✓ Doğruluğu kontrol edilmiş makale

Psikolog Seda Sönmez


Ana Sayfa Psikoloji Yeteneklerini ortaya çıkar!

Yeteneklerini ortaya çıkar!

Yetenek nedir ve nasıl fark edilir? Yanıtı Formsante arşivinden…  Yoracak, düşündürecek, vazgeçirecek, tekrar başlatacak, arada üzecek, eğlendirecek ama sonunda hep iyi hissettirecek.

Baştan söyleyelim, kolay olmayacak! Peşinden koşarsanız büyük bir haz vereceği, hayatınızı güzelleştireceği, sizi dinç tutacağı ve başka hiçbir şeyle uğraşmaya vakit bırakmayacağı kesin. Fiziksel, zihinsel ya da sanatsal yetenekleriniz ve onlara verdiğiniz değer, hayatınıza yüzde 100 anlam katacak. Peki, yetenekle istek aynı şey mi? Tutku mu lazım, yetenek mi? Bir yetenek alınıp, onunla ne yapılır ki? Şans diye bir şey var mı? Her yetenekli, başarılı olur mu? Yeteneksizsen senden bir şey olmaz mı? Kafamızda cevaplanmayı bekleyen bir sürü soru var. İzmir Türkan Özilhan Devlet Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Seda Sönmez, yetenekle ilgili merak ettiğimiz soruları cevapladı. Kendi yeteneklerimizi görüp, onlara değer verip, arkasından gittiğimizde yaşayabileceğiniz hayatı keşfetmek için mutlaka okuyun.

YETENEK NEDİR?

Yetenek nedir? Yetenek nasıl fark edilir? Yetenek; genel anlamıyla insanın doğuştan gelen, öğrenme olmaksızın herhangi bir alanda onu diğerlerine göre daha farklı kılan her türlü yeterlilik ve üstün beceri özelliği olarak tanımlanabiliyor. Yetenek, fiziksel veya zihinsel olabiliyor. Yani soyut anlamda matematik, edebiyat, sanat gibi kavramsal düşünme becerisinin gelişmişliği olduğu alanlarda ortaya çıkabildiği gibi, fiziksel, somut bir işin, mekanik ilkeler çerçevesinde hızlı, yaratıcı çözümlemeler ve yüksek el becerisiyle de ortaya çıkabiliyor. Yetenek ister gelişmiş, ister gelişmemiş olsun, belirli türden işler yapma konusunda doğuştan gelen bir potansiyel. Yani temel olarak herkesin yapabileceği şeyleri, herkesten daha iyi ve farklı yapabilme becerisi diyebiliriz.

Profesyonel anlamda hangi alanda ya da alanlarda yetenekli olduğumuzu öğrenebilmek için bazı ölçme ve değerlendirme teknikleri bulunuyor. Kavramsal öğrenme becerisi, birbiriyle ilişkilendirme, analiz yetisi ile bunu en doğru ve net şekilde ifade etme gücüyle ortaya çıkarılabilir. İnsanın yeteneklerini keşfinde zaman faktörü önemli bir yere sahip. Her yeni bir şeyi öğrendiğimizde beyin hücrelerinde yeni bağlar oluşuyor. Bu konulardaki deneyimler arttıkça da bu bağlar güçleniyor ve gelişiyor. Kullanılmayan bağlar da zayıflıyor ve zamanla o alandaki yeteneğimiz köreliyor.

Sadece ham bir yetenek, o alandaki becerinin en yüksek seviyede ortaya çıkartılıp, kullanılabileceği anlamına gelmez. Bu yüzden de yetenekleriyle alanlarında isim yapmış insanlar bile yeteneklerini üst seviyelere çıkartmak için mutlak bir şekilde, günde en az 8-10 saatlik çalışma ve geliştirme programları uygular. Ancak bu şekilde yeteneklerini daha üst seviyelere taşıyabilirler. Hangi yetenekle dünyaya geldiğimizi bilmek çoğu zaman imkansızdır. Bu yüzden daha erken dönemlerde farklı uyarıcılara maruz kalmak, farklı alanlarda deneyimlerde bulunmak ve bunu sürdürmek yeteneklerimizin farkına varmada önemli rol oynuyor. Çünkü zamanla maruz kaldığımız farklı uyaranlara vermiş olduğumuz tepkiler, yeteneklerimizi belirlemeye başlıyor. Bu açıdan olabildiğince erken dönemlerde, ne tür potansiyel yeteneklere sahip olduğunu öğrenebilmek, yetenek havuzunun çeşitliliğini ve derinliğini görebilmek önemli.

Eğilimlerimize yetenek demek doğru mu?

Eğilim ile yetenek, çok sık karıştırılan ve farkında olmadan birbirinin yerine kullanılan kavramlar. Aslında tanımlarına baktığımızda, farklı kavramlar olduğunu görüyoruz. Yeteneği; doğuştan gelen, kişiyi diğerlerinden ayıran bir üstün beceri diye tanımlamıştık. Eğilim ise bir şeyi sevmeye ve yapmaya karşı içten bir yönelim demek. Yani eğilimde istek faktörü önemli. Oysa yetenek kavramı, istekten öte doğuştan getirdiğimiz bir yeti. Mesela resme eğilimli olmak, resim yapmayı sevmek ve bu konuda istekli olmak, bu alanda yetenekli olduğumuz ya da olacağımız anlamına gelmiyor. Burada önemli olan eğilimlerimizle sahip olduğumuz potansiyel yetenekleri olabildiğince paralel doğrultularda buluşturup, ilerletebilmek. Bu ikisinin aynı yönde ilerlemesi (ve tabii ki gerekli şekillerde üzerinde çalışılarak) sahip olunan yetenek alanında hızlı bir yükseliş ve başarı getiriyor.

Eğilimlerimiz genelde kendiliğinden, otomatik olarak ortaya çıkıyor. Bunu çocukların oyun alanlarında serbest bir şekilde oynarken tercih ettikleri oyuncaklarda görebileceğimiz gibi, bizlerin kitap okuma ya da film seyretme eğilim ve tercihlerimizde görmek de mümkün. Genel olarak o işi yaparken ondan aldığımız keyif ve mutluluk, eğilimlerle birlikte ilerleyen ve onu besleyen bir özellik diyebiliriz. Bu noktada ideal olan, daha önce de ifade ettiğimiz gibi eğilimlerimizle sahip olduğumuz potansiyelleri aynı potada eritebilmek. Çünkü eğilimlerimizin bizi yönlendirdiği uğraş ve çalışmalardan aldığımız keyif, mutluluk ve bundan doğan enerji ile motivasyonu hayatımıza doğru şekilde yönlendirebilirsek yaşamımızın geri kalanı için de pozitif bir etkisi oluyor.

Yeteneğimizin doğasını nasıl kavrarız ve onu hayatımızda nasıl doğru kanallara aktarırız?

Bir insan farklı yetenek ve becerileriyle dünyaya geliyor. Bu yetenek ve beceri potansiyelleri bütününde bazı yetenekler baskın, bazı yetenekler orta düzeyde, bazı yetenekler düşük düzeyde, bazı yetenekler ise hiç yoktur. İşte doğru kanallara aktarma süreci de ancak baskın olan yeteneklerimizin farkına vardığımız anda başlıyor. Farkına varma durumu, elbette tek seferde olacak bir şey değil. Bu uğurda birçok girişimde bulunmak, zaman ve emek harcamak gerekiyor.

Söz konusu çeşitlilikte girişilecek deneyimler, kendinizi keşfetme noktasında yeni kapılar açacak. Hem de hiç fark etmediğiniz, belki de hayatınız boyunca asla bilmediğiniz kişisel özellikler, meraklar, tutkularınızı keşfetmenin önünü açacak. Ayrıca sahip olduğunuz temel yeteneklerin yanı sıra yeni uğraşlar ve ilgi alanları edinmiş olacaksınız. Ve hayatınız zenginleşecek. Doğru kanala yönlendirebileceğimiz baskın yeteneği bulduğumuz andan itibaren işin içine ilgi, tutku, çalışma, disiplin ve odaklanma gibi kavramları da ekleyerek, bu yolda devam etmeliyiz. Var olan yeteneğin doğası kavrandıktan sonra bunun sizi mutlu edecek bir fayda ve araç sağlayıp sağlamayacağı sorgulamasını yapmalısınız. Bu nokta önemli çünkü yaygınlıkla karşılaşılan durumlardan biri de sahip olduğu yeteneğiyle barışık olmama durumunun insanlarda yarattığı memnuniyetsizlik, mutsuzluk ve huzursuzluk hali. Ve asla fark edilmediğini düşünüp, dünya üzerinde yerini bulamama duygusu. Sahip olunan yeteneğin insana ve hayatına katacağı yeni değerlerin toplamında oluşturulacak yeni yaşam biçimi ve hayat algısı, hayatta bir adım öne geçme şansı ve fırsatı yaratıyor. Bu da iş, eğitim, kariyer, sosyal hayat ve insanlar arası ilişkide en temel mutluluk kaynağını bulmanızı sağlıyor.

Bir konuda sadece yetenekli olmak, onu sürdürmek için yeterli mi?

Kuşkusuz yeterli değil. Çünkü böylesi bir durumda devreye yetenek dışında, ilgi ve tutku gibi farklı kavramlar ile koşullar da giriyor. Her iki kavram da isminden de anlaşıldığı üzere gerek bir işe başlamada, gerekse o işi sürdürmede ciddi rol oynuyor. Kişinin bir alana ilgisi yok ama yeteneği varsa bile yetenek tek başına devam etmek için yeterli gelmez. Ancak yeteneği olmadığı alana ilgi duyan biri, yeteneğinin olmadığını bildiği halde tutkuyla yapmaya başladığı bir işte başarılı olabilir.

O yüzden bir işe girişmeden önce temelde sorulması gereken soru, sürdürülen yaşamın tüm parametrelerinin toplamında (kişisel yetenek, beceri, hedef, kariyer planlaması gibi) o işi yapmayı isteyip istememek olmalıdır. Bugün dünyada olduğu gibi ülkemizde de güzel sanatlar fakülteleri ya da konservatuarlar branşlarına yönelik olarak özel yetenek sınavlarıyla öğrenci alıyor. Genelde bu konu açıldığında “Yeteneğin okulu mu olurmuş, ne öğretebilir ki?” gibi kafa karışıklığı içeren yorumlarla karşılaşılıyor. Ama burada asıl dikkatimizin çekilmesi gereken şey, yeteneğin tek başına yeterli bir şey olmadığı, bunun ilgili branş ve disiplinlerin kendi yöntem ve araçları içerisinde eğitilip, biçimlendirilmesi amacını taşıdığı. En az dört yıl boyunca akademilerde, sahip olunan yeteneklerin en iyi şekilde nasıl geliştirilip parlatılacağı, daha ötesi sahip olunan bu yeteneklerle neler yapılabileceği, verimli bir üretkenliğe nasıl dönüştürüleceğinin yol ve yöntemlerini öğretiliyor.

Yetenek ve çalışma bir araya geldiğinde ne olur?

Yetenekli olduğumuz bir alanda, bir de üzerine çalışmayı eklersek sonuç tabii ki başarı olur. Ancak burada göz ardı etmememiz gereken birkaç nokta var. Bunlardan ilki ilgi. Yani insanın bir alana ilgisi yok ama yeteneği var ve çalışıyorsa başarılı olabilir. Ancak buradaki başarı olağan başarıdır. Aksi durumda ilgisinin olması, çalışmasını arttıracağından yoğun çalışma, ilgi ve yetenek üçlüsünden de üstün başarı doğabiliyor. İkinci kavramımız ise çalışma kavramının kendisi.

Yeterli titizlikle, odaklanma, disiplin ve bilinçli bir çalışma modeli yetenekle birleşirse hayatımızda başarıyı getiriyor. Nasıl ki verimli bir toprağa, ona en uygun tohumu eker ve sonrasında bakım, sulama, gübreleme, çapalama gibi ihtiyaç duyduğu her şeyi doğru ve düzgün bir şekilde yapıp, sonucunda en güzel ve en bereketli ürünü elde edersek; yeteneğin karşılığını bulmuş disiplinli çalışma sonucunda da aynı şekilde hayatta bireysel ve mesleki üstün başarıyı elde etmek mümkün. Başarının tanımı; kişilere, toplumlara ve kültürlere göre zaman zaman değişiklik gösterse de bunun yarattığı etki ve sonuç hiçbir zaman, hiçbir toplumda değişmez. Yani yapılan işte uğraşlar sonucunda elde edilmiş başarı, her zaman insanın iç dünyasında bireysel olarak bir tatmin duygusu yaratır. Yaşadığı toplumda hem mesleki hem de kişisel takdir görerek, toplumsal yaşam içinde bir yerlere gelebilir. Bu da kendi motivasyonunu arttırarak, kendisine yeni hedefler koyarak, bunlara ulaşmak konusunda kendisinden başlayarak, başkaları için de yeni ilham kaynakları oluşturmasına yardım ediyor. Yeni başarı hikayelerinin yazılmasının önünü açıyor.

Başarı-yetenek ilişkisi var mı? Yetenekli olmadığımız bir alanda başarılı olabilir miyiz?

Elbette olabiliriz. İnsanın en temel edinilmiş ihtiyaçlarının başında başarı ihtiyacı geliyor. Başarılı olmak, bir işi istenilen bir biçimde bitirmek, elde etmek istediğini bulmak olarak tanımlanabiliyor. Başarılı olmada yetenek kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken bir kavram ancak başarılı olmanın tek koşulu değil. Bir işi başarmak söz konusuysa yüzde 30 yetenek dersek, yüzde 70 çalışma diyebiliriz. Dolayısıyla yetenekli olmadığımız bir alanda bile gerekli ilgiye, disipline, odaklanma ve yeterli çalışma azmine sahipsek başarılı olmamamız için bir neden bulunmuyor.

Yetenekli olalım ya da olmayalım, başarının en temel şartı çalışmak. Bu yüzden başarılı olmada hep geri planda kalan ilgi, disiplin, odaklanma kavramlarının da büyük rol oynadığını söyleyebiliriz. Fazlasıyla ilgili olduğunuz bir alanda yeteneğiniz yoksa bile çalışma motivasyonunuzun yüksek olmasından dolayı başarılı olmanız kaçınılmazdır. Gerçekten istekli, tutkulu olan herkes, istediği konuda başarılı olur! Yaptığımız işlerde başarılı olma durumunda yetenek süreçleri sadece daha hızlı kavrama ve ilerleme noktasında bir avantaj sağlıyor. Günümüz koşullarında, zaman ve performansın tek başına bile paha biçilmez bir değer olduğu ortamda, bir işi yapma-başarma sürecinde hem bireysel gelişimimizde hem de kariyer ile iş rekabet ortamında büyük bir üstünlük ve avantaj.

Her şeyi yaptığınızı düşündüğünüz noktada yeterli başarıyı elde edemiyorsanız kendinize hangi soruları sormalısınız?

Öncelikle her şeyi yapmaktan kastettiğiniz şey sadece çalışmaksa, bu yeterli olmayabiliyor. Çünkü çalışma bile zaman, çalışmanın şekli gibi faktörler barındırıyor. Bunların da uygun ve doğru olması gerekli. Ayrıca uğruna her şeyini yaptığımız çalışma alanı benim için doğru alan mı? (Kişinin herhangi bir alanda yetenekli olması, onu her alanda yetenekli kılmaz. Eğer insan alanını doğru seçmezse başarılı olamaz.) Bu alanda başarılı olmaya yetecek kadar ilgim ve isteğim var mı? Başarılı olmak için gerekli azim ve kararlığı gösteriyor muyum? Yoksa hemen pes mi ediyorum?

Başarılı insanların ortak noktalarına baktığımızda yeteneklerinden çok, kararlılıkları göze çarpıyor. Kendime güvenim ne durumda? Bunlar ne kadar dengeli bir şekilde ilerliyor? Çünkü biliyoruz ki aşırı güven de en az aşırı güvensizlik kadar başarısızlığa yol açıyor. Gandhi, “Güç fiziksel üstünlükten değil, boyun eğmeyen iradeden gelir” der. Doğuştan getirdiğimiz özelliklerimiz başkalarıyla aramızda farklılıklara ve eşitsizliğe yol açabilir ama kişisel irademiz, çalışma azmimiz, disiplinimiz, hedeflerimiz ve odaklanma gücümüz bu eşitsizliği yenebiliyor.

Yazı: Irmak Yaşar

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here