Tuzun “elmas”ı Himalaya tuzu

25082014 tuz01

Günümüzde sağlıklı beslenme kavramı, günlük alınacak öğün ve bu öğünlerin porsiyonları ile sınırlı değil. Artık gıdanın peşinden gitmenin zamanı geldi. Tükettiğimiz her gıdanın içeriğine dikkat etmemiz gerekiyor. Bunlardan biri de yaşamın temel taşlarından olan tuz… 

Anne karnında hayatımız tuzlu su ile başlıyor. Hücrelerimizin içi ve dışı tuzlu sudan oluşuyor. Vücudun tüm fonksiyonları için tuz gerekiyor. Ama diğer yandan tuzdan çok korkuyoruz. Birçok sağlık probleminin sorumlusu olarak onu görüyoruz. Sizce de burada bir çelişki yok mu? Diğer yandan ise son yıllarda aslında sofralarımızda kullandığımız tuzun gerçekten çok masum olmadığını öğrendik… Ve başka alternatiflerimiz olduğunu da… Ama o kadar çok alternatif var ki hangisine güveneceğimizi şaşırdık. Kaya tuzu mu, deniz tuzu mu, Himalaya tuzu mu?

Tüm bu sorulara yanıt ararken karşımıza Ünal Güner çıktı. Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü’nden mezun olan Güner, daha sonra Sağlık Bilimleri üzerine yüksek lisans yapmış ve 2008 yılından beri Himalaya tuzu üzerine çalışıyor, danışmanlık veriyor. Ünal Güner söze, “Kilo vermenin ve selülitten kurtulmanın ilk yolu tuz kullanmaktır” diyerek başlıyor ve yıllardır tuz kullanımına dikkat çeken bizleri şaşırtıyor. Bu nasıl olabilir? Güner açıklıyor: “Tuz rafine edildiği günden beri kafamızda bir karmaşa var. Aslında tuz hayatın kendisidir. Hayatımız anne karnında tuzlu su ile başlıyor. Hücrelerin içi yani biz tuzlu sudan oluşuyoruz. Hücre içindeki iletişim de tuzlu suyun hareketi ile oluyor. Tıpta buna sodyum-potasyum dengesi deniliyor. İnsan her aktivitesinde tuz kaybediyor; gözyaşı ile, idrar ile, ter ile. Hormonlarımız, tüm vücut sıvılarımız tuzlu su… Tuz kullanması yasak olanlara diyorum ki, ‘Neden hastaneye gittiğinde bilinci kapalı bir insana şekerli su değil de tuzlu su bağlanıyor?’ Şaşırıyorlar. Evet tuzlu su ama rafine tuz değil. Serum üreten şirketler tuz madenleriyle özel anlaşma imzalıyor ve elle çıkarılmış, kristal tuzlardan serum hazırlıyor çünkü kristal tuz hücre içerisine geçişi kolaylaştırıyor. Bu geçiş ne kadar kolaysa vücudun enerjisi de o kadar yüksek oluyor. Rafine tuz ise tıpkı yapay tatlandırıcı gibi tuz tadı veriyor ama vücutta işlevsiz kalıyor.”

 

Hangi tuz?

Rafine tuzdan uzak durmamız gerektiğini biliyoruz. Şimdi neden Himalaya tuzunu tercih edebileceğimizin yanıtlarını bulma vakti… Himalaya tuzu, kristal tuz grubuna giriyor. Kaya tuzlarının yüksek basınç altında, kristalleşerek adeta elmaslaşmasıyla oluşuyor. Sağlık için en yüksek etkiyi Himalaya tuzundan elde edebileceğimiz söyleniyor. Kristal tuz ülkemizde çok az bulunuyor. Bir diğer seçenek olan kaya tuzu ise çıkarılma şekli nedeniyle risk taşıyor. Bu hassas tuzun çıkarılma şekli sağlıklı olup olmamasını etkiliyor. Ülkemizde dinamitle patlatılarak çıkarılması bu tuzun kirlenmesine neden oluyor. Öte yandan temizlik kavramını beyazlıkla karıştırıyoruz ve bembeyaz tuzu temiz sanıyoruz. Oysa kimyasallarla yıkanıp bembeyaz olan tuz da değerini kaybediyor. Tıpkı çamaşır suyu ile yıkanmış gibi… Düzgün çıkarılan kaya tuzları ise sağlığımız için oldukça faydalı. Kaynak tuzları ise İç Anadolu bölgemizde bolca bulunan zengin mineral içeriği olan tuzlar ve tuz dağlarından akan temiz kaynak sularının buharlaşması ile elde edilen bu tuzlar, elle kolayca ufalanarak kullanılıyor. Elle toplanan ve rafine işlemine gerek bırakmayan bu tuzlar, yerel tuzlar içinde en çok önerilen grubu oluşturuyor. Bir diğer seçenek ise deniz tuzu… Zaten Himalaya tuzu dahil tüm tuzların kaynağı deniz. Ancak Ünal Güner şunu soruyor: “Bugünkü denizlerin suyunu içer misiniz? Hayır. O zaman tuzunu da kullanmayın. Beyaz olması sizi aldatmasın. Çamaşır suyu da beyazlatıyor.”

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here