35 yaşındaki Sebla Soydan Kalender anlatıyor: IBS’i nasıl yendim

1273243106-0

İki buçuk yıl önce kapıldığım endişe hali, huzursuz durumun yanı sıra fiziksel ağrılarım, kendisini bildi bileli hiçbir ciddi rahatsızlığı olmayan benim gibi biri için çok rahatsız ediciydi. Semptomlardan söz ettiğim yakın bir arkadaşım bana o zamana kadar daha önce hiç duymamış olduğum bir hastalıktan, IBS’den (irritabl bağırsak sendromu) söz ettiğinde soluğu doktorda aldım…

Aslına bakarsanız 35 yaşındayım ve çok sağlıklıyım. Ama yaklaşık ikibuçuk yıl önce bu yorumu yapabilecek kadar cesur değildim maalesef. Korkuyordum, huzursuzdum, endişeliydim ve her şeyden önemlisi bu hislerimi doğrulayacak fiziksel ağrılarım vardı. En çok da ağrıların bir günden diğerine başlamış olmasına kızgındım ve bir anlam veremiyordum.

Düşünsenize kendinizi gayet iyi ve sağlıklı hissediyorsunuz. Kendinizi bildiniz bileli de hiçbir ciddi rahatsızlığınız olmamış, hiçbir ameliyat geçirmemişsiniz, ciddi boyutta hiç ateşlenmemişsiniz bile. Yani tam “maşallah”lıksınız! Evet, ben de işte öyleydim ve bilimum hastalıkların kendimde ancak yaşlılıkla ilintili olarak ortaya çıkacağını düşünüyordum. Ta ki, 2003 Mart’ında durum değişene kadar.

‘SORUN YOK AMA BU AĞRILAR NEDEN?’

Karnımın alt bölgesinde, hatta kısmen kasıklarıma doğru bir ağrı başlamıştı. Hiçbir anlam veremediğim bir ağrı. Kadın olmanın verdiği olguyla öncelikle jinekoloğa gittim. Ama kadın hastalıklarına yönelik hiçbir sorun yoktu. Güzel! Ama benim ağrılarım halen devam ediyordu, daha çok da karnımın alt kısmında ve sol tarafta yoğunlaşarak. Bunun yanısıra ne yersem yiyeyim alışmadığım bir şişlik hissi de vardı. Hatta yemek yemesem bile şişlik vardı. Gözle görülür derecede az yemeğe başlamış olmama rağmen kilomda hiçbir değişiklik yoktu. Bir süre daha gözlemlemeye ve beklemeye karar verdim.

Aslına bakarsanız tüm ümidim, geldiği gibi kendiliğinden geçip gidivermesiydi bu anlamsız rahatsızlığın. Ama öyle olmadı. Aksine çok düzenli şekilde tuvalete çıkan bir insan olarak bir de üstüne üstlük ciddi boyutta kabızlık çekmeye başladım. Yaklaşık bir buçuk iki ay süreyle kendimi gözlemledim, yediklerime dikkat etmeye çalıştım.

‘KANSER MİYİM?’

Daha az yemeye başladım. Yiyip yiyip tuvalete çıkamamaktan ve kocaman bir karınla gezmekten ciddi boyutta rahatsız oluyordum. Bu arada psikolojim de bu durumdan etkilenmişti. Sürekli olarak her daim karnımdaki ağrıyı, şişliği ve kabızlığımın sebebinin ne olabileceğini düşünüyordum. Aklıma zararsız bir hastalıktan çok, ölümcül boyutta olanlar geliyordu. Endişelerimin yerini korku almaya başlamıştı. İçin için kanser olduğumu düşünmeye başlamıştım. Bulgularımı kendim dışında pek kimseye açabilecek cesaretim de yoktu henüz. Kafam sürekli kendimi dinlemekle meşguldü. Bir doktor arkadaşa karnımın alt kısımındaki ağrıdan söz ettiğimde gösterdiğim yerde bağırsakların bulunduğunu söyledi. O anda aklımdan teşhisi koyuvermiştim: Bağırsak kanseri! Ve bir bir gözümün önünden neler geçti siz tahmin edin artık. Moralim daha da bozulmuştu. Tam bu günlerde Maltalı bir arkadaşıma semptomlardan söz ettim. İyi ki de, etmiştim…

Yıllar önce safra kesesi ameliyatı geçirmiş olan bu arkadaşım bana o ana kadar daha önce hiç duymamış olduğum bir hastalıktan IBS’den söz etti. (Irritable Bowel Syndrom.) Türkçe literatüre de irritabl bağırsak sendromu olarak geçti! Kendisi de uzun zamandan beri bu rahatsızlıkla boğuşmaktaymış. Bana, bulgularımı tıbbi bir teşhise dönüştürmek için kesinlikle bir gastroentroloji uzmanına başvurmamı önerdi. Haklıydı. En azından ne tür bir uzmana gitmem gerektiğini öğrenmiştim ve moralim de biraz düzelmişti. Kanser dışında bir alternatif çıkmıştı bana. Arkadaşım uzunca bir zamandan beri bu hastalıktan mustarip olduğu için bana detaylı olarak bilgi verdi, hatta kendi araştırmamı kendim yapabilmem için internette bir site bile önerdi. Bu arada hastalık bulguları başladığından bu yana 2 ay geçmişti ve ben de en ufak bir düzelme yoktu. Gastroentroloji uzmanına gittiğimde internet sitesinden de okuduklarımın bana verdiği güvenle tüm bulgularımı bir bir sıraladım ve kendi naçizane teşhisimin de IBS olduğunu doktora söyledim.

“TEŞHİSİ BANA BIRAKIN”

Doktor bu ukalalığımdan hiç hoşlanmamış olacak ki, bana döndü ve “bırakın da teşhisi gerekli tetkikleri tamamladıktan sonra ben koyayım. Şayet IBS iseniz, o zaman size muayene ücretini iade ederim!” dedi. “Yanlış anlamayın dedim, eğer tıbba ve sizin konumunuza, bilginize saygı duymasaydım ve güvenmeseydim, şu an burada olmazdım. Benim niyetim sadece sizin teşhisinizi kolaylaştıracak şekilde tüm gözlemlerimi doğru bir şekilde iletmekti” diye ekledim. Anlaşılan hasta olarak araştırma yapma hakkına pek sahip değildik! Doktor endoskopla göğsümü ve sırtımı dinleyerek işe başladı, tansiyonumu ve nabzımı ölçtü, karnımı elle ve sonra da ultrasonla muayene etti. Yaklaşık 20 dakikalık detaylı bir muayeneden sonra bazı kan tahlilleri ve detaylı bir üst ve alt batın ultrason çekimi, idrar ve dışkı tahlilleri istedi. Tüm bunların ardından tekrar görüşecektik. Bu arada da ciddi bir şeyden şüphelenmediğini belirtti sadece. Tahlilleri bekliyorum Doktordan çıktığımda içim tam rahatlamamıştı, istediği tahlillerin boyutuna bakılacak olursa hafif çaplı bir check-up söz konusuydu. Asıl tanı ondan sonra koyulabilecekti. Hem sadece teşhis de yeterli değildi beni korkularımdan kurtarmak için. Teşhisle beraber gelecek olan tedavi de önemliydi, bu şişlikten, ağrıdan ve kabızlıktan kurtulmak için. Ancak hem Maltalı arkadaşımın bana söylediği kadar hem de internet sitesinden okuduğum kadar eğer hastalığım IBS ise, belirgin bir tedavisi de yoktu. Yani ömür boyu çekecektim ve bununla yaşamayı öğrenmem gerekiyordu. Bu da 32 yaşında şimdiye kadar sağlık sorunu olmayan biri için pek kolay kabul edilir gibi değildi doğrusu. İçinizde bilmeyenler varsa IBS’in tam olarak ne olduğunu iyice merak etmişsinizdir.

‘DOKTORA NASIL KURTULABİLECEĞİMİ SORDUM’

Hemen anlatacağım, dilim döndüğünce tabii! Bu arada kısaca doktorla olan maceramızın da sonunu araya sıkıştırmak istiyorum izninizle. Tahliller ve ultrason filmleri koltuğumun altında yaklaşık 10 gün sonra tekrar doktorda aldım soluğu. Kendisi tahlilleri uzun uzun inceledikten sonra merak edilecek birşey olmadığını ve kendisinin de benimle IBS konusunda hemfikir olduğunu söyledi. Tabii benim gibi kafasını en kötüye odaklamış biri için o an bu onayı almak çok hoşuma gitti, ancak daha sonra birdenbire çektiğim ağrılar, şişlik ve kabızlık aklıma geldi ve hemen doktora bunlardan nasıl kurtulabileceğimi sordum. Maalesef belirgin bir tedavi yönteminin ve ilacın mevcut olmadığını öğrendim. Daha çok strese bağlı olarak oluşan bir hastalık olduğunu, beynin bağırsakların düzgün çalışmasına yönelik göndermesi gereken sinyallerin düzensizliğinden kaynaklandığını açıkladı. Benim durumumda bağırsakta bulunan iki kasın itme ve sıkıştırma görevlerini tam olarak yerine getirmediklerini ve bu yüzden de kabızlık çektiğimi söyledi. Ağrılar ve şişkinlik hissi de bu durumda yan faktörleri oluşturmaktaydılar. Tedavisi için bilinen bir diyet söz konusu değildi, doktorum bana eğer istersem kabızlığımı giderecek bitkisel bir ilaç yazabileceğini söyledi. Ancak bunun bir tedavi olmadığını da yineledi. İlacı bıraktığım anda bağırsaklarımdaki sorun yine ortaya çıkacaktı. İlacı almayı reddettim. Madem olayı beynimdeki sinyaller yönlendiriyordu, o zaman işi kafamdan çözmek durumundaydım. Doktorum da beni onadı.

Kapıdan çıkmadan önce özür mahiyetinde bana şunları söyledi:

“Sizi tebrik ederim. 25 yıllık uzman bir doktorum ve ilk kez bir hastam doğru bir teşhisle bana geliyor. Genelde bize hastalarımız kapıdan girer girmez – ben ülserim, ben mide kanseriyim – gibi teşhislerle gelirler ve bulgular sonucunda haliyle farklı gerçekler çıkar ortaya. O yüzden ben de sizin durumunuzda aceleci davranmak istememiştim. Ancak siz hem bulgularınızı çok doğru ifade ettiniz, hem de şüphelendiğiniz hastalık hakkında çok yönlü bir araştırma yapmışsınız. Böylece ikimizin teşhisi de birbiriyle örtüştü”. Parayı iade etti mi pekiyi diye soracak olursanız, etmedi ve ben de hatırlatmadım zaten. Önemli olan teşhisin konulmuş olmasıydı ve ikinci adım ise tedavi olabilmekti, her ne kadar bu konuda doktor dahi kimse bir ümit veremese bile. Madem bu hastalığın ilacı yoktu ve benim durumumda verilebilecek tek ilaç hömopatik bir müsil ilacı olduğundan bunu çare olarak bir an için bile olsun düşünmedim. Sorunuma çözüm aramalıydım, üstünü örtmektense.

‘REİKİ’YE BAŞLAMAYA KARAR VERDİM’

Böylelikle 2000 yılında eğitimini aldığım Reiki’ye başvurmaya karar verdim. Reiki’de 2. dereceyi yapmıştım ancak günlük yaşamın haralagürelesinde düzenli olarak uyguladığım pek de söylenemezdi. Oysa konuyla ilgiliydim ve bilgilerimi aldığım seminerle kısıtlı tutmayarak süreli yayınları da takip etmekte ve faydası hakkında da bilgi sahibiydim. Gerçi insan sağlıklıyken, keyifliyken, mutluyken bu anların değerinin farkında olamayacak kadar umursamaz olabiliyor, bu anlar sanki normalmiş ve hep böyle kalacakmış gibi hareket edebiliyor. O güne kadar ciddi bir sağlık sorunuyla karşılaşmamış olan ben de, işte aynı aymazlığın içine düşmüştüm. Oysa durum IBS ile birdenbire tepetaklak olmuştu. Evet, belki ölümcül bir hastalık değildi benimkisi ancak ciddi rahatsızlık veren boyuttaydı. Biraz araştırdığımda gördüm ki, Amerika’da çok yaygın olan bu hastalık için özel dernekler ve kulüpler kurulmuştu. IBS ileri safhalarında kişilerde diğer belirtilerinin yanısıra kontrolü mümkün olmayan ağrılı kabızlık ve ishal vakaları şeklinde ortaya çıkmaktaydı ki, bu da kişilerin belli bir noktadan sonra normal hayatlarını sürdürmelerine izin vermeyecek bir şekil almaktaydı. Öyle ki, insanlar işlerine gidemez, evlerinden çıkamaz hale bile gelebiliyorlardı. Beraberinde başgösteren psikolojik rahatsızlıklar da cabası! Sağlıklı bir insanın kaslarına hükmeden beyninin yanlış sinyaller göndermesiyle altüst olan bir sindirim sistemi kişiyi fiziksel rahatsızlıktan öte bunalımın eşiğine de sürükleyebiliyordu. Bu çapta değerlendirdiğinizde olayın boyutlarının hiç de hoş olmayan bir görüntü sergilediğini kabul etmek zorunda kalıyorsunuz haliyle. Durumumun bu denli vahim olmaması buna karşı hiçbirşey yapmamam anlamına gelmediği için çareyi Reiki’de ve Peter Kelder’in “Tibet’in Gençlik Pınarı” adlı kitapta 5 ayin şeklinde tarif edilen hareketlerde aramaya karar verdim. Madem beynin sinyalleri ve stres idi bu hastalığın sorumlusu, o zaman onu yenebilmenin de çarelerini beynime hükmedebilme ve stresle başedebilmeye yönelik alternatif yöntemlerle bulabilirdim. En azından bu yöntemlere aşinaydım ve denemeliydim. Tabii, bu arada elime geçen bir diğer değerli kitap da, Pierre Pallardy’nin kaleme aldığı “Yaşamın Merkezi Karnımız” adlı eserdir. Bu kitapta karnımızın beynimizle olan yakın ilişkisi ve üzerimizdeki etkileri bilimsel bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Böylelikle, hepimizin zaman zaman yaşadığı heyecanlandığımızda karnımızın ağrıması, stresli olduğumuzda bağırsaklarımızın olumsuz etkilenmesi gibi olguların nasıl oluştuğu detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Reikinin, bedende meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengeleyip, tamamlayarak ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatmamızın yolunu açan bir evrensel enerji türü olduğunu biliyordum. Uygulamaya yönelik gereken eğitime de sahip olduğum için teşhisin konulduğu günden itibaren düzenli olarak tüm vücuduma reiki vermeye başladım.

‘UZAKDOĞU ÖĞRETİLERİ KARŞISINDA BÜYÜLENDİM’

Reiki öğretisinde de anlatıldığı üzere tüm vücudunuza reiki verdikten sonra kronik bir sorununuz veya hastalığınız mevcutsa, vücudunuzdaki o bölgeye ayrıca minimum 30 dakika kadar yoğun şekilde Reiki verirsiniz ve bunu 21 günlük seanslarla devam ettirirsiniz. Kendime bu zamanı ayırabilmemin yoğun tempoda çalışmakta olan biri olarak lüks sayıldığı o dönemlerde, çağın hastalığı tembelliğe ve vurdumduymazlığa yenik düşmeksizin kendi kendime sorunun üzerine gideceğime dair söz vermiştim. O günlerde eşimin keşfi olarak adlandırdığım Peter Kelder’in kitabında sözünü ettiği Tibetin 5 ayiniyle tanıştım. Eşim, Tibetli rahiplerin sağlıklı ve dinç vücutlarıyla uzun ömürlerinin sırrına ışık tutan bu kitabın varlığını yıllar önce yurtdışında yaşarken duymuş ama bir türlü kitapla tanışamamıştı. Tam da benim IBS teşhisime denk gelen o günlerde eşim, bir Ankara seyhatinde düzenli olarak uğradığı kitabevinde yayınları karıştırırken bu kitabı/kitapları (Tibetin Gençlik Pınarı I ve II) bulduğunda adeta altın madeni bulmuş gibi sevinç doluydu. Aynı heyecanla eve döndüğünde kitaplarda söz edilen bu mucizevi hareketlerle (ayinlerle) beni de tanıştırdı. IBS’ime yönelik alternatif çözümlere yöneldiğim bu dönemde Batı dünyasının kıymetini çok geç anladığı bu güzel Uzakdoğu öğretileri karşısında adeta büyülenmiştim. Uygulamaya olan inancınız olmasa dahi, bu iki kitabı okumanızı tavsiye ederim. Anlatılanlar karşısında ruh ve beden sağlığınıza yönelik bambaşka bir dünyanın kapılarının aralandığını dahi bilmek içinizde bir merak uyandıracaktır. Ne yalan söyleyeyim, fazlasıyla mantığı ağır basan, duygularıyla hareket etmekte pek başarılı olmayan ben Bayan Gerçekçi, yapılması çocuk oyuncağı kadar basit olan bu ayinlerden öylesine etkilendim ki, bakalım işe yarayacaklar mı diye sırf merakımdan onları uygulamaya başladım.

‘HER SABAH 5 HAREKETİ DÜZENLİ OLARAK YAPMAYA BAŞLADIM’

Teoride Uzakdoğu felsefesine yakın olan ancak uygulamada ciddiyet eksikliği bulunan bendeniz, teorik bilgilerimle örtüşen bu hareketlerin işe yarayacağına aslına bakarsanız kanaat getirmiştim, ancak beklentilerimin seviyesini yüksek tutarak şu IBS ile boğuştuğum günlerde olası bir hayalkırıklığı da yaşamak istemiyordum. O yüzden bu hareketleri sanki düzenli jimnastik yapıyormuşum edasıyla yapmaya karar verdim. Açıkhava yerine spor salonlarında yapılan her türlü aktiviteden nefret eden benim için her sabah sadece 15 dakikamı ayırarak evde yaptığım bu ayinler rahatıma da gelmişti. Bu süre ve ortam, hareketleri yapamamaya yönelik her türlü bahaneyi de ortadan kaldıran türden olduğu için düzeni tutturmak zor olmadı. Her sabah mümkün olduğunca aynı saatte bu 5 ayini (hareketi) düzenli olarak yapmaya başladım. Vücudumuzdaki enerji merkezleri olarak da adlandırılan “Chakra”larımızın Uzakdoğu inanışına göre düzensiz çalışmalarından oluşan dengesizliklerin sonucu hastalanmaktaydık. Bu ayinler, chakralarımızın dönme hızlarını zamanla aynı ayara getirerek vücudun doğal dengesine kavuşmasını sağlamaktaydı. 2 ay gibi kısa bir sürede bu hareketlerin ve Reiki’nin ruhsal ve bedensel faydalarını görmeye başlamıştım bile. Korkularımdan ve endişelerimden arınmış, daha dinç ve sağlam hissetmekteydim kendimi. Bu süreç içinde IBS’den dolayı ciddi boyutta hiç rahatsızlanmamıştım.

‘KABIZLIĞIM YAVAŞ YAVAŞ DÜZENE GİRMİŞ KARNIMDAKİ ŞİŞLİK DE İNMEYE BAŞLAMIŞTI’

Kabızlığım yavaş yavaş düzene girmiş, karnımdaki şişlik de inmeye başlamıştı, ağrılarım ise tamamen ortadan kalkmıştı. Gelişmeler olumlu, bir o kadar da gözle görülür boyuttaydı. Hiçbir ilaç kullanmadığım bu dönemde elde edilen sonuç, gerçekten mucizevi türdendi. Ayağı sıkı sıkı yere basan biri olarak ben, 6 ay boyunca düzenli olarak uyguladığım Tibet ayinleri ve Reiki sonrasında yeniden bir kan tahlili yaptırmaya karar verdim. Oldum olası demir eksikliğiyle boğuşan ve zaman zaman da demir takviyesi alan, almadığı zamanlarda kronik yorgunluk belirtisinden yakınan biri olarak, kan tahlillerimde demir sayımımın bile normal değerlerde seyrettiğine şahit oldum. Herhangi bir ilaç kullanmadan, beslenmeme özen göstermeden elde edilen bu sonucu da haliyle vücudumun dengesini düzeltmeye yarayan bu iki alternatif çalışmaya verdim. Halen 3 yıldır düzenli olarak Tibet ayinlerini her sabah uygulamaktayım. Reiki daha fazla vaktimi aldığı için bu süre zarfında aynı titizlik ve disiplinle uygulamadığım zamanlar olmuştur. Ancak Aralık 2005’den beri tekrar güne başlamadan önceki ilk 1 saatimi Reiki’ye ayırmaya başladım.

‘IBS’NİN BENİ ESİR ALAMAYACAĞI YÖNTEMLERİ KEŞFETTİM’

Alternatif terapilere yoğunluk verdiğim bu son 3 yıldır IBS’ime yönelik ciddi bir sorun hiç yaşamadım. İlk ortaya çıktığı dönemlerde yaşadığım yoğun kabızlığın ardından meydana gelen zehirlenme benzeri belirtiler gösteren şiddetli karın ağrılı ve akabinde beni bitkin düşüren ve vücudumun sıvı kaybetmesiyle sonuçlanan ishal nöbetlerine hiç yakalanmadım. Çok stresli ve sıkıntılı günlerimde IBS’imin halen derinlerde bir yerlerde var olduğu hissedebiliyorum, zira hemen karnım şişmeye başlıyor ve kabızlığa meyilli bir durum başgösteriyor. Ancak alternatif tedavi yöntemlerimi uyguladığım sürece galip gelen ben oluyorum, IBS’in beni esir alamayacağı yöntemleri keşfettiğimden beri IBS’den eskisi kadar korkmuyorum, hatta hiç korkmuyorum. Artmasına izin vermiyorum ve kontrolün bu sayede benim elimde olduğunu çok iyi biliyorum. IBS ile yaşamayı zorla da olsa öğrenmeye ve kabullenmeye şartlandırıldığım ilk günlerden çok farklı bugünkü durumum. Aslına bakarsanız Reiki ve Tibet’in Gençlik Pınarı Ayinleri sayesinde sadece IBS ile değil, birçok başka rahatsızlıkla başetmeyi, hayatı daha keyifli ve kaliteli yaşamayı, herşeyden önce yaşadığım her anın tadını doyasıya çıkarmayı öğrendim. Her yaşta insanın kolaylıkla öğrenip uygulayabileceği Reiki ve Tibet Ayinleri’ni ruh ve beden sağlığına yönelik modern tıbbı destekleyici çare arayan herkese öneririm.

Sebla Soydan Kalender, 10 Şubat 2006

4 YORUMLAR

  1. sanirim piskolojik sorunlari da var arkadashin bu kadar detaylara girilirmi hocam ya yeminle stressden midem bagirsagima karishdi.bende 1 yildir bu hastalikdan muzdaribim.ishal agirlikli benimki antidepresan kullaniyorum yari yariya iwe yariyor

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here