Eda Erdem: Eğlencesine olan bir oyunda dahi kaybetmeyi sevmiyorum!

eda-erdem

O bir kaptan, o bir lider, o bir sultan, o bir Eda Erdem. Olimpiyatlar ve Avrupa şampiyonasıyla milyonları ekran başına kilitleyen, yeniden gülümsememize sebep olan Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın kaptanını gururla takdimimizdir…

Röportaj: Deran Çetinsaraç
Fotoğraf: Murat Sargın
Styling: Tülin Demir
Makyaj: Alp Kavasoğlu
Saç: Hüseyin Açıkgöz
Styling asistanı: Burak Şener

Ülkemizin gündemi malum; her an her şey olabiliyor. Yangınlara üzülürken sel görüntüleri karşısında donup kalabiliyoruz. Ancak son iki ay öyle bir gündem yaşadık ki deyim yerindeyse hop oturduk hop kalktık. Sonunda da bolca gözyaşı döktük. Peki mutsuz muyuz? Alakası yok; Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı nam-ı diğer Filenin Sultanları sayesinde mutlu olduk, gururlandık, heyecanlandık, kızdık, güldük, üzüldük ve en önemlisi birlik olduk. Altın madalyayı kaçırmış olsalar da bize yaşattıkları her şey için gönlümüzün en birinci yeri kaptan Eda Erdem ve tüm takımın. Kaptanımız bizi kırmadı ve bu ay azmiyle, hırsıyla, çalışkanlığıyla, liderliği, pozitifliğiyle kapağımızı onurlandırdı.

Senin için 10 yıl önce “Bana yeniden voleybolu sevdiren kadın” demişler; şimdi milyonlara sevdirdin bu sporu yeniden. Neler hissediyorsun?

Elbette çok mutlu oluyorum böyle geri dönüşler alınca. Voleybol oynamak bizim için bir ihtiyaç, bir tutku; hayatta en iyi olduğumuz şey ve benim için de 14 yaşımdan beri hayatımın merkezi. Popüler olması, insanların izlemesi, zaman ayırması çok uzun bir geçmişe dayanan Türkiye kadın voleybolunun aslında biraz da zaman içerisinde hak ettiği karşılığı bulması demek. Tabii bu sporu en özel kılan şey de bireysellikten olabildiğince sıyrılıp, başarıların kazanılması için iyi bir takım oyununa olan bağlılığı. Bu yüzden bugün milyonlar bizi takip ediyor, voleybolu seviyorsa bunda ben ve arkadaşlarım kadar, uzun yıllardır bu branşa hizmet eden oyuncu, teknik ve idari kadrolarda yer alan herkesin büyük katkısı var. Umarım bizden sonraki nesil de yakaladığımız bu pozitif ivmeyi aynı çaba ile devam ettirir, daha da yukarılara taşır.

Herkes sporcu olabilir ama kaptan olamaz derler; milli takımı omuzlarında taşıdın. Bunu nasıl başarıyorsun?

Kaptanlık gibi, özünde liderlik barındıran görevlere olan yatkınlığın doğuştan geldiğine inanıyorum. Benim liderlik anlayışımın temelinde, her zaman kazanmayı istemek yatıyor diyebilirim. Bu istek sadece maçlarda var olmuyor; idmanda eğlencesine oynadığımız bir oyunda bile kaybetmeyi sevmiyorum. Saha içinde ya da saha dışında bir arkadaşıma yardımcı olduğumda da bu bana ekstra bir motivasyon sağlıyor. Destek olmaktan, yardım etmekten, bu duyguları paylaşmaktan çok keyif alıyorum. Adil olmaya özen gösteriyorum, sporcular ile teknik ya da idari kadro arasında köprü olarak doğru iletişimi sağlamaya çalışıyorum. Bunları yaparken de ekstra bir efor harcıyor gibi hissetmiyorum, hepsi ilk günden beri sahaya yüzde yüzümü vererek yansıtmaya çalıştığım sporcu karakterimin bir parçası.

EDA ERDEM: OLİMPİYAT MADALYASINI ÇOK İSTERİM *

Rüya Takım’a dört kez üst üste seçilen ilk voleybolcu oldun, önceki yıllarda sayısız kez kupa kaldırdın. Şunu elde etmeden voleybolu bırakmam dediğin bir hedefin var mı?

Kariyerim boyunca istikrarımı koruyabilmek benim için hep çok önemli oldu. Geriye düşmemek, hep daha ileriye gitmek için çalışıyorum. Takım olarak başarılı bir turnuva geçirdiğimizde aldığım bireysel ödüller de bu çalışmaların karşılığı oluyor ve pastanın üzerindeki çilek gibi hissettiriyor. Hedefler ise hiç bitmiyor. Bu yaz Milletler Ligi, Olimpiyat ve Avrupa Şampiyonası oynadık ve bir haftalık aradan, üç günlük bir tatilden sonra şimdi Fenerbahçe ile kulüp idmanlarına başladım. Şampiyonlar Ligi’nde, Dünya Kulüpler Şampiyonası’da, Türkiye Ligi’nde ve Türkiye Kupası’nda mücadele edeceğiz. Hepsinde zirvede olmayı hedefliyoruz. Fenerbahçe ile Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olmayı, Milli Takım ile de Olimpiyat Madalyası’nı boynuma takabilmeyi gerçekten çok isterim.

Takımı gaza getirmek için en çok kullandığın kelime veya cümleler nelerdir?

“Haydi kızlar devam!” demeyi çok seviyorum. Oldukça basit fakat iyi bir şey yaptıysak onu tekrar yapmayı, kötü bir şey olduysa da onu hemen o anda, geçmişte bırakıp iyi yaptığımız şeye kaldığımız yerden devam etmeyi çağrıştıran, uyarıcı bir etkisi olduğunu düşünüyorum.

Eda’yı beş kelimeyle anlatmak istesen bunlar ne olurdu?

Çalışkan, lider, mücadeleci, istikrarlı ve Fenerbahçeli.

Kore’ye yenildiğiniz maçta ekran başındakiler senden daha fazla üzülmüş olabilir ama kaybetmenize değil de özellikle senin üzüntüne; neler yaşadın o gün?

Olimpiyatlarda her şey istediğimiz gibi gidiyordu, kurada Güney Kore ile eşleştiğimizde bir sonraki tur için herkes avantajlı olduğumuzu düşünüyordu ve madalya hesapları yapılmaya başlanmıştı. Kağıt üzerinde ve geçmiş maç istatistiklerimize bakıldığında da favori bizdik. O maçı 3-2 kaybetmek, hayallerimizin o sahada üzerimize yıkılmasının ağırlığından olsa gerek duygularımızı soyunma odasına kadar saklamak imkansızdı. O maça ve öncesine dair kendime sakladığım, tekrar aynı duruma düşmemek için üzerine düşündüğüm pek çok öğreti var. Böyle günleri genellikle unutmak ister insan, ben her zaman hatırlamak istiyorum. Diğer yandan sporu böylesine sevdiren şey de bu; iyi ya da kötü sürprizler her zaman var. Onca mücadeleye rağmen yere düşüyorsun ama iyi bir sporcu ve iyi bir takım da oradan tekrar ayağa kalkmasını bilmek zorunda.

“O maçı 3-2 kaybetmek; hayallerimizin o sahada üzerimize yıkılmasının ağırlığından olsa gerek duygularımızı soyunma odasına kadar saklamak imkansızdı. O maça ve öncesine dair kendime sakladığım, tekrar aynı duruma düşmemek için üzerine düşündüğüm pek çok öğreti var.”

Böyle heyecanı yüksek maçlardan önce uyuyabiliyor musun? Heyecanını nasıl bastırıyorsun?

Önemli maçlardan önce ilk A Takıma çıktığım günlerde olduğu gibi heyecanlanıyorum. Uyumama engel olmuyor, o heyecan daha çok maça çıkmadan önce kendisini gösteriyor. Sahaya ayak bastıktan sonra da o duyguları motivasyona dönüştürmeniz gerekiyor. Çünkü 34 yaşındayım. Kariyerimde pek çok final niteliğinde maç oynadım; sahaya çıktığımda beni böylesine heyecanlandırabilecek seviyede bir maçta hala görev alabildiğimi; liderlik yapabildiğimi, kısaca işimi ne kadar da iyi yaptığımı kendime hatırlatıyorum ve bu özgüven bana güç veriyor.

Maçtan önce yaptığın meditasyon veya nefes teknikleri var mı?

Meditasyon yapmıyorum. Maçlardan önce değil de maç içerisinde, nabzımı uzun bir ralliden sonra ya da molada normale yalkaştırmak için, kendime derin nefesler almam gerektiğini hatırlattığım zamanlar oluyor.

PROFESYONEL BİR VOLEYBOLCUNUN ANTRENMANI NASIL OLUYOR?

Programlarımızda maç takvimi belirleyici oluyor. Sezon aralarında fiziksel yüklemeler ağırlıktayken, önemli maçlar yaklaştığında daha çok taktiksel idmanlar yapıyoruz. Rutin antrenman programını sabah fitness ve hafif top idmanı, akşam da taktiksel maç idmanı şeklinde günde iki antrenman olarak düşünebiliriz.

SABAH KAÇTA KALKARSIN, GÜNLÜK KAÇ KALORİ YAKARSIN? *

Genellikle sabah idmanımız olduğu için saat 09:00-09:30 gibi kalkmış olurum. Günde ortalama 3000-3500 kalori yaktığımı söyleyebilirim. İdman temposunun yoğun olduğu günler 4000 kaloriyi buluyor.

BESLENMENE NASIL DİKKAT EDİYORSUN? *

Yemek yemeyi çok seviyorum. Hiç seçici değilim; eğer profesyonel sporcu olmasaydım farklı mutfaklardan, farklı lezzetleri denemekten asla sıkılmazdım. Fakat kasları ve enerjiyi üst seviyeye taşımak için vücudun ihtiyaçları doğrultusunda beslenmeye özen göstermeniz ve performans odaklı diyetler seçmeniz gerekiyor. Bu yüzden tatil harici dönemlerde doğal ve sağlıklı şeyler yemeyi tercih ediyorum. Çok fazla tatlı yememeye çalışıyor, günlük almam gereken karbonhidrat ve protein miktarına dikkat etmeye özen gösteriyorum. Bunun yanında da lif değeri yüksek ve yağ yönünden zengin besinler yemeyi tercih ediyorum.

Olimpiyatlar ve Avrupa şampiyonasında gözümüz ekrandaydı. Tabii sporcular kadın olunca işin içine görsellik de girdi. Senin mavi tokan, Ebrar’ın pembe saçları, Zehra’nın göz kalemi… Maçlarda iyi görünebilmek için neler yapıyorsun?

Saha bizim sahnemiz diyebiliriz. Maça çıkarken kendimizi iyi hissettiren, moralimizi yükselten şeyleri yapmaya çalışıyoruz. Bir kadın olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki makyaj da bunların başında geliyor. Bakımlı ve hoş görünmenin bizlere hem özgüven verdiğini hem de açıkçası yakıştığını düşünüyorum. Kendi adıma konuşmak gerekirse maç makyajımı ve saçımı yaparken çok keyif alıyorum, hiç angarya gibi gelmiyor. Ayna karşısında makyaj ritüeli sırasında kendimle göz teması kurmak da konsantrasyonumu yükseltiyor. Takımda herkesin farklı özellikleri var. Her izleyenin yakın hissedebileceği bir çeşitlilik hakim. Bizi sevmelerinde bu farklılıkların da büyük etkisinin olduğunu düşünüyorum.

“Genellikle sabah idmanımız olduğu için saat 09:00-09:30 gibi kalkmış olurum. Günde ortalama 3000-3500 kalori yaktığımı söyleyebilirim. İdman temposunun yoğun olduğu günler 4000 kaloriyi buluyor.”

Diyelim çok önemli bir maçı kazandın, Eda bu başarıyı nasıl kutlar?

Maç sonu eşim ve maçlarımızı izlemeye gelen yakın arkadaş grubumuzla güzel bir restoranda akşam yemeğinde buluşuruz ve mutluluğumu onlarla paylaşırım. Uzun yıllardır böyle bir geleneğimiz var.

Fenerbahçeli’sin, hatta GS ve BJK’lilerin tek sevdiği Fenerbahçeli olabilirsin. Sadece voleybol dünyası için değil Türkiye için de yerin ayrı; bunun sırrı ne?

Sevilmek, alkışlanmak, takdir görmek gibi pozitif geri dönüşü ifade eden, izleyenlerde uyandırabildiğim her duygu çok değerli. Çünkü her zaman söylediğim gibi ben gücümü taraftardan alan bir sporcuyum. Maçlarda gösterdiğim mücadeleden yola çıkarak benim için kullandıkları “sahadaki biz” benzetmesi beni çok gururlandırıyor. Çünkü böyle olduğunda yapmak istediğim şeyler anlaşılmış; emeğim, gösterdiğim özveri karşılık bulmuş oluyor. Farklı renklere gönül veren insanların iyi bir sporcuyu sevmesini çok anormal bulmamakla beraber, bir sporcuyu sadece başka bir takım forması giyiyor diye sevmeme fikrini daha anormal buluyorum diyebilirim. Diğer açıdan bakarsak da beni sahada verdiğim mücadele haricinde farklı kılan şey ise sanırım kulübüme olan aidiyetim, bir takımı en az onlar kadar sevip desteklemem, tuttukları takım aynı olmasa da bir empatiye sebep oluyor. İyi de oynasam, kötü de oynasam sonuna kadar mücadele ettiğimi biliyorlar. İyi ki varlar…

Ailende herkes uzun boylu mu? Senden başka profesyonel olarak sporla ilgilenen olmuş muydu?

Evet, annem ve babam da dahil olmak üzere hepimizin boyu ortalamanın üzerinde diyebilirim. Profesyonel olarak spor yapan sadece ben varım.

EDA ERDEM: ALTINCI ÇOCUK OLMAK BİRAZ BİRAZ ZORLAYICI OLUYOR *

Evin altıncı çocuğu olmak zor muydu? Kalabalık ailede büyümenin senin üzerinde ne gibi etkileri oldu?

Altıncı çocuk olmak elbette biraz zorlayıcı oluyor. Özellikle altıncı kız çocuk olduktan sonra yedinci çocuk da erkek olunca pabucunuz çok çabuk dama atılıyor ve biraz kendi kendinize yetmeniz gerekiyor. Ama pozitif anlamda baktığımızda kalabalık bir aile içerisinde büyümenin daha o yaşlarda paylaşmayı öğrenmek, tıpkı bir takım gibi uyum içerisinde büyümek gibi takım sporlarına mental olarak hazırlayıcı ortak yanları oluyor.

Küçük yaşlarda spor hayatında ailenin desteği de önemli değil mi? Hafta içi, hafta sonu antrenmaları, maça gelip desteklemeler; her maçına gelirler mi?

Küçük yaşlarda ailenin desteği elbette önemli. Beklentiyi baskıya çevirmeden bir ailenin çocuğunun yanında olması tabii ki çok değerli. Her şeyden önce çocuğun spor yapması, sağlıklı büyümesi adına büyük bir önem taşıyor. Kendi adıma da lojistik olarak, küçük yaşlarda, idmanlara gidip gelmek konusunda baya bir zorluk yaşadığımı hatırlıyorum. Babam hala maçlarıma gelir, annem eskisine göre daha az gelebiliyor çünkü zamanını torunlara ayırmak zorunda.

Eşiniz sporla uğraşıyor mu? Nasıl tanıştınız? Maç takvimi yüzünden yoğun seyahatleriniz de oluyordur, bu anlamda eşinizin desteği de çok önemli değil mi?

Eşim Erdem ile, kalabalık bir arkadaş grubuyla gittiğimiz bir akşam yemeği organizasyonunda tanıştık. O, profesyonel spor camiasının dışında fakat koyu bir Fenerbahçe taraftarı. Birlikte 13 yılı devirdik. İlk buluşmalarımızda Fenerbahçe maçlarına onun kombinesi ile gider, tek bir koltukta ayakta iki kişi omuz omuza maç seyrederdik. Bana ve mesleğime karşı olan anlayışı ve desteği konusunda da çok şanslıyım; önceliklerimiz hep ortak oldu ve rahatlıkla kariyerimdeki en büyük destekçim Erdem’dir diyebilirim.

YORUM YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here