Diyabet, hastalık değil yaşam biçimi

Şeker Çocuklar kitabının yazarı Şebnem Güneyman, “bir yaşam biçimi” olarak yorumladığı diyabetiyle 8 yaşından bu yana yaşıyor. Beslenmesine ve tedavisine dikkat etmesinin yanı sıra shiatsu, refleksoloji gibi tamamlayıcı terapilerden de büyük yarar gördüğünü söylüyor.

Yeşim Nur

Tam 30 yıldır diyabetimle birlikte yaşıyorum. Türkiye Diyabet Vakfı'na bağlı olan Diyabetle Yaşam Derneği'nde bilfiil çalışıyorum. Elimden geldiğince diyabetli olan ya da olmaya aday kimselere yardım etmeye çalışıyorum, tavsiyelerde bulunuyorum.
Diyabetli olduğunu saklayan, ya da diyabetle yüzleşeceğini bildiği için doktora gitmeyen o kadar çok insan var ki çevremizde. Formsante aracılığıyla bu insanlara tavsiyede bulunabileceğimi düşünüyorum. Her şeyden önce kişi kendini sevmeli ve kendini tanımalı. Bu sadece diyabet için değil, her şey için geçerli. Bir hastalık tanısı konulduğunda herkes ilk başta demoralize oluyor. Gayet doğal bir şey. Eğer diyabet bu yaşımda ortaya çıksaydı ben de bir sarsıntı geçirebilirdim. Çünkü alışmış olduğunuz bir yaşamdan uzaklaşmak zorunda kalıyorsunuz.

Zor bir dönemdi…

O zaman çok sıkı bir rejime girdim ancak çok küçük olduğum için diyet yapmaktan çektiğim işkenceyi ve yaptığım şımarıklıkları anlatamam. "Ben bunu yerim ama bir tane bebek alırsanız…" diye hep bebek isterdim. Dört kardeşiz. Ama hasta olduğum için o pozisyonu çok iyi kullanmayı becerebiliyordum. Annem artık en sonunda çareyi buldu. "Doktorlar oyuncak almamızı yasakladılar" dedi.
Önce direkt insüline başlanmadı. Daha sonra iğnelerin yapılması gerektiği öğrenildi. İğne dediğim zaman da bayağı babadan kalma kocaman iğneler. Enjektörler, havagazı ocaklarında onlar kaynatılır, her defasında patlar. Olduğunuz insülin Türkiye"de yok, yurt dışından buz kalıpları içinde getiriliyor… Geri dönüp baktığımda zor bir dönemmiş diyorum. Şimdi ise ilaç sanayinin ve teknolojinin ilerlemesiyle her şey daha minimize, rahat ve ülkemizde de bulunur hale geldi. Ailecek şekeri öğrenmeye başladık. Manavdan bir terazi aldık. Her şey terazide tartılmaya başlandı. İki tencere yemek yapılmaya başlandı. Evde her türlü şekerleme alma gibi haklar yasaklandı. Bir de o zamanlar şimdiki gibi kanımızı ölçebileceğimiz aletlerden de yoktu. Bir asistan eve geliyordu kan alıyordu ama sonuçları çoğu zaman ertesi gün öğrenebiliyorduk! Dediğim gibi bunların hepsi bir hikaye olarak kaldı şimdi…

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here