Ana Sayfa Psikoloji Toplumsal olaylar travmalarımızı tetikliyor

Toplumsal olaylar travmalarımızı tetikliyor

07102013 gezi1

Gezi Parkı olaylarını tüm siyasi bakış açılarından arındırıp sadece kadın çerçevesinden değerlendirdik ve uzmanına sorduk: Neden orada bu kadar çok kadın vardı, bu kadınlar eylemlere ne kattı ve bireysel olarak bu toplumsal travmadan nasıl etkilendik?

31 Mayıs’tan bugüne gündem hiç değişmiyor; Gezi Parkı… Eylemlerin en yoğun olduğu günlerde altı çizilen iki konu vardı; ne kadar çok genç ve ne kadar çok kadın olduğu… Eylemlerin simge fotoğraflarında da hep kadınlar vardı; yüzüne biber gazı sıkılan kırmızı elbiseli kadın, TOMA’ya kollarını açan siyah elbiseli kadın, mini şortu nedeniyle hemen turist sanılan Lobna, “Çocuğunuzu gelin alın” çağrısı üzerine meydana koşup zincir oluşturan anneler, evlatlarını yitirdikleri için ağlayan analar, polise çiçek veren, börek ikram eden kadınlar… İşin siyasi tarafını bir kenara bırakırsak nasıl aniden böyle bir araya gelindi, kadınların Gezi eylemlerine nasıl bir etkisi oldu ve Gezi eylemleri kadınların hayatını nasıl etkiledi diye de sormak gerektiğini düşündük ve sorularımızı Psikolog Deniz Aktosun’a yönelttik.

 

Sık sorulan bir soru ile başlayalım istiyorum. Ne oldu da böyle bir ortam doğdu?

İnsanların vicdanlarını devreye sokmaları gereken ciddi bir olay oldu. O sırada hiçbir siyasi bağ olmadığı için olayın, herkesin direkt vicdanına seslenen bir tarafı vardı. Genç insanların çadırları yakıldı, polis devreye girdi. Daha yumuşak halledilebilecek bir duruma, artan bir sertlikle müdahale edildi. Güçsüze karşı aşırı güç kullanılması insanların vicdanını devreye soktu. O noktada insanlar, çok insani bir reaksiyon verdi. Sadece bu açıdan bile bakarsak Gezi olayları toplumsal bir travma… Bu travma niye bu kadar insanda yankı buldu? Çünkü Türk toplumunun içinde haksızlığa uğrama ya da güçsüzken şiddet görme travması çok tanıdık… İster anneden-babadan dayak yemek olarak alın, ister kendini güçsüz hissetmek veya evlilik içindeki şiddet olarak alın, bunlar istatistiki olarak Türkiye’de çok yoğun yaşanan durumlar. Herkese çok tanıdık geldi. Ve seslerini çıkartabilecekleri, kişisel ve siyasi tarafı olmayan bir konu etrafında oldukları için bu kadar rahat reaksiyon gösterebildiler. En başından itibaren daha çok gençlerin ve kadınların buna tepki vermesinin arkasında belki de bu var.

 

Kadınların güçlü duruşu da herkesi çok etkiledi, hatta eylemlere verilen desteği artırdı gibi görünüyor…

İlk çarpıcı fotoğraf kırmızı elbiseli, akademisyen bir kadına biber gazı sıkıldığı andı. Orada güç dengesizliği açıkça ortaya çıktı. Bir adam bir kadına el kaldırdığında pek çok toplumda “Kadın bir şey yapmıştır; kocasıdır, babasıdır” diye düşünülüyor. Ama burada olayı tüm çıplaklığı ile görüyorsunuz, araya özür koyamıyorsunuz. Siyasi bir konu değil, kişisel de değil. Ve güçsüzken güce karşı ayakta durabilmek saygı uyandırıyor insanlarda. Kadını durdurmak için TOMA’ya ya da biber gazına ihtiyaç yok aslında. Polis bir kadını konuşarak da, kolundan tutup götürerek de, sadece ürküterek de durdurabilir. Ancak kadına dahi böyle bir müdahale yapılması devletin seçimine dair net bir mesaj koydu ortaya.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here