Umut ışığını hiç söndürmedim!

Bebeğiniz hiç ummadığınız bir anda dünyaya “merhaba” derse, belki de yıllarca sürecek olan bir savaşın içinde bulursunuz kendinizi. Ama siz asla yılmazsınız mücadelenizde. İşte, 5 yıl boyunca oğlu Caner’in sağlığı için en ufak bir umut ışığını bile kaçırmayan Nükhet Demiray’ın mutlu sonla noktalanan savaşı…

Anne adayı hamileliği boyunce ne gibi hayaller kurar, neler düşünür? "Nasıl doğum yapacağım?,"Hangi kıyafetleri almak gerekiyor?", "Bebeğime en iyi şekilde bakabilecek miyim?" Aklınızda buna benzer bir yığın soru varken, nedensiz veya herhangi bir nedenden ötürü aniden gerçekleşen erken doğum, suratınızda Osmanlı tokadı gibi patlar. "Neden farkına varamadım?" diyerek kendinize kızarsınız… Doktorunuza kızarsınız… Fakat artık geriye dönüş yoktur. Küçük bebeğinizi karnınızda taşırken bile duyduğunuz tatlı endişelerin yerini, bu kez korku almaya başlar. "Acaba ne olacak?""Bir sorun çıkacak mı?"
Prematüre bebek sahibi olmak… Eğer 37. haftadan önce doğum yapmışsanız, prematüre bir bebeğiniz var demektir. Hele doğum haftası çok erken ve bebeğin doğum ağırlığı çok düşükse, belli başlı sağlık sorunlarını yaşama riski daha da büyür. Sonra belki de yıllarca sürecek olan uzunca bir maraton başlar. Kontroller, tahliller, fizik tedaviler… Yeniden bir savaşın içinde bulursunuz kendinizi…

Sabırsız Caner'in seyir defteri

Prematüre bebeğe sahip olan 30 yaşındaki bankacı Nükhet Demiray, oğlunun sağlık sorunlarında yaşadığı sıkıntılarını "Sabırsız Bebeğimin Seyir Defteri" adlı kitabında bu şekilde kaleme almış. Genç kadın, artık 5 yaşında olan oğlu Caner'in doğumu sırasında yaşadıklarını, doğrularını yanlışlarını, zaman içinde edindiği tüm deneyimlerini aktardığı kitabına, doktor görüşlerini de eklemiş. Demiray çifti, aynı zamanda yine prematüre bebekler hakkında bilgilerin yer aldığı "www.minikcaner.com" web sitesini de hazırlamış. Peki, bu kitabı yazmaya ve internet sitesini kurmaya neden gerek duymuşlar? Nükhet Demiray, bunu şöyle yanıtlıyor: "Biz, prematüre bebekler hakkında bilgiye erişmekte büyük güçlük çekmiştik. Elimizin altında bir kitap veya deneyimlerinden yararlanabileceğimiz insanlar yoktu. Anne babaları, erken doğan bebekler hakkında kulaktan dolma bilgilerle değil, bilimin ve yaşanmış gerçeklerin ışığında biraz olsun bilgilendirmeyi amaç edindik."

Üç ay önce "merhaba" dedi

8 Ekim 1994'te eşiyle nikah masasına oturmuş Nükhet Demiray. Üçüncü evlilik yıldönümlerinde bebekleri sürpriz yapıp, aniden doğmuş. Ve yıllarca süren maraton da böylece başlamış…"Hamileliğimin 27. haftasındaydım. Alışverişe çıkmış; puset bebek çantası, kanguru ve ufak tefek şeyler almıştık. Çok yorulmamıştım, her şey yolundaydı. Ancak geceyarısı uyandığımda kendimi kasılmış bir vaziyette buldum. Hastanede yapılan muayenede doktorum doğumun başladığını ve 750 gr. gibi düşük tartılı bir bebeğin yaşama şansının olmadığını söyleyince sanki başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Bebeğim yaşamayacaktı ve bunu bile bile doğum yapacaktım! Ağlıyordum, panik içindeydim. Sonra beni bayıltmışlar. Doğduğunda solunumu çok kötüymüş; doğum tartısı sanılanın aksine 1200 gr., boyu 38 santim olarak saptanmış. Bir umutla doktorlar ve eşim tarafından İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Yenidoğan Servisi Yoğun Bakım Ünitesi'ne kaldırılmış" diyerek hikayesini anlatmaya başlıyor genç kadın… Ayıldığında annesinden bebeğinin yaşadığı müjdesini aldıktan sonra sürekli dua etmeye başlamış Nükhet Demiray. "Bundan sonra ne olacaktı? İşte bu, bizim için bilinmeyen bir denklem gibiydi. Yaşadığı takdirde bizi birçok sorunun bekleyeceğini biliyordum, ama bu sorunların boyutları ve detayları hakkında fikrim yoktu. " diyerek sıkıntılarını dile getiriyor. Doğumun ertesi günü hemen bebeği görmeye gitmişler. "Bebeğimin kuvözünün yanındaydım. Her yerinden kablolar sarkıyordu, kolunda serum takılıydı, ayağında ne olduğunu bilmediğim başka bir şey vardı. Başucundaki alarm cihazı bazen sinyal veriyordu, bir cihaz da solunumunu sağlıyordu. Birden gözyaşlarıma hakim olamadım, içimden 'yaşayacak' diyordum.. Yaşamak zorunda o benim oğlumdu ve güçlü olmalıydı." diyor Nükhet Demiray. Ancak doktorlar Caner'in durumunun çok riskli olduğunu, her an her şeyin olabileceğini belirtmişler. Korkulan olmuş ve Caner üçüncü günde; beyin, akciğer ile mide kanaması geçirmiş.
Tüm üç ay boyunca hastanede yaşam mücadelesi vermiş minik Caner. Tabii bu üç aylık serüvende yoğum bakımda yatan Caner'in doktor kontrolleri, bitmek bilmeyen tahlilleri, kan değişimi ve solunum terapileri epey yıpratmış Selçuk ve Nükhet Demiray çiftini. Sorunlar evde de yaşanmış. Caner'in alması gereken ilaçları, iştah azlığı ve kusma sorunları uzun bir süre daha devam etmiş. Ancak zamanla sağlığı daha iyiye doğru gitmeye başlamış.

Doktor trafiği son buluyor

Peki, şimdi Caner' in sağlık durumu nasıl? Bu sorumuza gülümseyerek şöyle yanıt veriyor genç kadın:"Caner, çocuk doktorunun dışında 5 ayrı uzmanlık alanındaki doktor tarafından kontrol ediliyordu. Doktorlardan her zaman güzel sözler duymadığımız için bu kontroller bizi epey yıpratmıştı. Ancak mücadelemizden hiç yılmadık ve bunun sonuçlarını da almaya başladık. Artık rutin çocuk doktoru kontrolleri dışında nöroloğa yılda bir kez kontrol amaçlı gidiyoruz. Caner, bir süre yaşıtlarını geriden takip etti. Ancak şu anda motor ve algısal gelişim olarak yaşıtlarıyla hemen hemen eşdeğer seviyede. Gelişimini sürekli takip ediyoruz. Endişe ettiğimiz konuları doktorumuzla konuşuyor, önemli bir durum olup olmadığı konusunda bilgi sahibi oluyoruz. Maratonumuz halen devam ediyor. Çünkü daha önümüzde katedilmesi gereken çok yol var. Tek fark, bir aksilik olmadığı müddetçe eskisi gibi endişe içinde olmadan bu dönemleri geçirecek olmamız!"

CANER NASIL YÜRÜDÜ?

Bir yıl süren tedavide mutlu son
* Bir aylıkken "Spastisite" teşhisi konuldu. Bu, fizik tedaviden başarı sağlanamazsa yürümesinde ve motor gelişiminde sorun çıkacağı anlamına geliyordu.
* Caner'de hasar bırakmaması için hastalığı bir yıl içinde yenmeliydik.
* Günde 4 – 5 saate yakın fizik tedavi demek, kesintisiz ve sinirli bir şekilde ağlamak ve enerji sarf etmek demekti.
* Fizik tedaviye dört elle sarıldım, artık Caner'in ağlaması umrumda bile değildi. Uyanık olduğu her fırsatta fizik tedavi yaptırıyordum.
* Caner'in terapileri aksayacak diye hiçbir yere gitmek istemiyordum. Çünkü tedavinin başarılı olabilmesi için hiç aksamadan devam etmesi gerekiyordu. Kendimi adeta eve kapatmıştım. Öyle ki mesleğimden bile vazgeçtim.
* Bir gün Caner doğmadan önce çektirdiğim fotoğrafım elime geçti. Aradaki fark görülmeye değerdi. Artık dağınık saçlı, yüzü sivilceli, bakımsız ve omuzları çökük bir kadın vardı. O andan itibaren değişmeye karar verdim ve artık üzerimdeki ağırlığı düşünmeden, korkularımla daha az yüzleşerek yaşamaya başladım. Tabii bu da oğluma pozitif yönde yansıdı.
* Caner 17 aylıkken yürüdü. Tam bir yıl. Evet, bir yılda spastisiteyi yenmeyi başarmıştık.
* Onunla sokakta elele tutuşup düşe kalka yürürken nasıl seviniyor ve gururlanıyordum, anlatamam!

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here