Jessica May: “Oyuncu olmasaydım veteriner olurdum”

Röportaj: Deran Çetinsaraç
Fotoğraflar: Murat Sargın
Fotoğraf Asistanı: Zehra Sargın
Styling: Tülin Demir
Makyaj: Alp Kavasoğlu
Saç: Suat Ürün/No21

Gösterimde olan “Dert Bende” filmi, güzel oyuncu Jessica May’in ilk uzun metrajı, üstelik ilk kez bir Türk karakteri canlandırıyor. Fiziği ve içtenliğiyle hemen karşısındakini etkileyen Brezilyalı güzel oyuncudan yeni filmini ve çok sevdiği İstanbul’a geliş hikayesini dinledik.

Üniversiteye kayıt olmak üzere yola çıkacakken İstanbul’dan modellik işi gelmesiyle hayatı değişen Jessica May, Türkiye’de modellik ve reklam kariyerinin ardından şimdi ilk sinema filmiyle başrolde. Daha önce “Yeni Gelin” dizisiyle büyük hayran kitlesine sahip olan Jessica May’in Türkiye’ye yerleşmesinde etkili olan bir diğer sebep de ilk aşkını bulması. Eşi Hüseyin Kara ile birlikte İstanbul’da yaşayan oyuncu, hayvanlara düşkünlüğüyle de tanınıyor. Brezilya’da ailesiyle birlikte çiftlikte yaşamış olan May, topraklarının kırmızı oluşu dolayısıyla ülkesinde lakaplarının “Kırmızı ayaklar” olduğunu anlatıyor…

Başrolünü oynadığınız ve yeni vizyona giren Dert Bende filminden bahsedebilir misiniz?
Bu film benim için çok özel bir iş; hem ilk sinema deneyimim hem de ilk kez bir Türk karakteri canlandırıyorum. Yabancı kılıktan çıkıp, Pelin karakterini oynamak benim için çok değerli çünkü bu çok zordu. Sette herkes beni Pelin olarak çağırınca kendimi Türk gibi hissettim ancak konuşmaya başlayınca tabii ki henüz olamadığım ortaya çıkıyor. Dizi bittiğinden beri çok sayıda sinema senaryosu geldi ama hiçbirinin içerisinde olmak istemedim. Bu senaryo geldiğinde okumaya başladım ve daha yarısına gelmeden kahkahalara boğuldum. Bu arada senaryonun sonuna geldiğimde ikincisinin olacağı da yazıyordu. Ve elimdeki senaryo o kadar komikti, ki ikinciyi de hemen okumak istedim.

İkincide sizin oynadığınız karakter var mı?
Şimdilik var. Okumayı bitirir bitirmez hemen Ümit Kantarcılar’ı aradım. Ümit çok eski bir arkadaşım, filmin hem başrolünü hem de yapımcılığını üstlendi. Menajerimi bile aramadan Ümit’e “Ben bu filmde olmak istiyorum” diye onay verdim.

Filmin konusunu da anlatabilir misiniz?
Kenan, Cem ve Mert adında üç arkadaş, evlenme kararı alan arkadaşlarına engel olabilmek için kaçış planı yapıyor. Ve büyük bir maceraya başlıyorlar. Filmi izlerken yok artık, daha beteri olamaz dediğiniz pek çok hadise gelişiyor. Pelin de başka bir durumdan kaçmaya çalışırken, bu arkadaşlarla yolları kesişiyor.

Film sanki Bradley Cooper’ın oynadığı “Hangover”ı anımsatıyor…
Evet, bunu söyleyenler oldu. İki film de durum komedisi, kara mizah. Bence senaryomuz çok başarılı, tüm parçalar yerine oturuyor.

Çok fazla sayıda çocuk hayranınız da var, bu durum “Yeni Gelin” dizisinden mi kaynaklanıyor?
O dizi biraz masalları andırıyordu. Dizide giydiğim kıyafetler, peri kostümlerine benziyordu. Çocuklar diziyi sanki bir masal izliyormuş gibi takip etti.

Yabancı olduğunuz için sürekli karşılaştırma yapmanız isteniyordur; ben de gelin-kaynana karşılaştırması isteyeceğim sizden. Brezilya’da da Türkiye’deki gibi gelin-kaynana çekişmesi oluyor mu?
Olmaz mı! Bence gelin-kaynana çekişmesi tüm dünyada benzer şekilde oluyordur. Sonuçta bir oğlunuz var ve onu başka bir kadınla paylaşmak zorunda kaldığınız için kıskanıyorsunuz. Erkek çocukların ilk aşkı anneleri, hayatı boyunca hep birlikteler, sonra gün geliyor bu çocuk başka kadına aşık olup onun yanına gidiyor. Dolayısıyla haklı bence kaynanalar… Brezilya’da da durum aynen bu şekilde.

İstanbul’da yaşayan Brezilyalılar buluşup, görüşür müsünüz?
İstanbul’daki konsolosumuz bu konuda çok aktif. Hatta geçenlerde 7 Eylül olan Brezilya’nın kurtuluş gününü samba etkinliğiyle kutladık. Konsolostan futbolculara kadar herkes samba yaptı. Özlediğim tüm Brezilya yemeklerini o gece yedim. İnanılmaz güzeldi. Hem ülkeni hem Portekizce konuşmayı özlüyorsun, bu buluşmalar sayesinde hasret gideriliyor.

Bu ülkeye yerleşmenize belki de sebep olan eşiniz aynı zamanda ilk aşkınızmış… Kaderci bir tarafınız var mı?
Kesinlikle, çok kaderci bir insanım. Brezilya’dayken üniversiteye kayıt yapmaya gidiyordum. Biyolojik bilimleri kazanmıştım ve tam kayıt zamanıydı. Eşyalarımı hazırlamış, tam evden çıkmak üzereydim telefon geldi ve “Türkiye”ye gidiyorsun” dedi ajansım. Kalakaldım; üniversiteye mi gedecektim yoksa bu iş için İstanbul’a mı… Annemi aradım ve bana “İstediğin zaman üniversiteye gidebilirsin ancak manken olmak istiyorsan sadece belli yaşa kadar yapabilirsin” dedi. Bu arada annem 40 yaşındayken üniversiteye girdi, dolayısıyla ben de onu örnek alırım her zaman kendime. Sonuç olarak Türkiye’ye geldim ve Hüseyin’le tanışınca ilk görüşte aşk dediğimiz şey oldu. Hiç böyle bir şeyin benim başıma geleceğini düşünmezdim ama ona bakınca midemde kelebekler uçuştu. Brezilya’dan ayrılana kadar hiç erkek arkadaşım olmadı, 10 bin kilometre uzakta, okyanus ötesinde eşini bulmak; bence bu kesinlikle kaderimde varmış.

İstanbul’a ne işi için gelmiştiniz?
Bir reklam çekimi için. Bu arada diziden önce sayısız reklam filminde oynadım, kameralara alışkındım zaten.

Mankenlikten oyunculuğa geçiş yaşadığınızda size karşı önyargılı bir yaklaşım oldu mu?
Önyargılı yaklaşım yine hemen her ülkede ve her meslekte karşımıza çıkabiliyor. Dolayısıyla mankenlikten oyunculuğa geçiş yaptığımda benzer bir davranışla karşılaşacağımı biliyordum. Yine de yapmak istediğim şey buydu ve göze aldım. Bir de şunu düşündüm; sen yaptığın işten ne kadar emin olursan ve duruşunu belirlersen, insanların sana karşı yaklaşımlarını da belirlemiş olursun.

Aileniz geldi mi buraya?
Geldiler ve bayıldılar. Hatta emekli olduktan sonra burada yaşamayı bile düşünüyorlar. Babam Karadeniz’i istiyor çünkü eşim Çayelili. Çayeli’ye gittiğimizde yaylaları gördü ve bana ordan onun için arsa almamı istedi. Ben de babama Karadeniz’de artık toprağın altın gibi olduğunu anlatmaya çalıştım ama bu konuda kararlı.

Çiftlik hayatından metropole geçiş yapmışsınız. İstanbul’un nesini seviyorsunuz?
İstanbul’un her şeyini seviyorum. 15 yaşına kadar çiftlikte büyüdüm, doğal hayatı doya doya yaşadım. Cep telefonundan uzak, hayvanlarla iç içe ve çıplak ayakla gezdiğim bir yaşamım oldu. Bu arada bizim topraklarımız kıpkırmızıdır ve ayaklarımızın altı kırmızı olur. Brezilya’da lakabımız Kırmızı Ayaklar. Tabii ki arada çiftlik hayatını özlüyorum ama İstanbul’a çok alıştım. Trafiğini bile seviyorum diyebilirim. Burası çok dinamik bir şehir. Canın ne zaman bir şey isterse çık bulursun, her şey elinin altında. Brezilya’da bir uygulama olacak, sipariş vereceksin akşamın bir saatinde ve evine getirecek… Böyle şeyler sadece İstanbul’da var. İşte bu tip şeyler bize çok özel geliyor.

İstanbul’da gitmekten hoşlandığınız yerler neresi?
Boğaz’a gitmeyi çok seviyorum çünkü İstanbul’a geldiğimde ilk defa denizi gördüm. Bir şehrin içerisinde iki kıta yer alıyor, bu inanılmaz bir şey. “Şu an Asya’dayım” veya “Şu an Avrupa’dayım” demek çok hoşuma gidiyor. Böyle konuşup arkadaşlarıma hava atabiliyorum. Boğaz’a gittiğim zaman suyu izlemek çok farklı bir enerji veriyor bana. Sonuçta 17 yaşında gelmiştim ve Boğaz’dan geçen vapurlara bakakalmıştım. Kafam karışıksa gider otururum; denizi, martıları ve vapurları izleyip kafamdakileri netleştiririm, sakinleşirim.

Ailenizin kökleri nereden geliyor?
Almanya, İtalya ve Litvanya. Beni de zaten Litvanyalı’lara benzetiyorlar.

Evinizde hayvan besliyor musunuz?
Sokaktan iki tane kedi sahiplendim. Birini geçen aralıkta almıştım, diğerini de eşim Hüseyin askerden geldiğinde ona sürpriz yaptım. Yine sokaktan sahiplendiğim köpeğimiz var ama buradaki evimizde yer olmadığı için Rize’ye gönderdik. Hayvanları çok seviyorum, sokaktakiler için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum. Çantamda her zaman mama olur.

Oyuncu olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?
Kesinlikle veteriner olurdum. Babam veteriner, kardeşim de bu bölümde okuyor. Hayvanlarla büyümek insana inanılmaz değerler katıyor.

Makyajsız hali daha güzel olan sayılı kişilerdensiniz bizce, cildinize nasıl bakım yapıyorsunuz?
15 yaşından beri mankenlik yapıyorum, dolayısıyla her günüm makyajlı geçti diyebilirim. Özellikle dizide oynarken bazen üst üste makyaj yapıldığı oluyordu. Ki bu durum cilde çok zarar veriyor. Zaten cildimle ilgili çok ciddi bir sorun yaşadım. Sekiz ay boyunca tedavi gördüm. Daha yeni yeni cildim düzeldi. Dolayısıyla artık cildime daha fazla dikkat ediyorum. Asla makyajla uyumam. Doğallıktan yanayım, normalde makyaj da yapmam. Cildim için farklı bitki özlerinden bir yağ hazırlandı, sadece onu kullanıyorum.

Brezilyalı kadınların güzellik sırrı nedir?
Bizde diş sağlığı ve beyazlığı çok önemlidir. Annemin bana edindirdiği en önemli alışkanlık diş ipi kullanmak. Brezilya’da yolda yürürken bile diş ipi kullanan insanlar görebilirsiniz. Dişimde bir leke mi oldu, vakit kaybetmeden dişçiye giderim.

Peki saçlarınız?
Bilmiyorum doğru mu ama her gün saçımı yıkarım. Sonuçta tüm günü dışarıda geçiriyoruz ve saçlarımız kirleniyor. Gece yastığa kafamızı koyduğumuzda saçımızdaki kirler yüzümüze geçebilir ve cildime zarar verebilir. Bunu ortaokuldayken biyoloji öğretmenim söylemişti, ben de hayatım boyunca buna dikkat ettim.

Spor yapmaya vakit bulabiliyor musunuz?
Kapalı spor salonlarını daha önce denedim ama hoşuma gitmedi. Bu yüzden yoga yapmayı çok seviyorum, özellikle de açık havada. Yüzmeyi bilmediğim için kursa gittim, biraz öğrendim. Bu sene ilk defa denizde yüzmeyi denedim ve çok iyi hissettim.

Hayatınız boyunca hiç diyet yaptınız mı?
Hiç yapmadım. Babam çok zayıf bir insan, 57 yaşında olmasına rağmen hiç göbeği yok. Çiftlikte sürekli hareket halinde olduğu için kondisyonu da çok iyi durumda. Çocukluğumdan beri hiç diyet yapmadım ama yediklerimin bana bir faydası olması gerektiğini düşünüyorum. Bir dönem midemden rahatsızlık yaşadım ve bunun kötü beslenme kaynaklı olduğunu öğrendim. Dolayısıyla sağlıklı beslenmeye çalışıyorum.

Sizinle ilgili ameliyat videoları izlemeyi sevdiğinizi okumuştum. Kan tutmuyor galiba?
Çok seviyorum, kesinlikle kan tutmuyor. Brezilya’dayken köpeğimi ameliyat etmiştim. Babam evde değildi, kardeşim de küçük çocuktu. Hayvanların vücuduna, organlarına aşinaydım sonuçta. Köpeğimin de ağzında bir sorun vardı ve kanıyordu. Ağzındaki problemi hallettim, dikiş attım ve iyileşti. Ailemde çok sayıda doktor ve hemşire var. Belki bu yüzden genetik olarak yatkınım.

En çok ne tür şeyler izlemekten hoşlanıyorsunuz?
Drama türü filmleri ve dizileri izlemeye bayılıyorum. Ve bugüne kadar hiç drama oynayabileceğim bir rol gelmedi, çok istiyorum. Oyunculuk dersi aldığım hocalarım da benim dramayı iyi oynayacağım konusunda hemfikir. Favori filmlerim “Dr. Jivago” ve “Uğultulu Tepeler”dir. Dizi olarak da “Homeland” hoşuma gidiyordu. Bu arada Kemal Sunal benim idolüm, onun filmlerini izlemeye bayılıyorum. Hem insan olarak hem de oyuncu olarak müthiş biriymiş.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here