✓ Doğruluğu kontrol edilmiş makale

Uzman Psikolog Ramazan Saygın Şimşek


Ana Sayfa Psikoloji Pozitif mi olalım?

Pozitif mi olalım?

pozitif-mi-olalim

Ne iyi insan ya, vur eline al ekmeğini; ne fedakar, ne yüce gönüllü ya da ne ters, ne şirret, ne kurnaz… Ne çok yaftayla yaşıyoruz ve başkalarına da yapıştırıyoruz. Sonra da sakin kalıp pozitif olmaya odaklanıyoruz. Acaba biz ne yapıyoruz?

Şimdi arkamıza yaslanıyoruz ve nefes alıyoruz… Hayır nefes almıyoruz, yani alıyoruz da şimdi değil. Son dönemde sürekli mutlu mesut olduğunu iddia eden gülümseyen ve hayatın anlamını çözmüş gibi gezinen o kadar çok insanla karşılaşıyoruz ki, gerçeği ayırt etmek zorlaştı. Doğru yerde doğru tepki vermeye ne oldu? Haksızlık karşısında hiddetlenmeden kendini savunmak, kendi sınırlarını koymak ve aynı zamanda o sınırları aşacak vizyona da sahip olmak nerede? Yok heyecanlanmayın bir yere gitmediler, buradalar da sadece hayatın hızı ve yükü üzerlerine bindi, biraz hatırlanmaları gerekiyor.

Pozitif olmak, sakin olmak çok güzel şeyler ama bunları gerçekten içimizden gelerek yapmadığımızda gölge yanları da çalışıyor. Bu da kendini baskılayan, gereken yerde gereken tepkileri veremeyen, sadece söylenenlerle hareket eden, kendi iç görüsünü devreye sokmayan insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Sakin olmanın ve pozitif olmanın bize getirdiği faydaları kesinlikle yadsımayalım. Ama objektif olmaya, kendimizi geliştirmeye ve hayatı olduğu gibi kavramaya önem verirsek yaşamımızda kendimizin de heyecanla takip edeceği açılımlar olabilir. Uzman Psikolog Ramazan Saygın Şimşek, pozitif olmak ve sakin kalmayı derinlemesine açıkladı, okuyalım.

SAKİN OLMALI MIYIZ?

Herkesin birbirine “sakin ol” dediği bir dünyada yaşıyoruz? Sakin olmalı mıyız gerçekten?

Japonlar’ın çok güzel bir atasözü vardır: “Dünyaya uzaktan baktığınızda sınırları göremezsiniz.” İnsanların birbirine “sakin ol” dediği cümlede alt metin olarak karşısındaki insanı şekillendirme çabası var. Kutsal metinlerde de belirtildiği gibi yalnızca tanrı “ol” der ve olur. Olmak çok hassas bir kelimedir. Kişi kendisini üstün görür ve karşısındakini bir forma sokacak olan ol kelimesini derinlerde buyurgan bir sesle dayatır. Bu dayatmanın derinlerinde ise bir ihtiyaç vardır, bir istem vardır. Sahip olmadıklarımızı isteriz ve arzularız.

Pablo Neruda’nın ünlü sözündeki gibi: “İnsan ulaşamadığı her şeyin delisi, ulaştığı her şeyin nankörüdür.” İçimizdeki ruhsal gerginliğin karşıtı duygu olan sakinlik ve huzur duygusunu arar aslında. Tıpkı bir bebeğin ağlama yolu ile annesinin huzur dolu sıcak, sakin, besleyici ve sevgi dolu bedenine kavuşması gibi. Kişilerin birbirine sakin ol diye istemlerde bulunması çağın insanlarda yarattığı narsisizmin ve ben her şeye ulaşabilirim, sahip olabilirim delüzyonunun trajik bir ifadesidir. Sakin olmak, sakinliğe ulaşmaya çalışmak başka ‘sakin ol’ demek başkadır.

Sakin kalmak ne demek? Nasıl sağlanıyor?

Sakin kavramı Arapça durgun hareketsiz anlamına gelen ‘skn’ kökünden gelir. İzlediğim bir filmde şöyle bir sahne vardı: Batılı diyarlardan doğu diyarlarına araştırma yapmak için gelen bir bilim insanı ekibine, yerel köylerden bir grup rehberlik eder. Bu süreçte bir dağ yolunda ilerlerler. Ve rehber yürüdükleri sırada birden durur ve oturur. Bilim insanları şaşırır ve anlam veremez. Çünkü rehber çok suskun ve ‘sakindir’. Rehber saatlerce konuşmaz. En son bir bilim insanı sorar rehbere: “Neden oturdunuz, neden hareket etmiyoruz, hava kararacak ve yetişemeyeceğiz gideceğimiz yere. Vakit kaybediyoruz oturarak.”

Rehber büyük bir sakinlikle dinler ve şu cevabı verir: “O kadar hızlı gittik ki ruhlarımız geride kaldı. Bedenlerimiz çok hızlıydı. Ruhumun bedenime yetişmesini bekliyorum.” Bu durum çağımızın en dikkat çekici özelliği olan iyi kötü herkesin aynı fikirde olduğu ve arzuladığı şey olan hız kavramının adeta fragmanı olan bir sahnedir. 3g, 4g, 5g internet gibi hızlar adeta durumu anlatıyor. Kısa zamana daha çok veri, kısa anlara daha çok yaşantı sığdırmaya ve sıkıştırmaya çalışırız. Ve o kadar hızlı oluruz ki artık kendimizi unuturuz.

Sakin olabilmeliyiz. Sakinlik için önce iç dünyamızı, psikolojimizi, davranışlarımızı etkileyen, düşüncelerimizi besleyen dinamikleri çok iyi kavramalıyız. Aksi durumda iç görümüzün düşüklüğünden dolayı duygularımızı, davranışlarımızı şekillendiremez ve bir şey ‘olamayız.’ İç dünyamızda kaos oluştukça sakinlikten uzaklaşırız. Bu yüzden düşünsel anlamda bize rehberlik yapabilecek bir teknik olan Sokratik Düşünme tekniğini öneriyorum. Sokratik yöntemin beslendiği konular kişinin kendi öz kaynaklarından olan eleştirel düşünebilme becerisi, analitik değerlendirme ve çözümleme yapabilme konusunda diyalektik düşünme becerisi ile kişinin sağlıklı düşüncelere ulaşmasını sağlar.

“MUTLUYKEN SÖZ VERME, ÜZGÜNSEN CEVAP VERME, ÖFKELİYSEN KARAR VERME, YOKSA ÜZEN DE ÜZÜLEN DE SEN OLURSUN.”

POZİTİF OLUN… NE KADAR POZİTİF OLABİLİRİZ?

“Pozitif olun!” çağımızın en fazla duyduğumuz söylemlerinden, bunun ne kadarı hayata geçirilebilir ya da geçirilmeli?

Nörolojik temelde bir şeyin öğrenilmesi için kişinin o durumu anlaması ve bu şekilde nöral ağlar oluşturması gerekir. Aksi durumda davranışı öğrenmediği için kendisine dikte edilen davranışı taklit eder. Ve davranışın felsefesini ve manasını öğrenmediği için çok çarpık ve eğreti bir taklitten öteye gidemez. “Mış gibi” bir insan olur. Böyle insanlar düşünmek ağır geldikçe ve yalnız hissettikçe kendini telkinlere bırakır ve sadece ona söyleneni yapmaya başlar, pozitif olmuş gibi yaşar ama pozitif değildir. Bunun özeti maskeli depresyon yaşayan insanların yaşantılarıdır.

Pozitif olabiliriz fakat bunu bilerek ve isteyerek yapmalıyız aksi durumda insanları mutlu etmek için yaşadıkça bir yanımız trajedi bir yanımız ise komedi oyunlarının oynandığı ortadan bölünmüş bir tiyatro sahnesine dönüşür. Hayat içinde hep bir dinamizmi barındırır. Bu yüzden hayat öteki duyguların varlığıyla ilerler. Aksi durumda negatif olduğumuz bir dünya distopyaya karşılık gelirken pozitif duyguların olduğu dünyalar ütopya olarak hiç ulaşamadığımız birer fantezi dünyasından öteye geçemez.

Kendimizi pozitif ya da negatif yönde baskı altına almamak için neler yapmalıyız?

İnsan en çok vakit geçirdiği beş insanın ortalamasıdır diye bir söz vardır. Baskı varsa eğer pozitif veya negatif olmakla ilgili termodinamiğin temel yasalarının da bahsettiği üzere baskının geldiği bir kaynak ve enerji de elbette olmalıdır. Bu kimi zaman geçmişteki başarısızlıklar ve açlıklar, kimi zaman başkasının özlemlerini gerçekleştirmek için değersizlik düşüncelerinden gelen bir kendini, zamanını ve enerjisini feda eden bir istek, kimi zaman da yakın çevrenin ve ailenin istediği duygulara ulaşmak için çocuğunu araç olarak kullanması (Saygınlık, maddi anlamda zenginleşme, akademik başarı özlemi…) ya da kişinin yön değiştirmiş telafi edici duyguların etkisi altında (annesinin sevmediği bir çocuğun, derinlerde sevilmediğini bilen hisseden bir çocuğun hayatın birçok alanında çok başarılı olmak için bitmek bilmeyen bir çabayla çalışması ve bu şekilde anne bak ben başarılı oldum artık beni sevebilirsin ben değerli oldum şeklinde sessiz çığlığı) kendisine pozitif ve negatif yönde baskılar uygulayabilir.

Öncelikle bu baskının kaynağını çok iyi öğrenmeli adeta izi sürülmelidir. Çünkü hareket eden her şey mutlaka bir iz bırakır ve gittiği yerden bir boşluk oluşturur. Bu noktada bir fotoğrafa baktığımızı düşünelim. İnsan gözü ileriye baktığında 95 derecelik bir açıyı görür fakat bir nesnenin ve düşüncenin de birçok açısı vardır. Elimizdeki fotoğrafı tamamen görebilmek için kimi zaman ya ondan uzaklaşmamız ya da fotoğrafı kendimizden uzaklaştırmamız gerekebilir. Her iki durumda da mesafe kavramı ortaktır. Bu yüzden bizde gerilim ve baskı yaratan bizi bazen olmadığımız bir karakterin için girmeye iten kişi ve durumlardan hatta duygulardan uzak durmalıyız. Çünkü düşünce nasıl bir nöronun ateşlenmesiyle uzun bir yolculuğa çıkıyorsa insan da bir duygunun bir arzunun ve düşüncenin tetiklemesiyle kendine zarar verici (çatışmalı ailelerde, alkolik babayla büyüyen çocukların ilerde kendine zarar verici davranışlar içine girmesi gibi) davranışların olduğu yaşantıların içine girebilir ve bulamadığı huzuru veya sevgiyi dolaylı ve suni şekillerde tatmin arayışında kendini yıpratabilir. Günlük tutmak çok önemli bir konudur. Tıpkı termodinamikte anlatıldığı gibi bir etki sonucunda bir tepki yaratır. Bir davranış bir duyguyu veya bir davranış bir duyguyu tetikleyebilir.

Günümüzde hayatın ritmi çok hızlı olduğu için binişik duygular ve düşünceler yığınıyla yaşıyoruz. Her şeyin iç içe geçtiği, bastırıldığı yaşantılarımız olabiliyor. Bu yüzden yaşanan hisler sonrasında bunların not alınması çok katkı sağlayacaktır kişinin kendini tanımasına. Duş alırken kişinin zihninden geçen düşüncelerden tutun ta ki tuvalette düşünülen konulara kadar hepsi bizlerden izler taşır. Bazen en çok kendimizi görmek istemediğimiz yerlerde değil miyizdir? Bu yüzden zor olabilir görmek ancak yazı yazmak her zaman çok değerli bir iletişim aracı olmuştur.

“SAKİNLİK İÇİN ÖNCE İÇ DÜNYAMIZI, PSİKOLOJİMİZİ, DAVRANIŞLARIMIZI ETKİLEYEN, DÜŞÜNCELERIMİZİ BESLEYEN DİNAMİKLERİ ÇOK İYİ KAVRAMALIYIZ.”

RUH HALİ DENGESİZLİĞİNİN NEDENLERİ NE?

Ruh hali dengesizliğinin en önemli sebepleri nelerdir? Dış olaylardan daha az etkilenmek için neler yapabiliriz?

Ruhsal anlamda yaşanan dengesizlikleri fizyolojik durumları da içine kadar değerlendirmeliyiz çünkü insanın biyolojik parametrelerini bağlam dışında tutmak görüş açımızı ve değerlendirmelerimizi oldukça kısıtlayacaktır. Genel anlamda söylemek gerekirse belirsizlik, kişinin iç görüsünün düşük olması, düşünme sistematiğinin yanlış yerlerde travmatik yaşantılar ve ortamlarda ciddi anlamda körelmesi ve esnekliğini kaybetmesi içerik anlamında zayıflaması, fizyolojik durumlar, hormonal durumlar, kişinin üzerinde kontrol kuran ve onu, davranışlarını ve duygularını ciddi anlamda etkileyen kişi, durum ve kurumların varlığı. Freud sinir hastalıklarının kökeninde belirsizliğe karşı gösterilen toleransın düşük olmasını açıklar. Bu yüzden insanın hayatında belirsizlik yaratan durumları, çelişkileri, ilişkileri çok iyi anlaması ve ona göre aksiyon alması gerekir. Aksi takdirde ilişkisinde yaşadığı belirsizlik bile yerini bir süre sonra bağımlı bir ilişkiye bağımlılığa götürür ki bu da ciddi dengesizliklerin tohumunu atar.

Ruhsal dengesizliği alegorik anlamda anlatmamız gerekirse ön sağ tekerliği patlamış bir araba düşünebiliriz. Bu araba düzgün bir şekilde yol alamayacaktır, balans ayarlarının bozulmasından dolayı fakat yine de ilerleyecektir dengesiz bir şekilde de olsa. Fakat bu ruhsal dengesizliğin beslendiği bir psişik enerji de vardır aynı zamanda. Bu arabanın enerjisini aldığı ona ilerlemesi için güç veren bir enerji mutlaka olmalıdır. Bu yüzden kişi öncelikle hangi davranışını hangi zamanlarda yapıyor, bu konuda nasıl bilgi sahibi olabilir, hangi araştırmaları yapmalıdır bu konuda aydınlanmak ve farkındalık sağlamak için, doğru soruları ve cevapları alabilmesi için nasıl yöntemler ve yollar izlemelidir gibi konularda çaba harcaması kendisi ve olaylar konusunda yaşadığı sorunlar ve ruhsal dengesizliklerini düzeltme yönünde çok değerli ve etkili sonuçlar almasını sağlayacaktır.

Tıpkı hikayede anlatıldığı gibi: Günlerden bir gün bir adam çok ciddi baş ağrısı çekiyormuş. Gittiği hiçbir yerde çare bulamamış baş ağrısına. Nereye ve kime gittiyse bir çözüm bulamamış. Baş ağrısından dolayı uyuyamamış haftalarca ve yemek yiyememiş. En son bir ay sonra vücudu çökmüş ve adam ölmüş. Yas dönemi olmuş ve adamın evini temizleyip eşyalarını toplamaya gelmiş akrabaları. Adamın odasını temizlerken bir de bakmışlar ki adam sigara içen biriymiş ve kül tablasını yatağının altına koyarmış hep uyumadan önce üşenirmiş odadan çıkarmaya. Meğer baş ağrısının sebebi bu izmarit dolu kül tablasıymış.

Hayatımızda, psikolojik durumumuzda dengesizlikleri besleyen birçok kül tablası vardır. Kişiler bazen en yakınlarındaki sorunları görmezden gelebilir. Bu ailede yaşanan sorunlar olabilir, ilişkide yaşanan sorunlar olabilir hatta bedeninde yaşanan sorunlar olabilir. Çünkü hatayı kendinde arama ve bulmak isteme eğilimi taşımak istemez. Hata varsa bir ceza da vardır diye düşünür insanlar fakat bu cezadan kaçarken aslında en büyük cezayı da kendilerine verdiklerini fark etmeden.

Mental açıdan sağlıklı olup, doğru kararlar vermek için neler önerirsiniz?

Öncellikle ruh sağlığı ile beden sağlığının bir bütün olduğunu belirterek konuya giriş yapmakta fayda var. Bu yüzden düzenli sağlık kontrolleri, düzenli beslenme ve kaliteli bir uyku genel anlamda çok önemli başlıklardır. Çünkü bazen sadece yetersiz ve kalitesiz bir uyku bile zaman içinde nörolojik yorgunluk yaratarak kişinin psikolojik bağışıklığını düşürüp mental hastalıklara zemin hazırlayabilir. Hayatında acılar, sevinçler, hüzünler, hastalıklar ve daha birçok şey yaşar. Bu yüzden mental anlamda güçlenmek çok daha sağlıklı bir altyapı hazırlayacaktır ileride karşılaşacağı güçlükler ve sorunlar karşısında. Bunun için okumalı, araştırmalı, gözlemlemeli, not almalıyız. Çünkü insanları tanımadan verilecek psikolojik iyileşme formülleri kişileri ancak bir yere kadar götürebilir. Mental sağlığını korumaya yönelik düşünsel materyallerle, araştırmalarla, farkındalıklarla kendimizi sürekli güçlendirmeliyiz.

RUH SAĞLIĞIMIZI KORUMAK İÇİN NE YAPABİLİRİZ?

Ruh sağlığımızı korumak, daha iyi hissetmek için günlük rutinlerimize neler ekleyebiliriz?

Hipokrat: ‘En iyi ilaç yürüyüştür’ der. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda yürüyüşün vücudu en az yoran egzersizlerden olduğu ve klinik bulgulara göre depresyon yaşayan kişilerde önemli ölçüde iyileşme sonuçları ortaya çıkaran egzersizlerdendir. Ruh sağlığı ve beden sağlığı bir bütün olduğu için ruh ve beden arasındaki uyuma ve senkronizasyona çok dikkat etmeli ve önem vermeliyiz. Yeni rutinlerinizin istenen etkiyi oluşturması için günlük rutinlerinizi iyice incelemenizde çok fayda var. Erken uyanmak, güne erken başlamak biyolojik saatinizi düzelteceği gibi gününüzü çok daha verimli geçirmenizi sağlar. Önemli olan çok uyumak değil kaliteli uyumaktır. Erken uyanmak için az uyumanız gerekeceğini düşünebilirsiniz fakat aslında burada bir kısırdöngü yatar. Verimsiz, dinlendirici ve kaliteli uyumadığınız için çok uyumak isteyebilirsiniz bu yüzden rutinlerinizi iyi düşünmenizde tek tek rutinlerinizi detaylı ele alıp yeniden düzenlemenizde çok fayda var. Çin atasözünün dediği üzere, “Ne yersen o’sundur.” Düzenli egzersiz, sağlık kontrolleri, sigara, alkol ve kafeinden uzak durmak hayat kalitenizi arttıracağı gibi hayatınızda sizi stresten uzak tutacak kül tablalarından da uzak tutabilir. Sosyal aktivitelere katılmak, sosyal yaşamın içinde olmak, kendinizi ifade edebileceğiniz alanlarda vakit geçirmek ve beyni canlı tutmak çok önemli konuların başında gelir. Çünkü beyni sürekli beslememiz, düşüncelerle, okumalar ve araştırmalarla, bulmacalarla, sorularla sürekli aktif ve canlı tutmamız gerekir çünkü beyin nöroplastisite denilen esnekliğini kaybetmesi durumda tek düze ve kişiye düşünsel anlamda fakirlik yaşatabilecek bir sürece yol açar.

BAŞIMIZA GELEN OLAYLAR KARŞISINDA HER ZAMAN SAKIN KALIP POZİTİF OLMAK NE KADAR DOĞRUDUR?

Yoğun duygular yaşarken adeta mantığın şalterinin inmesi gibi. Tıpkı yoğun duygusal anlarda yaşanan kontrolsüz davranışlar gibi. Tamamen ilkel ve dürtüsel yani düşünülmemiş direkt olarak aksiyon içeren davranışlarda bulunuruz. Evine gelen hırsızı öldüren birine mahkemede neden öldürdün sorusu sorulur, o anı hatırlamıyorum der. Beyin tehlike anlarında ve yoğun stres duyguları altında olduğunda düşünce ve davranışlara yön veren nörolojik işlemlerde çok farklı bir süreç ortaya çıkar. Düşünce beyinde muhakemeden sorumlu olan korteksden (merkez) direkt olarak davranışın eyleme döküldüğü kortekse sıçrar. Ve insan direkt olarak eylem halinde olur.

Ve ne yaşadığını ne yaptığını bilmez sadece yapar. Refleksif davranır. Başımıza gelen olaylarda sakin olmalıyız çünkü yoğun duygular altında objektifliğimizi tamamen kaybetme riski hem psikolojik hem fizyolojik olarak mümkün. Tıpkı kimi zaman birbirine en çok zarar veren insanların aslında en çok birbirlerini sevdiklerini söylemesi gibi çelişik duygulanımlar ve davranışlar ortaya çıkar. Sakin olmak, daha diyalektik değerlendirmemizi sağlar. Fakat pozitif olma durumu çok şüphelidir. Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya romanında anlattığı üzere herkese soma adlı bir ilaç verilir ve herkes çok mutludur fakat perde arkasında beyinler uyuşturulmuştur yalancı bir iyilik hali mevcuttur. Pozitif olma durumunda böyle bir risk mevcuttur. Mutlu olmamız pozitif olmamız her zaman sağlıklı bir durumda olduğumuzun aksine bazen çok ciddi bir iyi olmama halinin de göstergesi olabilir.

Yazı: Irmak Yaşar

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here