı kısmını oluşturuyor. Çünkü bizim esas konumuz bedensel belirtiler değil, onlar birer sonuç. Terapistlerin yapması gereken anksiyeteyi ortaya çıkaran şeyi bulup, o çatışmayı ortadan kaldırmak. Ama bedensel belirtileri söndürmeden bu alana geçiş yapmak çok zor. Çatışma alanlarını konuşmaya çalıştığımızda, onlar için öncelikli olan duyduğu çarpıntı, terleme, bulantı oluyor. Söz bir şekilde oraya gelip takıldığı için de öncelikle bu fiziksel semptomların ortadan kaldırılması gerekiyor. 

EN SIK KADINLARDA GÖRÜLÜYOR 
Anksiyete bozuklukları kadınlarda biraz daha fazla olmakla birlikte, en sık 20’li ve 30’lu yaşlarda görülüyor. Kadınlardaki farkın temelinde hormonal, kültürel ve sosyolojik birçok etmen var. 60’ın üzerindeki grupta yaşlılık anksiyetesi olarak adlandırılan bu durum sıkça görülüyor. Burada fizyolojik olarak çok fazla uyaran devreye giriyor. Tansiyon, şeker gibi hastalıklar da bu belirtileri şiddetlendirebiliyor. Ölüme yaklaşmanın verdiği endişenin yanı sıra bedensel ve ruhsal performansta azalma olması da bu durumla başa çıkılmasını zorlaştırabiliyor. 

Stresle karıştırılıyor mu? 
“Yarın benim için önemli bir sınava gireceğim. Bu sınavı başarabilirsem iyi olanaklar edineceğim.” Gireceği sınavla ilgili bu tür bir stres, kişi için son derece normal karşılanıyor. Ama bu durum ilerleyip, şiddetlenir ve başa çıkılamaz bir hal alırsa performans anksiyetesine dönüşebiliyor. Dr. Volkan Girgin anksiyete ile stresin bu noktada karıştırılabildiğini belirterek, bu durumda kişinin “Ya ben bu sınavı başaramazsam” endişesi içine düştüğünü söylüyor: “Eğer durum buna dönerse o sınavdan başarılı olma olasılığı azalıyor. Ne kadar çok ‘Ben bu işi becerebilecek miyim?’ diye düşünülürse, bununla ilgili mental enerji harcanıyor ve performans anksiyetesiyle birlikte verimlilik azalıyor.”

FİZİKSEL BELİRTİLER NEDEN ORTAYA ÇIKIYOR? 
Bunun temelinde “somatizasyon” yani sıkıntıları bedene göndermek yatıyor. Sorunlarımız kaldırabileceğimiz boyutu geçtiğinde ruhumuz, bedenimize der ki “Yıllardır bu işlerle uğraşıyorum ama artık olmuyor. Savunma mekanizmalarım, kaynaklarım bu işle başa çıkmak için yetersiz kaldı. Al biraz da sen uğraş!” Bedenin bu misyonu reddetme şansı yok. Çünkü ruh bedenin amiridir! Beden tüm sorumluluğu üzerine alıyor. Ancak ruhun kaynaklarının çok azı bedende var. Bedenin tüm enstrümanı organlar ve sınırlı kaynaklara rağmen sorunun çözümünü sağlamaya çalışıyor. Vücudumuz, organların şikayetlerini taklit etmeye başlıyor. Bu şekilde ifade edildiğinde yanlış anlaşılabiliyor. Kişi değil, beden taklit ediyor. Kişinin çarpıntısı, mide veya baş ağrısı gerçekten oluyor, tüm semptomlar yaşanıyor. Taklitten kasıt, bunların olması için fiziki, anatomik, fizyolojik hiçbir nedenin bulunmaması. Beden bunu tamamen bir savunma mekanizması olarak gerçekleştirerek sorunu çözüyor. Çünkü kimse “Kendimi son zamanlarda kötü hissediyorum” diyerek psikiyatriste gitmiyor. Ama çarpıntı, mide bulantısı, bayılma yaşaması halinde kişi ertesi gün kardiyolog, dahiliye uzmanı ya da nöroloğa başvuruyor. Bu uzmanlar kendi branşlarının gereği olarak tüm semptomları ortaya çıkarabilecek hastalıklarla ilgili tetkikler yapıyor. Nihayetinde hiçbir sonuca ulaşılamıyor çünkü yok. Son olarak kişiye “Bir de psikiyatriye uğrayın” deniyor. Kişi bedensel değil, psikiyatrik bir sorunu olabileceğini, bununla ilgili bir çözüme gidebileceğini özümsediği anda bedenin misyonu ortadan kalkıyor. Bedensel semptomlar arasında en çok mide-bağırsak sistemi, kalp-dolaşım sistemi belirtileri görülmekle birlikte, bunlara tüm organlarda rastlamak mümkün. 

TANI NASIL KONUYOR? 
Bu şikayetlerle gelen kişide belirtilerin sıklığı, süresi ve şiddetine bakılıyor. Kişinin, “Tedavi olmak istiyorum, beni bundan kurtarın” demesi tedaviye başlamak için çoğu zaman yeterli oluyor. Bunu demese de iş ve sosyal işlevselliğinde azalma, kişilerarası ilişkilerinde bozulmalar olmuşsa yine tedaviye başlamak uygun olup, kişi “anksiyete bozukluğu” tanısını alabiliyor. 

Formsanté – 2015 Eylül sayısı
Ayşegül Uyanık Örnekal

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here